Ata'nın İlkelerinden Uzaklaşanlar Ve...
Suay Karaman
Atatürkçü Düşünce Derneği
Genel Sekreteri
Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, onun Kuvayı Milliye'sinden, onun Müdafaa-i Hukuk'undan, Halk Fırkası'ndan ve bütün hepsinin temel felsefesini oluşturan "6 Ok"undan gelen Cumhuriyet Halk Partisi; Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu ve ilkeleri Cumhuriyetçilik, Ulusçuluk, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik olan Türkiye'nin en köklü partilerindendir.
Böyle bir partinin genel başkanının türbanlılara ve kara çarşaflılara parti rozeti takarak oy avcılığına soyunması dehşet verici bir durumdur. Üstelik bu olayı haklı göstermek için, "açılım yapıyoruz, herkesi kucaklıyoruz" diye açıklama yapılması, herkesi budala yerine koymakla eşdeğerlidir. Acaba bu açılımını partisinin yetkili kurullarıyla görüşüp, konuşarak mı gerçekleştirdi? Kendisinin ve ekibinin her türlü başarısızlığına karşı yine de partiye oy verenlerin nabzını mı tuttu, tabandan böyle bir istek mi geldi?
18 Nisan1999 seçimlerinde ne olduğu anlaşılamayan, "Yeni Sol" söylemi yaparak, halktan aldığı tepkileri unutan Sayın Baykal, CHP'yi ilk kez barajın altında oy alan parti konumuna getirmişti. 3 Kasım 2002 seçimlerinde de içi boş "Anadolu Solu" ve "Şeyh Edebali" söylemleriyle aldıkları %19 oyu başarı olarak gösteren Sayın Baykal ve ekibi, CHP'yi sağa çekerek, sol seçmenden oy alacaklarını düşündüler. Her seçimde sağ siyasetçileri partisine alıp, sol kesimdekileri dışlayarak partiyi büyüteceğini sananların, neyi büyüttüğü ortadadır.
CHP'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e ve gerçek sol düşünürlere sırt çeviren Sayın Deniz Baykal, demokrasiyi Allah'a isyan sayan, Atatürk'e ve Türkiye Cumhuriyeti'ne küfürler yağdıran Seyyid Kutb'a sahip çıkmıştı. Sayın Baykal, Altı Ok için, "duvara asılan babaannesinin seccadesi" ifadesini kullanmıştı. Siyasi hayatına 1960'lı yılların başında Yeni Türkiye Partisi gibi sağcı bir partide başlayanların yaptığı solculuk bu kadar olur...
CHP Genel Başkan Deniz Baykal, 29 Ocak 2008 tarihinde partisinin TBMM Grubu'nda şunları söylemişti: "Bu getirilen düzenleme sadece üniversitelerde değil, tüm resmî eğitim sistemi içinde türban denilen, bizim milletimizin, tarihimizin, geleneklerimizin, kültürümüzün bir parçası olmayan, dışarıdan Türkiye'ye belli siyasi amaçlarla dayatılmış olan ithal bir kıyafetin Türkiye'de devlet sisteminin içine doğru gelişmesinin önünü açmıştır. Bunu açık bir şekilde bilelim.
Gelen Anadolu'dan insanlarımızın, kadınlarımızın yaşmağı, başörtüsü değildir; gelen Arap, Vahabi, Abbasi, Emevi İslam yorumunun Türkiye'ye yönelik projelerinin bir simgesi olarak Türkiye'deki işbirlikçileriyle birlikte Anadolu halkına dayatmaya başladığı bir yabancı üniformadır, onun önünü açmışlardır. "
Sayın Deniz Baykal, 12 Şubat 2008 tarihinde partisinin TBMM Grubu'nda şunları söylemişti: "Başbakanın mesela 1994 Şubatında "İktidara geldiğimizde çarşaf moda olacak" demiş olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir tesadüf değil, bir anlayışı, bir zihniyeti ortaya koyuyor. Bu neyi yansıtıyor? Bir özlemi yansıtıyor, bir Türkiye tercihini yansıtıyor. Oluşturmak istediği Türkiye tablosunu, Türkiye yaşam biçimini yansıtıyor."
