SivriSinekCaz

Çok Okunanlar

‘Kızım sana söylüyorum gelin hanım...’

Güçlü Meclis Platformu, Gambiya’da yaşanan siyasi krize dair basın açıklaması yaptı. Beşiktaş Meydanı’ndaki açıklamada ‘Başkanlık’ vurguları dikkat çekti...
 
‘Başkan sandıkla geliyor sandıkla gitmiyor,
 Kızım sana söylüyorum gelin hanım...’
Güçlü Meclis Platformu, Gambiya'daki siyasi krize dair eylem yaptı. Eylemde Türkiye'yi bekleyen 'Başkanlık' tehdidine yapılan vurgular manidardı...

“Benim Meclisim” sloganıyla yola çıkan Güçlü Meclis Platformu üyeleri eylemde “Başkan diye seçildi, kral gibi gitmedi”, “Tek adamı seçtiler, krallığa geçtiler”,  “Tek adama bu kadar yetki çok geldi”, “Gambiya 1’den büyüktür”, “Güçlü Meclis, Güçlü Gambiya”, “Başkan sandıkla geliyor sandıkla gitmiyor”, “Başkanlık darbelere zemin hazırlıyor”, “Darbe yaşanan ülkelerin yüzde 74'ü Başkanlıkla yönetiliyor”, “Gambiya halkı yalnız değildir”, “Gülme Gambiya’ya gelir başına”, “Kızım sana söylüyorum, gelin hanım nasılsınız?” yazılı dövizler taşıdı.

Açıklamada, Gambiya Eski Devlet Başkanı Yahya Jammeh’in seçim yenilgisine rağmen koltuğu uzun süre terk etmediği hatırlatılarak Gambiya halkının milli iradesinin gasbedildiği, demokratik yöntemler kullanılarak demokrasinin yok edildiği belirtildi.

7 Haziran seçimi sonrası AKP’nin yeni bir seçim dayatmasına gönderme yaparak,  
“Seçim sonuçları hoşunuza gitmeyebilir, seçim sonuçları  hoşunuza gitmediği için “Hadi tekrar bir seçim yapalım” gibi  düşüncelere sahip olan arkadaşlar da tanıyoruz fakat  müsaadenizle bu sıfatın altını çizmek istiyorum değerli  arkadaşlar;  Başkan, evet başkan Jammeh, doğrudan seçim sonuçlarını  tanımadı. Başkan Jammeh’e seçim sonuçlarını tanımama cüretini veren nedir? Gambiya halkının iradesini gasbetme cesaretini kendisine veren, başkan olmasından dolayı yasama, yürütme ve yargı üzerinde sağladığı güç müdür? denildi.

Jammeh’e tepki gösterilen açıklamada “Bugün Gambiya’da bağımsız bir yargı olsaydı, yürütmenin  altında ezilmeyen, tüm bir milleti temsil eden, korkmayan,  çalmayan, çırpmayan bir meclis olsaydı, Jammeh, buna cüret  edebilir miydi?” diye soruldu.

Jammeh’in ilan ettiği OHAL’in Senegal ile Gambiya’yı savaşın eşiğine getirdiği belirtilerek “Bir adamın hırsı, bir adamın kişisel ihtirasları uğruna,  bir millet heba edilir mi?  Bir millet uçuruma sürüklenir mi? Bir başkanlık uğruna, bir millet bölünür mü? Başka bir ülkenin ordusuyla kendi milletini karşı karşıya getirmeye utanmıyor musun Jammeh? Ne istedin de yapamadın senelerdir? denildi.

Açıklama, “Tüm bunları nazara aldığımızda, Gambiya ile kardeş halk olduğumuzu, kendilerinin duygularına eşlik ettiğimizi, onların yanında olduğumuzu, diktatörlerin er ya da geç alaşağı edileceğini, Başkan Jammeh’in de bundan nasibini alacağını kendilerine söylemek isterdik ki tam da bunu söylerken tarih bizi haklı çıkardı. Jammeh milyonlarca yıl yöneteceğim dediği ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Gambiya halkının demokrasi hasretine şahidiz. Yeni seçilen Başkanın demokrasiye sahip çıkmasını, kuvvetler ayrılığını tanımasını ve tek adama dönüşmemesini diliyoruz. Umudunuzu kaybetmeyin” ifadeleriyle sona erdi.

CEMAAT’in önemli ismi ‘Evet’ çağrısı yaptı

Fethullah Gülen cemaatinin önde gelen isimlerinden eski Taraf yazarı Emre Uslu, referandumda ‘Evet’ oyu vereceğini açıkladı...

FETÖ’nün önemli ismi ‘Evet’ çağrısı yaptı

‘Emre Uslu’ takma adıyla yazan Batman Terörle Mücadele Şubesi eski komiseri Emrullah Uslu, referandumda ‘evet’ diyecek...

 
FETÖ’nün önemli isimlerinden, kapanan Taraf gazetesinde “Emre Uslu” takma adıyla yazan Batman Terörle Mücadele Şubesi eski komiseri Emrullah Uslu, referandum için oyunun rengini açıkladı.

