SivriSinekCaz

Çok Okunanlar

AKP’li bakanın önünü kapatıyor diye!

Adana’da tarikat yurdundaki faciada yaşamını yitiren çocuklar için düzenlenen cenaze töreninde büyük skandal. O faciada çocuğunu yitiren acılı baba AB Bakanı Ömer Çelik’in önünü kapattığı için kızının tabutunun başından uzaklaştırıldı. O anlar canlı yayında kameralara yansıdı...
 
Acılı Babaya Büyük Ayıp


Adana’nın Aladağ ilçesinde Süleymancılara ait yurtta çıkan yangında 11 çocuk ve 1 görevli yaşamını yitirmiş, 22 kişi yaralanmıştı...

Yurt faciasında yaşamını yitiren çocukların cenaze töreninde kaybettiği kızının tabutunun başında bekleyen acılı baba AB Bakanı Ömer Çelik’in önünde durduğu için uzaklaştırıldı. Acılı baba, tabutun başından uzaklaştırılırken AB Bakanı Ömer Çelik’in önü açıldı ve gazetecilerin kadrajına girdi.



Bakan Ömer Çelik espri yapmaya kalkınca!

Törenin ardından protokol, taziye çadırında bir süre oturdu. Bu sırada köyde tek başına kalan Ümmü Dönmez adlı yaşlı kadın “Gösterin bana valiyi, ondan hesap soracağım” diyerek protokolün yanına gitti. 

Ümmü Dönmez, köyün yolunun bozuk olduğunu, ortaokul olmadığını, elektriklerin sık sık kesilmesi ve günlerce gelmemesi nedeniyle karanlıkta oturduğunu anlattı. Bakan Ömer Çelik ise “Loş ışıkta, romantik ortamı seviyorsun” diyerek espri yapmaya kalktı.

AKP’li bakan Çelik’in “romantik ortam” dediği ‘YOKSULLUK!’

AKP’li bakanın münasebetsizce “romantik ortam” şakası yaptığı Aladağ evleri, tarikat yurdunda yaşamını yitiren çocukların mahkum edildiği yoksulluğu gözler önüne serdi...

Aladağ
da ölen Zelihanın evi:
 AKPli bakan “romantik ortam” demişti

Aladağ’da Süleymancılara ait yurtta yanarak ölen çocukların taziye çadırında, elektrik kesintilerinden yakınan yaşlı kadına “romantik ortam” diyerek “espri” yapan yapan Bakan Ömer Çelik’in bahsettiği karanlık ve yoksul evlerden görüntüler, sosyal medyada paylaşıldı...

Tarikat yurdunda yanarak ölen 13 yaşındaki Zeliha’nın evinden fotoğraflar, bölgedeki yoksulluğun boyutlarını gözler önüne serdi.



Bakan Ömer Çelik, çocuklar için kurulan taziye çadırında yanına yaklaşan Ümmü Dönmez adlı kadının, köyün yolunun bozuk olduğunu, ortaokul olmadığını, elektriklerin sık sık kesilmesi ve günlerce gelmemesi nedeniyle karanlıkta oturduğunu anlatması üzerine, “Loş ışıkta, romantik ortamı seviyorsun” diyerek, AKP'lilerin
acıyı paylaşabilir gibi yapma yeteneğinden dahi yoksun olduğunu göstermişti.

Tayyip, Başkan olamaz, çünkü...

Başkan olamaz, çünkü...
Teoman ALİLİ
Tayyip Erdoğan, Filistin'le ilgili bir toplantı sırasında "Suriye'ye girme amacımız, zalim Esed'i devirmek" dedi. Kendisi galiba yaptığı konuşmaları sadece, konuşmayı yaptığı kesim dinliyor sanıyor ama elbette öyle değil. 

Konuşmanın hemen ardından Rusya açıklama istedi ve tıpkı Rus uçağı için "izvinite" yani özür dileriz yazılı mektup gibi bir "yanlış anladınız" telefonu Moskova'da çaldı. Erdoğan bir kez daha söylediği sözü geri alıp "sözlerim yanlış anlaşıldı" dedi. Elbette bu yanlış anlaşılmalar, yanlış cümleler kurmalar ve nihayet aldatılmalar sürekli bir milli güvenlik sorunu haline geliyor. 

Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı makamında oturuyor ama ya etrafında sağlam bir dış politika ekibi yok yada kafasında yaşattığı dünyanın gerçek olmadığının farkında değil. Hala Osmanlı hayali görülüyorsa o defterin daha 1908'den itibaren kapandığını görmesi gerekiyor. Hadi biraz daha yaklaşalım ve Rumeli göçünü baz alalım: 1912... Osmanlı için "savaştan sonra" diye bir tabir hiç olamadı çünkü Osmanlı hep savaşmak zorundaydı. Fransız İhtilali ve milletleşme süreciyle birlikte sadece Osmanlı değil dünya genelinde de saltanatlar yıkıldı. Kalanlar sadece sembolik olarak varlığını sürdürüyor. Böyle bir süreçte artık ne ümmet ne de kulluk geçerli olabilir. Hele Osmanlı ve Rus çarlığından sonra ortaya çıkan jeopolitik durum  bölgenin iki devrimci ve büyük milleti arasında karşılıklı çıkar esasından öte bir yol bırakmaz.

ATATÜRK'ÜN BÜYÜK DEHASI

Sultan olma veya başkan olup tek yetkili olma hevesiniz varsa önce Atatürk'ü geçmeniz gerekir. Atatürk dehasını geçmek pek mümkün görünmüyorsa O'nun rejimini yıkmaya kalkmak ancak aldanmaya ve sürekli özür dilemeye yol açar. Atatürk'ün dış politikası da işte bu yüzden bugün dünya genelinde kabul görüyor. "Sovyetlerle dostluğu bozmayın" sözü, Sadabad Paktı ve Balkan Antant'ı, Misak ı Milli sınırları ve hatta "mecbur kalmadıkça savaş bir cinayettir" cümlesi Sarışın Kurt'un dış politika dehasını gösteriyor. Bakınız bugün Türkiye, batı ile derin bir kriz yaşarken Rusya ile yakınlaşma hatta stratejik ortak olma noktasına geldi. Türk ve Rus dışişileri bakanları ne toplantısı yaptı? "İlişkilerin stratejik düzeyde ilerlemesi" toplantısı. Rusya kendi tarihinin en önemli ekonomik atılımlarından biri olan Avrupa'ya gaz taşıma projesinin adını ne koydu? "Türk Akımı" Moskova, Türkiye Fırat Kalkanı Operasyonu'na başlamadan önce neden bölgeden askeri varlığını çekti? Provakasyonların önüne geçmek için. Bütün bu tablo bölgenin güvenliğini sağlamak için Türkiye ile Rusya arasında stratejik ortaklığı dayatıyor. Hatta daha ileri gidip Türk Slav birliği günümüzün en derin jeopolitik gerçeği halini alıyor. İşte bu yüzden büyük Atatürk'ün "Sovyetlerle ilişkileri asla bozmayın" sözü yüzyılın jeostratejik sözüdür. Sadabad Paktı ve Balkan Antantı'nı bu sözle birlştirirsek çok net biçimde Avrasya Birliği diyebiliriz. Misak ı Milli ise Türkiye'nin bölge ülkelerinin topraklarında gözü olmadığını gösteriyor. "Mecbur kalmadıkça savaş bir cinayettir" cümlesi de Atatürk'ün Türk Ordusu tanımını yapıyor. Biz Misak ı Milli sınırlarını korumak için varolan bir savunma ordusuyuz asla bir saldırı ordusu değiliz. Bunu kavramadan "zalim Esed'i devirmek için Suriye'deyiz" derseniz iki günde sözünüzü geri almak zorunda kalırsınız. 


Çok şükür ülkemizde hala "vatan savaşı" koşullarını kavrayan liderler ve kurumlar var. Önce Doğu Perinçek, Erdoğan'ın sözünün geçerliliği olmadığını söyledi hemen ardından Milli Güvenlik Kurulu: "Suriye'deki varlığımız terör koridoruna engel olmaktır" dedi. 

Zaten Erdoğan'da milli güvenlik endişesini görür görmez "kimseyi ve hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" demek zorunda kaldı. 