Sayın Baykal, 19 Şubat 2008 tarihinde de partisinin TBMM Grubu'nda şunları söylemişti: "Başlangıçta konu başörtüsü konusu diye takdim ediliyordu. Başörtüsü, bir eğitim hak ve özgürlüğü konusu olarak bize sunuluyordu ve kamuoyu da bunu böyle kabul etme eğilimi içindeydi. Şimdi geldiğimiz noktada çok iyi anlaşılmıştır ki olay farklıdır. Başörtüsü başkadır, türban başkadır, bu ortaya çıkmıştır.
Efendim, ne fark eder, ha başörtüsü, ha türban diyemezsiniz. Başörtüsü, Türkiye'nin sosyolojik, toplumsal, tarihi, kültürel bir geleneği, yaşamımızın bir parçası, toplumumuzun bir parçası, tarihi bir olay; yüzlerce yıldır, binlerce yıldır var. Türban öyle değil, türban yeni icat, yeni bir olay. Anadolu'nun bir geleneği değil, ithal, dışarıdan gelme."
Yukarıdaki sözleri daha yeni sayılacak bir zaman diliminde söyleyen Sayın Baykal, son yaptığı açılımla çarşafa dolanmıştır. Bugünkü CHP'deki en büyük eksiklik, Altı Ok ilkelerine bağlı, Kemalizm'i özümsemiş, ulusalcı, gerçek yurtsever ve devrimci kadroların partide olmamasıdır. Sayın Baykal ve ekibi, yıllardır parti ilkelerinden ve Kemalizm'den uzaklaşarak, CHP'yi sağın kucağına getirmişler ve partinin aydın halk kesimlerinden kopmasını sağlamışlardır.
CHP, dine taviz verdiği her dönemde seçim kaybetmiş, kimliksizleştirilmiş ve kendisine oy verecek kitlelerden uzaklaşmıştır. 1950 seçimlerinden önce CHP hükümeti tarafından okullara isteğe bağlı din dersi kondu, imam hatipler konusunda ilk adımlar atıldı. Ama bu ödünler CHP'nin 1950 seçimlerinde yenilgisini önleyemedi. Demokrat Parti iktidara geldikten bir ay sonra 16 Haziran 1950 tarihinde, Türkçe okunan ezanın, Arapça'ya çevrilmesi Meclis'te görüşülürken, CHP çekimser kaldı. CHP irticaya ödünler verdi ama 1954 seçimlerinde de yenilmekten kurtulamadı. Sayın Ecevit'i son başbakanlığı döneminde "olumlu tarikatlar var" demesi bile kurtaramadı. İrticaya verilen her taviz, partiyi hep küçültmüş ve kendilerine oy veren seçmenden uzaklaştırmıştır.
Sayın Baykal ve ekibi, ülkemizi sömüren ABD ve AB emperyalizmine karşı dik durduklarında, ülkemizin ekonomik gücünü zayıflatan ve sanayisini yok eden özelleştirme vurgunlarına karşı olduklarında, eğitimin her aşamasının bedelsiz olmasını sağladıklarında, sağlıkta sosyalizasyon programına yeniden sarıldıklarında, hakça bir sosyal güvenlik sistemi getirdiklerinde, dengeli ve adaletli bir gelir bölüşümü uyguladıklarında, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da aşiret düzeni ve feodal ilişkilere son verip, toprak reformunu uygulamaya koyduklarında, Kemalizm'in Altı Ok'una sarılıp, tam bağımsız Türkiye sloganı ile hareket ettiklerinde seçmenden gerekli desteği bulacak ve iktidara doğru yürüyecektir.
Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi sırasında tesettürün kaldırılacağını dile getirmesini Atatürk'ün koltuğunda oturanların bilmemesi olanaksızdır. Çarşafa dolananların, Anayasanın 174. Maddesindeki Devrim Kanunlarını bilmemeleri düşünülemez. Sayın Baykal'ın kıyafet üzerinden din ticareti yapmasını hoş karşılamak mümkün değildir; çünkü türban denen sıkma baş da, çarşaf da, siyasal simgelerdir. Bu duruma tepki vermeyen üyesinden, milletvekiline kadar tüm partililer de bu olumsuz gidişten sorumludurlar ve bundan ders çıkarmaları gerekmektedir..