Emrullah Uslu, başkanlık sistemini getiren anayasa değişikliğine ilişkin referandumda “evet” oyu vereceğini belirtti. Emrullah Uslu Twitter’da “Ben eferandumda EVET diyeceğim. Hemen kızmayın, neden EVET diyeceğimi gerekçeleriyle yazacağım bir kaç yazı konusu bu konu” diye yazdı.

İşte o mesaj:

“NE DE CEMAAT AKP KAVGASI BUNDAN DAHA ÖNEMLİ”

Uslu, Twitter mesajının ardından “yeni yön” adlı sitesinde “Referandumda neden ‘evet’ demeliyiz?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

“Türkiye iç savaşa gidiyor” diyen Emrullah Uslu, “Bu yüzden şu anda herkesin önceliği iç savaşı önleyecek adımları atmak olmalı. Ne Tayyip Erdoğan’ın tek adamlık meselesi, ne de Cemaat AKP kavgası bundan daha önemli olabilir. Türkiye’yi seven herkes iç savaşı önlemek için çaba sarf etmeli” ifadeleri kullandı.

Suriye’yi örnek veren Emrullah Uslu yazısını şöyle sürdürdü:

“Hatırlatayım, 2011 yılında Suriye’de Sünniler Erdoğan ve batının gazıyla ayaklandığında, babası Kemalist zulmünden kaçıp Suriye’ye yerleşen Sünni din alimi Ramazan Beuti Sünnileri uyarmış ve gaza gelmemelerini Esad’a karşı isyan etmemelerini söylemiş, Esad’ın Suriye’nin geleceği açısından ehveni şer olduğunu söylemişti. Bu kapsamda Türkiye’de ulaşabildiği tüm çevrelere de ki AKP iktidarı da dahil Suriye’de Esada karşı halkı kışkırtmanın yanlış olduğunu anlatmıştı. Ramazan Beuti Bunu yaparken Sünniler onu Esad’a satılmış olmakla suçlamış sözünü dilememişti. Gelişmeler Ramzan Beuti’yi haklı çıkardı. Malesef Beuti de bu süreçte bombalı saldırıda hayatını kaybetti şehit oldu. Ama gelinen noktada Suriye yıkıldı ve milyonlarca insan evsiz ve yurtsuz kaldı. Esad daha da güçlendi ve Sünniler darmadağın oldu.”

“TÜRKİYE İÇİN DİKTATÖRLÜK TERCİHİ EHVENİ ŞER OLMUŞ”

“Üzgünüm ama artık Türkiye için diktatörlük tercihi ehveni şer olmuş bir tercihtir. Diktatörlük iç savaştan iyidir. Bunu Suriye’de Irak’ta Mısır’da Libya’da her yerde gördük” iddiasındaki Emrullah Uslu yazısını şöyle sonlandırdı:

“Şunun da farkındayım. Artık Erdoğan ölene kadar başkan. İster bu referandumdan EVET çıksın ister mucize gerçekleşip HAYIR çıksın. Kimse Erdoğan’ı iktidardan indiremez. Bu gerçeği kabul etmek zorundayız. Türkiye’de artık demokrasi dönemi bittiğine göre, iktidarı, ya da lideri, demokratik yollarla göndermek mümkün olmadığına göre, ona karşı bayrak açıp iç savaşı çıkarmasına dolaylı olarak da olsa zemin hazırlamak bir ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Şu anda tek çaremiz şu: iç savaşı önlemek için referanduma EVET demek Türkiye’yi kurtarması için Allah’a dua etmek.

Erdoğan’ın kaybetmesi durumunda yaşanacak çatışmaları ve iç savaşı, olası ölümleri önlemek için daha iyi bir önerisi olan varsa seve seve dinlemeye, aklıma yatarsa desteklemeye hazırım.”

Milletin Meclisi’ni sahte oy pusulası ile tatil ettiler

TBMM, AKP ve MHP ortaklığıyla geçirilen ‘başkanlık anayasası’nın ardından bugün tatil edildi...

Milletin Meclisi’ni sahte oy pusulası ile tatil ettiler
Meclis, AKP ve MHP’lilerin oylarıyla 7 Şubat’a kadar tatil yapacak. Karar sonrasında AKP sıralarından 
alkış sesleri yükseldi...

 
"SAHTE OY" SKANDALI

 
Tatil kararıyla ilgili olarak çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, tatil kararının sahte oylarla alındığını söyledi. Barış Yarkadaş, "AKP'liler 'sahte oy pusulası' kullanarak tatil kararı aldırdı" açıklamasını yaptı. 


TUNCAY ÖZKAN: SAHTEKARLIĞIN BELGESİ

 
CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan da Twitter'daki hesabından "sahtekarlığın belgesi" diyerek mükerrer oy kullanan AKP'li milletvekillerinin isimlerini paylaştı. Tuncay Özkan, "Sahtekarlığının belgesi; mükerrer oy kullanıp Meclis'i tatil ettiren AKP'liler; Salih Cora, Fuat Köktaş, Hasan Karal, Sebahattin Karakelle, Ertuğrul Soysal" ifadelerini kullandı.