Bugün iktidarın AB yerine Şanghay İşbirliği Örgütü'ne yönelmesi, ekonomik kurtuluş için Türk lirası kullanma çalışması ve nihayet Türk Akımı ile hava savunma sistemi gibi konularda Rusya ile stratejik planlar yapması da jeopolitik durumumuzun jeostratejik gerçeğidir. Bütün bu gerçek Atatürk tarafından daha 1920'lerde ve 30'larda göründüğü için bugün değerlidir. O yüzden ne "CHP 1930'ları CHP'si değildir" diyenler ne de Atatürk'ün kurduğu rejimin yerine başkanlık hayaliyle yeni rejim tasarlayanlar başarılı olamaz. Aydınlık hareketi olarak on yıllardır söylediğimiz şeyler bugün gerçek oluyor. "dolar yasaklansın" kampanyası, "Ordu millet birliği" projesi, "Avrasya Birliği" politikası, "üretim ekonomisi" çözümü kapımıza dayandı. Bugün Vatan Partisi kadroları gerçek anlamda milli güvenliğin garantisi ouyor. Bana göre bu başarı Atatürk'ü doğru anlamak ve O'nun devrimini tamamlama stratejisinden kaynaklanıyor. Bu yüzden güvenilmesi gereken şahıslar değil fikirlerdir. Yaşamak için güvenli bir yere ihtiyaç duyuyoruz. Ülkemiz için güvenli yer bulunduğumuz coğrafya ve dolayısıyla bulunduğumuz jeopolitik durumdur. Devrimleri hala yaşarken ve jeopolitik komşularımız evimizin kurucusuna bu kadar saygı duyarken üstünde tepinenlerde olsa başımızdaki çatı yıkılmaz.  Castro; "Atatürk varken başka önder aramayın" dedi, Mao; "Çin'in Kemal'i nerede" demişti, Çin'de Atatürk ders kitaplarında okutuluyor, 

Putin Anıtkabir özel defterine "Senin yaptıklarının ışığında yürüyoruz" diye yazdı. Bütün bu tablo varken bir kez daha belirtelim başkan olabilmek için Atatürk'ün rejimini yıkmak gerek. Ne halk iradesi ne de bulunduğumuz jeopolitik durum buna asla izin vermez.

Battık ki, hemde ne batış!

Kapıya dayanan ekonomik kriz, geçtiğimiz 1994, 2001 ve 2008 ekonomik krizlerine hiç benzemiyor, 493 milyar liralık dış borç, TL'nın değer kaybetmesi ile 77 milyar lira arttı...

Dış borç 570 milyar lirayı buldu
CHP'den hükümete, ülkede şimdiye kadar görülmeyen türden bir ekonomik krizin kapımızda olduğu uyarısı geldi... 

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknolojik Komisyonu'nun CHP'li üyeleri, Türkiye'nin yeni bir ekonomik krize gireceği uyarısında bulundu.

Denizli Milletvekili Kâzım Arslan, kapıya dayanan reel ekonomik krizin; geçtiğimiz 1994, 2001 ve 2008 ekonomik krizlerine hiç benzemediğini belirterek, "493 milyar liralık dış borç, Türk Lirası'nın dolar karşısında değer kaybetmesiyle bugün 570 milyar liraya ulaştı. Bu kadar borç yükü içine girmiş bir Türk ekonomisinden en çok vatandaş etkilenir. Esnaf, KOBİ sahipleri başta olmak üzere bütün iş adamları ve vatandaşlar ciddî anlamda endişe taşıyor" dedi. 


ÇOK CİDDİ SİNYALLER

Türkiye ekonomisinin kötü yönetildiğini ve içinde bulunduğumuz durumun; adı konmamış bir ekonomik kriz olduğuna dikkat çeken Kâzım Arslan, şunları kaydetti:
 

"Bugünkü durum 2008 yılındaki küresel finans krizine de benzemiyor. İşsizlik verileri, ihracat ve turizm rakamları, büyüme dinamikleri, Türk Lirası'ndaki değer yitimi, gündelik ticaretin yaşadığı sancılar, özel sektör borç yükü, AB ile yaşanan sorunlar, dış politikanın geldiği aşama krizin sorumlusu olan Hükümet'e çok ciddî sinyaller vermektedir". 

CHP'li Arslan, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacının da, yıllık 200 milyar ABD Doları'nın üzerinde olduğunu dile getirdi. Kâzım Arslan, "Enerjide dışa bağımlılığın, düşük katma değerli üretime yol açan politikaların, orta teknoloji tuzağının ve orta gelir tuzağının derinleştirdiği ekonomik sorunlar, vatandaşlarımızın yaşamını doğrudan etkilemektedir" diye konuştu. 


BAŞKANLIK İNADI

Türkiye'de yaşanan krizin temelinde AKP olduğunu ifade eden Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:  "Bugün ülkemizde yaşanan krizin, yaşanan korku ve endişe yüklü ortamın temeli küresel değildir, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinin durağan hale getirilmesinden ve AKP'nin Başkanlık inadından kaynaklanmaktadır. Ülkemizi terör ve güvenlik zafiyetiyle, askerî darbelerle karşı karşıya bırakan, diplomatik yalnızlığa düşüren bir siyasi iktidar var. 