LEVENT GÖK: BU OYLAMAYI KABUL ETMİYORUZ

 
Skandalın sosyal medyada duyurulmasının ardından CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, beraberindeki CHP'li milletvekilleri ile beraber bir basın toplantısı düzenledi. 

"Meclisimizin kara bir gününü yaşıyoruz. İktidar partisinin emellerine ulaşmak için başvurduğu bir sahtecilik yöntemiyle maalesef bugün yine karşı karşıya geldik" diyen Levent Gök, yaşanan olayın kabul edilemeyeceğini ifade etti.

AKP'nin yoklama sırasında 164 milletvekilini Genel Kurul salonunda bulundurması gerekirken mükerrer oy kullandırdığını, Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı'nın da elektronik sisteme girenlerle oy pusulası gönderenleri karşılaştırmadığını ve yeter sayının sağlandığı gerekçesiyle grup önerisinin kabulüne karar verdiğini söyledi.


Levent Gök, sözlerine şöyle devam etti:

 
"Yaptığımız incelemede AKP milletvekillerinden Trabzon milletvekili Salih Cora, Samsun Milletvekili Fuat Köktaş, Rize Milletvekili Hasan Karal, Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle ve Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal'ın hem elektronik sistemde oy kullandığını hem de oy pusulası göndermek suretiyle oy kullandığını tespit etmiş bulunuyoruz. Bu durumda iktidar partisinin sağlayabildiği oy, bu mükerrer oylar düşüldüğünde 161'de kalmaktadır.


Dolayısıyla mükerrer oy kullanmak suretiyle sahtecilik işlemini gerçekleştiren bu milletvekillerini ve AKP Grubu'nun bu iradesini halkımıza şikayet ediyoruz. Alınan karar yok hükmündedir, tam kanunsuzluk halidir. Dolayısıyla Meclisin tatil kararı alınamamıştır. Meclisimizin derhal yarın toplanarak bu önerge üzerinde tekrar görüşmesi ve karar alması gerekmektedir. Tam eylemli bir İçtüzük ihlali yapılmıştır.


Halkımızı buradan uyarmak istiyoruz. Yapılacak referandumda sandıklara sahip çıkılması, iktidarın Meclisin itibarını zedeleyecek şekilde böylesine mükerrer ve sahte oy kullanmaya tevessül etmesi nedeniyle ülkemizde hukuksuz bir referandum sürecinin yaşanacağı ortadadır. Herkesi uyarıyoruz. Sandıklara sahip çıkacağız.


İktidar partisinin Meclisten ve halktan çekindiği ortadadır. Şimdi referandum sürecinde AKP'nin yapacağı her türlü hukuksuzluğa karşı tüm halkımız gözünü açmalı ve dikkatli olmalıdır. Bunların yapacakları referandumda bütün Türkiye'nin 80 milyonu görevli olmalıdır. Sandıklar korunmalı, bir tek oyun heba edilmemesi için çalışılmalıdır."


Gök, "Bu oylamayı kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Eylemli bir İçtüzük ihlali olduğundan dolayı tekrar yapılmasını talep ediyoruz. Bu sahteciliği yapanların da hukuk önünde hesap vermesinin takipçisi olacağımızı bildiriyorum." diye konuştu.

TÜBİTAK’ın beğenmediği proje ABD’de birinci oldu

İzmir’de düzenlenen 1. Diyabet Teknolojileri Sempozyumu’nda sunum yapan iki öğrenciyle öğretmenlerine plaket verildi. İki öğrenci, yengeç ve karides kabuklarını kullanarak yaptığı nanolif, yaraları yüzde 30’a kadar daha hızlı tedavi edebiliyor...

TÜBİTAK’ın kabul etmediği proje
 ABD’de birinci oldu
TED Antalya Koleji öğrencilerinden Mehmet Can Dursun ile İrfan Efe Boztepe TÜBİTAK liselerarası proje yarışmasına katılmak için kimya öğretmenleri Gülay Demirci danışmanlığında bir proje hazırladı...

Atık yengeç ve karides kabuklarından iyileştirmeyi hızlandıran bir nanolif yapmayı öngören iki öğrencinin başvurusu TÜBİTAK tarafından reddedilince, iki öğrenci bu kez de ABD’de dünya çapında düzenlenen liseler arası yarışmaya başvurdu. 

Türkiye’de ilk dönemlerde pek ilgi görmeyen proje, ABD’de 54 ülke 2 bin 450 proje arasından dünya 1’incisi oldu. Öğrenciler altın madalya kazandı. İki öğrenci ile öğretmenleri, 20-22 Ocak’ta İzmir’de düzenlenen 1. Diyabet Teknolojileri Sempozyumu’na davet edilerek bir sunum yapmaları istendi. 

Öğrencilerle öğretmenlerine sunumun ardından Hacettepe Üniversitesi Endokrinoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Selçuk Dağdelen ve Ege Üniversitesi Endokrinoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Damla Gökşen tarafından teşekkür plaketi verildi.

‘BİRÇOK KULLANIM ALANI YARATILABİLİR’
TED Antalya Koleji Kimya Öğretmeni Gülay Demirci, proje hakkında bilgi verdi. Demirci, “Atık yengeç ve karides kabuklarından iyileştirmeyi hızlandıran bir nanolif yaptık. Bu şekilde özellikle diyabet hastalarının geç iyileşen yaralarında, yanık yaralarında ve yatalak hastaların yaralarında kullanılabilecek. Biz bunu TÜBİTAK liselerarası proje yarışması için yapmıştık. 

Bizim bağlı olduğumuz TÜBİTAK’ın Konya bölgesine sunduk ve ret cevabı aldık. Bunun üzerine biz de ABD’deki dünya çapında olan liselerarası proje yarışmasına başvurduk. Oraya çağırıldığımızda çok mutlu olduk, alanımızda da altın madalya aldık. Türk Bayrağı’nı o sahnede dalgalandırmak çok gurur vericiydi. Birçok kullanım alanı yaratılabilir. Uzun süre iyileşmeyen yaralar mikrop kapabiliyor. Bu ürünün hızlı bir şekilde kanı durdurma özelliği de var. Kitosan’ın toz halinin Irak savaşı sırasında ABD askerleri tarafından kanın durdurulması için kullanıldığını biliyoruz. Bizim amacımız bu ürünü günlük yaşamda insanların kullanabileceği konuma getirmek. Çalışmalarımız devam ediyor, sanayicilerimiz de bize destek olmak istiyorlar. Biz bu ürünün üretime geçmesini istiyoruz ama henüz bir sanayici ile masaya oturmuş değiliz” dedi.

‘FİYATI MAKUL’
Projenin ortaya çıkması öncesinde çok fazla çalıştıklarını dile getiren 11. sınıf öğrencisi Mehmet Can Dursun, “9. sınıfta karbonhidratlarda ‘kitin’ adlı maddeyi görmüştüm, onu araştırmaya başladım. Daha sonra Kitin’in Kitosan olan başka bir türevini gördüm, bunun da ABD askerleri tarafından yara iyileştirici olarak kullanıldığını fark ettim. Bu konu üzerine daha çok araştırma yaptım. Sonra öğretmenime danıştım, arkadaşımla ortak bir proje hayata geçirdik. Bu projenin herkese ulaşabilmesi ve ürün olarak piyasaya çıkabilmesini istiyoruz. Makul bir fiyatı var ve eğer yaygınlaşırsa ülkemize de yararlı olacaktır. Gelecekte genetik mühendisi veya doktor olmak istiyorum” diye konuştu. 

YARANIN ÜSTÜNE KOYMAK YETİYOR
Nanolifi yaranın üstüne koyduktan sonra kendiliğinden yok olduğunu söyleyen 12. sınıf öğrencisi İrfan Efe Boztepe, “Projeyle ilgili çok çalıştık. İlk dönemlerde Türkiye’de ilgi göremedik çok üzülmüştük. Sonra yurtdışından sonra gelen teklifle çok mutlu oldu. Hem ülkemizi de temsil etme fırsatı bulduk. Hem de hastalara yeni bir umut vermiş olduk. Projemiz yatalak ve diyabetik hastalara yönelik olduğu için halkımız adına da önemli olduğunu düşünüyorum. Elimizdeki verilere göre bizim yaptığımız ürünün yaraları diğer ürünlere göre yüzde 30 daha hızlı iyileştirdiğini gördük. Aynı zamanda bunu vücudunuza koyduğunuzda geri çıkartmanıza gerek kalmıyor orada yok olup gidiyor. Yaranız da hava alıyor, yapay deriden daha pratik. Ben küçüklüğümden beri doktor olmak istiyorum, umarım bu hayalime ulaşırım” dedi.

Atatürk Orman Çiftliği’ndeki ‘RANT’ın raporu

Atatürk Orman Çiftliği’nde arazinin büyük bir bölümünün devir ve satış yoluyla kamu mülkiyetinden çıkarıldığı, bazı kuruluşlara metrekaresinin 8 kuruşa verildiği tespit edildi...
.
Atatürk Orman Çiftliği’nde rantın raporu
Sayıştay’ın 2015 raporunda, Atatürk Orman Çiftliği arazisinin büyük bir bölümünün devir ve satış yoluyla elden çıkarıldığı; bazı kuruluşlara metrekaresi 8,25 ve 30 kuruşa kiraya verildiği ortaya çıktı...

Raporda şu bilgilere yer verildi:  

“Çiftlik 1925 yılında yaklaşık 55 bin 540 dekar alan üzerine kuruldu. 

Mahkeme kararıyla 43 dekar alanın satışı yapıldı. Bugüne kadar 22 bin 240 dekar devir ve satış yoluyla elden çıkarıldı. Bu miktar toplam çiftlik arazisinin yüzde 40’ına denk geliyor. 

2015 yılı sonunda 33 bin 256 dekara düşen AOÇ arazilerinin büyük bölümü de kiraya verildi. 