Bir dönem birlikte yol aldığı, devleti elbirliğiyle uçuruma sürüklediği örgütlere bugün 'terörist'  diyen iktidar, dış ticareti ve yatırımları azaltan, dövizi ve hammadde maliyetlerini yükselten, ekonomik istikrarsızlığın ve millî güvenlik krizinin ana aktörü olmuştur." 
Yeniçağ

“Cahil İstilası” dedik ya!

Ege Üniversite Tıp Fakültesi'nde, kafasına UFO (elektrikli ısıtıcı) düşmesi sonucu yaralanan ve hastaneye giden bir vatandaşın kayıtlara "uzay gemisi kazası sonucu yaralanan yolcu" olarak geçirildiği iddiası bir süredir sosyal medyada dolaşıyor...
SGK'dan “uzay gemisi kazası” raporu  

İddiaya göre 28 Kasım 2013 tarihinde gece saat 01.00 sularında kafasına elektrik sobası düşen vatandaş Ege Üniversitesi Acile başvuruyor sonrasında ise bu olaya "Uzay gemisi kazası yaralanmaya uğrayan yolcu" tanısıyla sisteme kaydediliyor...

Günlerdir görenleri güldüren trajikomik olaydan sonra SGK'nın tanı sisteminde benzer olaylara ilişkin kodlar açıldığı da iddia edildi.

Bu kodlara göre tanı sisteminde bulunan benzer vakalar arasında, "V95-V97 Hava ve Uzay taşıma kazaları" ile "V95.4 Uzay gemisi kazası yaralanan binici" tanılarının da bulunduğu ileri sürüldü.

İşte o kayıtlar...

‘Türkiye cahil istilası altında!’

Serra Yılmaz, “Kültür bizi kurtarabilir. Çünkü şu an, bizi hızla dibe çeken bir cahilliğin istilası altındayız” dedi...
.
‘Türkiye cahil istilası altında!’

İtalya’da, Ferzan Özpetek’in yönettiği filmlerindeki rolleriyle tanınan ve sevilen Serra Yılmaz, tiyatro alanında da İtalyanların kalbini kazandı...

Konuşmasında “Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada zor bir dönemden geçiyoruz” diyen Yılmaz, "Bu söylediğim şey, Türkiye için de geçerli diyerek şu örneği verdi:

“Şu an Türk Lirası büyük değer kaybetmekte ve gücü elinde tutanlar, “Dolar artıyor, ancak bu bizi ilgilendirmez, biz Türk Lirası kullanıyoruz” diyerek propaganda yapıyor. Yani, her şeye hükmeden cahilliğin düzeyini hayal edebilirsiniz.”

Doğan Haber Ajansı (DHA) İtalya Temsilcisi Esma Çakır'ın haberine göre Yılmaz, bu yıl 3’üncüsü düzenlenen ve kültür alanında faaliyet gösteren kişilere verilen Franco Cuomo Uluslararası Ödülü’nün “tiyatro” kategorisi kapsamında ödüllendirildi. Yılmaz bu ödülü, 12 yıldır Floransa’daki Rifredi Tiyatrosu’nda kapalı gişe oynayan “Ultimo Harem (Son Harem)” ve 1 yılı aşkın süredir de Elif Şafak’ın “Baba ve Piç” adlı romanından uyarlanan “La Bastarda di İstanbul (İstanbul’un Piçi)” oyunlarında gösterdiği performanstan ötürü elde etti.

Serra Yılmaz ödülünü, Roma’daki Cumhuriyet Senatosu’na ait Giustiniano Sarayı’nda dün akşam gerçekleştirilen törenle aldı.

2007 yılında hayatını kaybeden yazar, gazeteci ve oyun yazarı Franco Cuomo’ya adanmış olan etkinlik, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da destekleniyor.

Serra Yılmaz’a, La Bastarda di İstanbul’daki oyunundan ötürü, Eylül ayında da ülkenin önemli ve prestijli tiyatro ödüllerinden olan Persofone kapsamında “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü verilmişti.

“Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada zor bir dönemden geçiyoruz”


Ödülü verilirken Serra Yılmaz’a, Türkiye’de yaşanan gelişmelerle ilgili düşünceleri de soruldu. Jüriye teşekkür edip, kendisini ödüllendirmiş olmalarından ötürü büyük memnuniyet duyduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Serra Yılmaz, “Çok kötü bir dönem yaşıyoruz, ama sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada; biz artistler, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve adalet yanlılarının savunduğu değerler bakımından zor bir dönemden geçiyoruz” diye konuştu.