Bu değerli arazide, metrekaresi 8, 25, 30 kuruşa kiralamalar yapıldı. Meydana gelen arazi kayıpları nedeniyle parçalı alanlar oluştu ve bu alanlar arazi bütünlüğünü bozduğundan işletilmesi sorunlar yaratan mekanlar haline dönüştü
abc

Enflasyon mu?.. ‘Al Takke Ver Külah!’

Enflasyon sepetinde gıdanın ağırlığının yüzde 20’ye indirilmesi beklenirken ekonomistlere göre bu durum alt ve orta gelir grubunun enflasyonu daha şiddetli hissetmesine yol açar...

‘Al Takke Ver Külah!’
 Enflasyon kağıt üzerinde düşürülecek!

Cumhuriyet gazetesinden Pelin Ünker’in haberine göre, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), büyüme veri setindeki değişimden sonra şimdi de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) 2017 sepetinin metodolojisinde değişikliğe gitmeye hazırlanıyor... 


Kurum, TÜFE ve Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) 2017 sepetiyle ilgili 25 Ocak Çarşamba günü bir toplantı yapacağını açıkladı. Bilgilendirme toplantısında geçen yıla ilişkin gelişmeler, bu yıl için planlanan çalışmalar ile TÜ- FE ve Yİ-ÜFE 2017 sepetine yönelik konular ele alınacak.

Enflasyon sepetinde değişiklik planlanıyor
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci daha önce enflasyon sepetinde gıda kaleminin ağırlığının yüzde 20’nin altına ineceği yönünde söylemlerde bulunmuştu. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ise enflasyon sepetine müdahalenin olmayacağını söylemişti. TÜİK’in açıklaması ise sepette değişiklik yapılacağı beklentisini artırdı. Mevcut durumda gıda ve alkolsüz içecekler kaleminin enflasyon sepetindeki ağırlığı yüzde 23.68 seviyesinde. Sepette en yüksek ağırlık gıda ve alkolsüz içeceklere ait. TÜFE sepeti hane halkı anketiyle belirleniyor. Bu ankette ülke genelinde hane halklarının toplam tüketim harcamalarının, harcama kalemleri nasıl dağıldığı saptanıyor. Sepet, yaklaşık 27 bin işyerinden toplanan perakende fiyatları, 426 maddenin 945 çeşidinin fiyatlarını ve 4 bin hanehalkından edilen bilgilerle oluşturulan kira fiyatlarını içeriyor.

Enflasyon sepetinde gıda fiyatlarının etkisi düşürülüyor
Gıda fiyatlarındaki artış ve azalışların enflasyon oranını daha az etkilemesine yol açacak düzenleme ise tartışmalı. Uzmanlara göre gıdanın ağırlığının azaltılması, resmi enflasyon ile hissedilen enflasyonun arasındaki makasın gitgide açılmasına, alt-orta gelir grubunun alım gücünün zayıflamasına ve parasının ve gelirinin enflasyon karşısında erimesine yol açacak. BETAM’ın Mart 2016 araştırması, gıda ve alkolsüz içeceklerin en yoksul kesimin enflasyonuna 87.8 puanlık katkı yaparken, en zenginin enflasyonuna olan katkısının 36.8 puanla sınırlı olduğunu gösteriyor.

IşıkFX Başanalisti Gizmen Nalbantlı “Buradaki asıl yapılmak istenen, gıdanın enflasyondaki payının azaltılıp daha makul bir enflasyon rakamına ulaşmak” dedi. TÜFE ağırlıklarına Hanehalkı Bütçe Anketleri’nin temel oluşturduğunu belirten Nalbantlı, bu yıl için açıklanacak ağırlıklarda 2013, 2014 ve 2015 verilerinin kullanılacağına işaret etti. “Sepetteki değişimin ufak miktarda olması makul olabilir. Ancak büyük değişiklikler sepetin gösterge olma özelliğini kaybetmesine neden olur” diyen Nalbantlı, “Sonuç itibarıyla gıdadan kaynaklanan bir enflasyon var diye yüzde 24’ten 17’ye indiremeyiz. O zaman tartışmalı bir durum ortaya çıkar” ifadesini kullandı.

AB’de gelirler fazla
Gıda payının yüzde 20’ye düşürülmesinin gıda fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu 0.05 baz puan daha etkileyeceği anlamına geldiğini belirten Nalbantlı, bu durumda diğer kalemler sabitken enflasyonun 0.25 puan düşmesinin mümkün olduğunu ifade etti. Dünya geneline bakıldığında gelişen ülkelere göre gıdanın sepetteki payının makul gözüktüğünü, AB’de ise bu oranın yüzde 16-17 civarında olduğunu söyleyen Nalbantlı, AB’de gelirlerin Türkiye’nin üç katı olduğuna dikkat çekti. Nalbantlı “Gelişen ülkelerde hanehalkı gelirlerinin düşük olması harcamaların büyük bölümünün temel ihtiyaçlara yapılmasına neden oluyor. Kira, ısınma, yiyecek ve giyecek harcamaları enflasyonu direkt olarak etkiliyor” dedi.

‘Eurostat ile uyumlu olmalı’
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Seyfettin Gürsel ise TÜİK’in tüketici enflasyonunu hesaplarken Hanehalkı Bütçe Anketi’ni (HBA) kullanarak ortanca gelire sahip hanehalkının tüketim sepetindeki paylarını dikkate aldığını belirterek “HBA verisi değiştirilemeyeceğine göre nasıl bir yöntem değişikliği yapacak da ortanca hanenin bütçesindeki gıda payı azalacak bilmiyorum. TÜİK’in 25 tarihindeki toplantısı beklemek lazım. Bir yöntem değişikliği olsa bile bunun Eurostat kurallarıyla uyumlu olması şart. TÜİK bu kuralların dışına çıkamaz” diye konuştu.

Fiyatların seyrine bağlı
Mevcut haliyle TÜFE hesabının aslında ortanca hane halkının enflasyonu olduğuna dikkat çeken Gürsel, gıda payının düşük gelirli hanelere gidildikçe arttığını ifade etti. Gürsel, gıda fiyatlarının son yıllarda TÜFE’den daha hızlı artmasının sonucu olarak “yoksul ile zengin enflasyonu”nun yoksulun aleyhine farklılaştığını vurguladı. 

Gürsel, “Olur da gıda payı düşürülür TÜFE de böyle hesaplanmaya başlarsa enflasyon oranının nasıl etkileneceği gıda fiyatlarının diğer mallara göre nasıl seyredeceğine bağlı. Enerji fiyatları (ulaştırma ve konut ısıtma) ve vergiler artarken gıda fiyatları düşük kalırsa enflasyon yeni hesapla daha yüksek olur” dedi.

En yüksek katkı gıdadan
Yıllık enflasyon, 2016’da zamların etkisiyle Merkez Bankası (TCMB) beklentisini aşarak yüzde 8.53’e yükselmıştı. Tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) gıda fiyatlarındaki yüksek seyir ve TL’deki değer kaybı nedeniyle aralıkta yüzde 0.93 olan beklentilerin oldukça üzerinde yüzde 1.64 artmış, gıdanın enflasyona 0.8 puan, alkollü içeceklerin 0.37 puan, ulaştırmanın ise 0.29 puan artış yönlü katkıda bulunduğu hesaplanmıştı. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yıllık artış yüzde 5.65 olmuştu.

‘Uyan Türkiye, HAYIR’larda birleştik’

Kadıköy'de bir araya gelen demokratik kitle örgütleri "Başkanlık sistemine" karşı “HAYIR”da birleşti...

‘Uyan Türkiye, Hayır’larda birleştik


Kadıköy'de bulunan demokratik kitle örgütleri tarafından oluşturulan "Hayır'lı Kadıköy Platformu” Anayasa değişiklik paketinde öngörülen "Başkanlık sistemine” karşı Beşiktaş İskelesi'nde önünde açıklama yaptı.
..


"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, Başkanlığa Hayır " pankartının açıldığı eylemde, üzerinde "Başkanlığa Hayır" yazılı siyah balonlar ile " Hayır'larda birleştik" , " Hayır demek vatandaşlık görevidir" , "Uyan Türkiye" , "Hayır'dır inşallah" , Tek adam rejimine hayır " yazılı dövizler de taşındı. "Başkanlığa karşı omuz omuza" , "Faşizme karşı omuz omuza" sloganlarının atıldığı eylemde açıklamayı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadıköy İlçe Başkanı Ali Narin yaptı.

HAK İHLALLERİ ARTTI

Türkiye'de yaşanan hak ihlallerini hatırlatan Narin, "14 yıldır ülkeyi bu iktidar yönetti, ülkeyi ekonomik ve siyasi karanlığa sürüklendikten sonra istikrar ve huzurun başkanlık sistemi ile geleceğini iddia ediyorlar. HAYIR. Bu ülkenin huzursuz olma nedeni AKP'nin kendisidir. Bu ülkede toplumsal ve huzura dinamit koyan AKP'dir" dedi. "Bu beceriksiz iktidar bizi başkanlık sistemi ile bütün sorunlarını aşacağına ikna etmeye çalışıyor. Bize dikta rejimi dayatarak 'refah' vadediyor." diyen Narin, dayatılan "Türk tipi başkanlık" sisteminin diktatörlükten başka bir şey olmadığını söyledi.

'HEDEFLENEN REJİM DEĞİŞİKİLİĞİ'


Anayasa değişikliği ile hedeflenenin rejim değişikliği olduğunu dile getiren Narin, 

"İktidarın meclisten geçirdiği Anayasa kim için değiştiriliyor? Bu Anayasa’da halk yok. Sadece bir kişi var. O da kendisi. Bu anayasa değil O Anayasa'dır. Yürütme, yaşama ve yargı gücünü tek elde toplayan ve ülkemizi bütünleştirmek yerine ayrışmaya götürecek olan bu anayasaya HAYIR diyoruz. 

Bizim için tek sorun tek başına Tayip Erdoğan değildir. Adı, kimliği, partisi ne olursa olsun ülkeyi dikta rejimi ile yönetecek olan Başkanlık sistemine karşıyız" diye konuştu.