En önemli şeyin ise kültür olduğuna inandığını ifade eden oyuncu, bütün kıtaları etkilemekte olan ekonomik darboğazın ilk kurbanının ise kültür olduğunu, kültür bütçelerinin kesildiğini görmenin kendisini üzdüğünü dile getirdi.

“Bizi hızla dibe çeken bir cahilliğin istilası altındayız”

Tiyatroya, okullara, arkeolojiye artık daha az bütçe ayrıldığını belirten Yılmaz, “Ancak ben, tam da böyle zamanlarda kültüre daha fazla bütçe ayrılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü sadece kültür bizi kurtarabilir. Çünkü şu an, bizi hızla dibe çeken bir cahilliğin istilası altındayız ve bu, insanlık için hiç de iyi değil” diye konuşmasını sürdürdü.

"Her şeye hükmeden cahilliğin düzeyini hayal edebilirsiniz"

“Bu söylediğim şey, Türkiye için de geçerli” ifadesini kullanan Serra Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bir örnek vermek gerekirse; şu an Türk Lirası büyük değer kaybetmekte ve gücü elinde tutanlar, “Dolar artıyor, ancak bu bizi ilgilendirmez, biz Türk Lirası kullanıyoruz” diyerek propaganda yapıyor. Yani, her şeye hükmeden cahilliğin düzeyini hayal edebilirsiniz.”


“Dünyanın kötü gidişatına iyi olarak direniyorum”

Törenin ardından Doğan Haber Ajansı’na açıklamada bulunan Serra Yılmaz, ödüllendirilmenin güzel bir şey olduğunu söyleyerek, “Bu sene de İtalya’da güzel ödüller aldım. Benim için büyük bir onur, büyük bir memnuniyet, çünkü dünyanın gidişatı ne yazık ki kötü. Ancak dünyada olan her şeye rağmen, tüm savaşlara, yok edilen şehirlere, yok edilen kaderlere, israf edilen gençlere, bütün bu acıya rağmen iyi olmak da iyi bir direniş bence. Onun için ben iyi olmayı seçiyorum” diye konuştu.

Söz konusu ödülün, bir oyuncu olarak yorumları üzerine verilmiş bir ödül olduğunu belirten Yılmaz, “Ben bir anlatıcıyım, sözlü geleneği sürdüren biriyim. Dolayısıyla ben sadece anlatıyorum, çünkü bana hep sorulur, kitap yazmayacak mısın? Hayır, ben kitap yazmıyorum, ama benimle birlikte başkaları kitap yazabiliyor, ben anlatıyorum, çünkü benim işim bir anlamda yorumlamak, anlatmak. Biraz da böyle bir motivasyonla bu ödül bana verildi. Onur verici bu” ifadesini kullandı.

Franco Cuomo’yu tanımadığını söyleyen Serra Yılmaz, “Genç yaşta aramızdan ayrılmış, ama kendi babamla paralellik kurdum; gazeteci olmaları, sanat dallarıyla ilgileniyor olmaları, yazar olmaları, babamın sinema eleştirmeni olması, düşünce özgürlüğünden yana insanlar olmaları…” dedi.

Yılmaz, Şubat ayı sonundan itibaren La Bastarda di İstanbul’un Floransa’da yeniden sahneleneceğini, daha sonra Venedik, Verona ve Vicenza kentlerine yönelik turne yapacaklarını da anlatarak, “Tiyatroyu temsil ederek İtalya’da var olmak çok güzel” diye duygularını dile getirdi.

Kaynağı AKP olunca!..

FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan Erzurum’un Aşkale İlçe Belediye Başkanı Enver Başaran tutuklandı...

AKP’li Belediye Başkanı FETÖ’den tutuklandı
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında gözaltına alınan Aşkale Belediye Başkanı Enver Başaran tutuklanarak cezaevine gönderildi...

KARDEŞLERİ DE GÖZALTINA ALINMIŞTI
Başaran’ın daha öncesinden de iki kardeşi FETÖ soruşturmasında gözaltına alınmış daha sonra serbest bırakılmışlardı.