'İNATLA HAYIR DİYECEĞİZ'


" Varlığımızı bir kişiye teslim etmeyeceğiz " diye sözlerine devam eden Narin, şunları söyledi: "Bu ülkenin daha fazla demokrasiye, daha fazla özgürlüğe ve barışa ihtiyacı var. Bu ülkenin yolsuzluğun ve yoksulluğun son bulmasına ihtiyaç var. Ama bu ülkenin bir diktatöre ihtiyacı yok. Ve biz ne istiyorsak onu alacağız. Özgürlük, kardeşlik, laiklik için HAYIR diyeceğiz. Boyun eğmeyeceğiz, korkmayacağız yılmadan inatla HAYIR diyeceğiz."

Narin son olarak demokrasiden yana herkesi anayasa değişikliğine karşı birlikte direnmeye çağırdı.

Eylem atılan sloganlarla son buldu.

“Referandum kampanyasının bir parçası olarak” yaşanabilecekler

CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, anayasa değişiklik paketinin Meclis’ten geçmesi hakkında, “Referandum kampanyasının bir parçası olarak” diyerek yaşanabilecekleri sıraladı...

Aykut Erdoğdu’dan korkutan senaryo!

CHP’li Erdoğdu, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Biz haklıyız… Gücümüz haklılığımızdan geliyor… Biz kazanacağız… Karanlığın üstüne güneş gibi doğacağız… Biz kazandığımızda Halkımız kazanacak…” dedi...


Erdoğdu şu ifadeleri kullandı:

“Referandum sürecinde taşeron terör örgütleri kanlı saldırılarla bizi dehşete düşürmeye çalışacaklar… Referandum kampanyasının bir parçası olarak Türkiye Suriye veya Irak’ta bir savaşın içine sokulabilir… Referandum kampanyasının bir parçası olarak suikastler olabilir… 

Referandum kampanyasının bir parçası olarak mezhep çatışması çıkarmak için Camilere veya Cemevlerine saldırı olabilir… Taşeron terör örgütleri eliyle bizi dehşete düşürmek isteyecekler… Sokağa çıkmaktan bile korkmamızı isteyecekler… Türkiye’nin bekası tehdit altında tek çareniz güçlü liderlik başka şansınız yok boyun eğin diyecekler… 

Bütün bu melanetler yaşanırken sakin olun… Bu yazdıklarımı hatırlayın… Aklınıza ve vicdanınıza pranga vurulmasın… Sakın korkmayın… Biz haklıyız… Gücümüz haklılığımızdan geliyor… Biz kazanacağız… Karanlığın üstüne güneş gibi doğacağız… 

Biz kazandığımızda Halkımız kazanacak… Kutuplaşma bitecek… Ekonomik kriz bitecek… Terör bitecek… Her şeye yeniden başlayacağız… Sizleri çok seviyoruz… Sizinle olmak sizin tarafta durmak her şeye değer… Biz kazanacağız… Türkiye kazanacak…” 

“Yakın tarihin ortaöğretime girmesi milleti böler”

Prof. İlber Ortaylı, yeni eğitim müfredatına ilişkin olarak, "Şimdi bütün bir 40-50 senenin tarihi ele alınacak. Milleti bölmek, çoluk çocuğu iflah olmaz adamlar halinde yetiştirmek istiyorsanız çok esaslı bir girişim" dedi...
Ortaylı: “Yakın tarihin ortaöğretime girmesi milleti böler”

Prof. Ortaylı'nın "Yakın tarih eğitimi müfredata girmeli mi?" başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

Şimdi bütün bir 40-50 senenin tarihi ele alınacak. Herkes kendi hikâyesini bozuk akortlu çalgılarla dile getirecek. Milleti bölmek, çoluk çocuğu tarih düşüncesinden ve yönteminden uzak iflah olmaz adamlar halinde yetiştirmek istiyorsanız çok esaslı bir girişim! Bendeniz ‘Bu ülkede yakın tarihin ortaöğretime sokulması yasaklanmalıdır’ tezimde maalesef haklı çıkıyorum.

Şu sıra okullarda müfredat programı yeniden düzenleniyor. Bu program her ülkede düzenlenir ama bunun Türkiye kadar beceriksizce ve sık tekrarlandığı bir ülke bulmak zordur. Çarpıklığı sadece az gelişmişlikle ve fakirlikle açıklayamazsınız. İktisaden bizden daha az gelişmiş veya zor durumda olan ülkelerde bile okul ders programlarına daha ciddi ve zengin muhteva gözeten, münevver bir yönetim hâkimdir.

Bizde ilginç örnekler var. Bundan yıllarca önce rahmetli Cahit Arf, Siyasal Bilgiler’de bir konferans vermiş, orada “Modern matematiği liselere sokan benim ve yaptığım işten doğrusu pek memnun değilim” demişti. Bu dallarda çok konuşmak istemem ama tarih eğitimindeki kepazelik açıkça ortada.

Yakın tarih ortaöğretime sokulmamalı

Benim zamanımda ortaokul birinci sınıf tarih dersinde bir sömestr eski Şark’a, ikinci sömestr tamamen Yunan ve Roma’ya aitti. Bunlarda tercüme edebiyatın ağırlık bastığı doğrudur ama bu herhalde bugünün tarih ders müfredatından birçok konuyu şuursuzca çıkarmaktan akil bir tutumdur. Türk tarihinin bir dünya tarihi olduğunu söylüyoruz ama dünya tarihini öğrenmemekte ve öğretmemekte ısrar ediyoruz.

Son zamanlardaki müfredat değişiklik programı ilan edildiği haliyle, eski densizliklere parmak ısırttırır. Zaten durum, bir müddettir yakın tarih konusunda siyasetçilerin ve onlardan beslenen birtakım medya organlarının ilan ettikleri uyduruk sözde tarihi belgelerden de anlaşılıyor. Bendeniz ‘Bu ülkede yakın tarihin ortaöğretime sokulması yasaklanmalıdır’ tezimde maalesef haklı çıkıyorum.

En korkunç düşman alternatif tarih

Türkiye’ye özgü bir durum değil. 1980’lerin sonunda Berlin’de ders veriyordum. Siyaset Bilimi’ndeki öğrencilerin, modern Alman toplumunu şekillendiren kademelerden 1648 Vestfalya Antlaşması’nı hemen hemen hiç bilmediğini fark ettim. Birçok Fransız liselisi de Bourbon hanedanının önemli krallarını ve dönemin başbakanlarını düzenlice saymaktan acizdiler. Bu vahim durumun nedeni sorulduğunda, faşizm tehlikesine karşı çağdaş tarihin öğretimine ağırlık verildiği söylendi. Amma da mazeret!

Çağdaş tarih öğretiminde bu tip tutumların ve böyle çocukların dimağını hedefleyen eğitimin en korkunç düşmanı evdeki veya gençlerin devam ettiği gruplardaki alternatif tarihtir; bazı slogan ve palavralar orada gelişir.

Oysa gençlere önce tarih öğretilir. Kronoloji cetveli, iki ayrı mekânda veya ülkedeki olayları eşzamanlayarak değerlendirme, karşılaştırma gerekir. Tarihi coğrafyanın ve şahıs isimlerinin ezberlenmesi ve daha doğrusu coğrafya ile tarihin bir arada değerlendirilmesi icap eder; gerisi insanoğlunun kendi yaşamındaki okumaları, duyumları ve görgüleri ile dimağına yerleşir. Hiç şüphesiz ki ileride sık sık ele alacağımız ve tam değişiklik planını gördükten sonra üzerine daha çok değerlendirme yapacağımız müfredat üzerinden bu konuları değerlendireceğiz. Yalnız bir şeyi önemle belirtmeliyim: Kendi keyfinize göre yakın tarih öğretmeye kalkarsanız, top döner sizi bulur. Yaşlılar, çocukların oyununa karışmamalıdır, torunuyla top oynamaya kalkışan veya ona ağaca tırmanırken eşlik eden ihtiyarların ani krizlerle terk-i dünya ettikleri malumdur.

Tarih bilinci noksan nesil yetişirse ne olur?

Gazetenin biri Atatürk’ün dahiliye vekili Şükrü Kaya’ya İsmet İnönü’ye hitaben bir mektup yazdırttı. Mektup TBMM rumuzluydu. Yalnız rumuzun o tarihtekiyle dizgi biçimiyle bir alakası yoktu; bilgisayardan çıktığını herkes anlardı. Şükrü Kaya, İsmet Paşa’ya, “Atatürk sizi öldürtecek, ben koruyayım” diyormuş.

Tavukların bile güleceği ahmaklıkta sahte bir belgeydi. Şimdilerde bir de Kâzım Karabekir Paşa’yla Türkiye Mareşali Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı (Atatürk) birbirine karşı getirmeye çalışıyorlar. Bu gayretin hedefinin kimler olduğu doğrusu beni ilgilendirmiyor, ama ardında yatan başka özlem var ve bu özlem sahipleri seslerini bu gibi oyunlarla yükseltmeye çabalıyor. Bir Demokrat Parti efsanesidir geziyor, DP döneminin 27 Mayıs bildirilerinde olduğu gibi kurusıkı karalanamaz olduğu açık ama bir DP efsanesi de yaratılamaz. Böyle bir tutum en azından çilekeş İstanbul’a karşı ayıp olur.

Şimdi bütün bir 40-50 senenin tarihi ele alınacak. Herkes kendi hikâyesini bozuk akortlu çalgılarla dile getirecek. Milleti bölmek, çoluk çocuğu tarih düşüncesinden ve yönteminden uzak iflah olmaz adamlar halinde yetiştirmek istiyorsanız çok esaslı bir girişim. Hedef kitle bir müddet sonra size oy vermez. Mensup olduğunuz muhtelif partilere ve görüşlere itimat etmez. Sonuçta ortaya çıkan tarih bilinci noksan, inatçı kitlelerden önce kendiniz yaka silkersiniz.

Anlayana SivriSinekCaz