Babek Zencani’nin idam cezası onaylandı

İran’da 2.8 milyar dolarlık yolsuzluk suçlamasıyla yargılandığı davada idama mahkum edilen iş adamı Babek Zencani’ye verilen idam cezası, yüksek mahkeme tarafından da onaylandı...
.
 İran’da Zencani’ye verilen idam cezasına onay

Reuters’ın haberine göre, yüksek mahkeme, Mart ayında idam cezasına çarptırılan Zencani ile ilgili kararı onayladı...

 

Mahkeme, aynı davada Zencani ile birlikte yargılanan iki ortağı Mehdi Şems ve Hamid Fellah Herevi’nin idam cezalarını ise iptal etti.

 

Kararı, İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Haber Ajansı’na konuşan Yargıtay Başkan Yardımcısı Gulam Rıza Ensari açıkladı.

 

İran’da 30 Aralık 2013’te tutuklanan Zencani; hükümet adına sattığı petrol karşılığında aldığı 2.8 milyar doları zimmetine geçirerek devleti dolandırmakla suçlanıyordu.

 

İran basınında geçen hafta çıkan haberlerde, Zencani’ye verilen idam cezasının temyiz aşamasında bozulacağı iddia edilmişti.

Melih Gökçek’ten oğluna rant kapısı

27 Ekim'de ATO Başkanı Salih Bezci ve 9 yönetim kurulu üyesinin Gökçek'e başkanlık yolunu açmak için baskı ile istifa etmek zorunda bırakıldıkları iddiasına rant da eklendi...

Gökçek’ten oğluna rant kapısı


Bezci'ye ait BESA İnşaat'ın projeleri için Ankara Belediyesi'nin verdiği emsal artışı ile şirkete büyük bir rant yaratmış durumda... 


Bunların başında içinde ATO Meclis üyelerinin de bulunduğu bir inşaat projesi geliyor. Gölbaşı İncek'te 111422 ada 1 numaralı parseldeki inşaat hakkı 16 Ağustos 2013'te büyükşehir belediyesinin aldığı karar ile 0.30'dan 1.40'a çıkarıldı. 

6.50 metre olan yükseklik sınırı da serbest bırakıldı. Arazi Ankara Büyükşehir Belediyesi'nce 16 Şubat 2014 tarihinde 13 milyon 408 bin TL bedelle satışa çıkarıldı.

EMSALİ İKİYE KATLANDI

Araziyi “ATO 2013 Meclis Üye Kooperatifi”nce satın alındı. Meclis üyeleri için 3 blokta 188 daireden oluşan inşaat projesi hazırlandı. İnşaatı yapmak için Salih Bezci'nin başkanı olduğu BESA İnşaat ile anlaşıldı. 16 bin 760 metrekarelik araziye 1.40'a çıkarılan emsale göre 23 bin 464 metrekare inşaat yapılması gerekiyordu. Ama projenin tanıtımında inşaat alanı 51 bin metrekare açıklandı. Yani mevcut emsal ikiye katlandı.

Bu arazinin hemen yanında bulunan 53 bin 981 metrekarelik parselde de Kent İncek Yapı Kooperatifi'nin devasa inşaat projesi yer alıyor. Bu parsel Ankara Belediyesi tarafından 2012'de satılmıştı. Bu inşaat da yine Bezci'ye ait BESA İnşaat tarafından yapılacak. 6.5 metre yani 2-3 katlı villa tipi yapılaşma izni olan parselin imarında yapılan değişiklikle yüksekliği 27 ile 35 kat arasında değişen 7 blokta toplam 604 konut yapılacak. ATO meclis üyelerinin kurduğu kooperatife ve Salih Bezci'nin inşaat şirketine tanınan imar ayrıcalıkları “Melih Gökçek oğlu için seçim yatırımı yapmış” yorumlarına neden oldu.

SEÇİM ŞAİBESİ ŞİKAYET EDİLDİ


ATO seçiminde önemli bir gelişme oldu. Osman Gökçek'e rakip çıkan Gürsel Baran, SÖZCÜ'nün gündeme getirdiği seçim şaibesinin önlenmesi için ilçe seçim kuruluna başvuru yaptı. İddialara göre, Gökçek'e oy veren ATO delegeleri, yedek listedeki bir ismin üzerini çizip kendi isimlerini yazacaklar. Böylece Gökçek'e kimin oy verip kimin vermediği ortaya çıkacak. İşte bu iddiadan endişelenen Baran ve ekibi, seçimde “çizik” şaibesi yaşanmaması için listelere çizik atılmaması için başvuru yaptı.

Sözcü

Anlayana SivriSinekCaz