"Örgütsüz Toplumların Yapabileceği Hiçbir şey Yoktur."
DEMOKRASİ, HUKUK VE ERGENEKON (*)
*
Suay Karaman
Atatürkçü Düşünce Derneği
Genel Sekreteri
.
Değerli dostlar, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin düzenlediği panelde sizlerle buluştuk, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye'de adalet nasıl işliyor?
Bunu açıklamadan önce Ergenekon olayına bir bakalım ama önce işe sağlık yönünden başlayalım:
Ergenekon'un kasası denilen Kuddusi Okkır, cezaevinde kanser oldu, tahliye edildi ve beş gün sonra öldü.
Cenazesi belediye tarafından kaldırıldı..
.
Asuman Özdemir siroz oldu ve tahliye edildi, şimdi karaciğer nakli için bekliyor.
Ferit İlsever de cezaevinden hasta çıktı ve ameliyat oldu...
İlhan Selçuk 4 gün içeride kaldı, çıktıktan sonra ağır bir ameliyat geçirdi.
Prof. Dr. Uçkun Geray, böbreklerinden rahatsızlanarak diyalize girmeye başladı.
ADD Genel Başkanı Şener Eruygur, yüksek tansiyona bağlı düşme sonucunda komaya girdi. Yaklaşık bir ay yoğun bakımda kaldı ve halen hastanede yatıyor.
Bunların dışında Hurşit Tolon'un da aralarında bulunduğu bazı tutukluların sağlık durumu bozuldu ancak tahliye edilmediler..
.
Bütün bunlar yaşanırken bazı gazetelerin manşetlerini hayretler içinde izledik:
"Hapisten çıkmak için hastalanıyorlar."
Dinci ve taraflı basın, onurlu bir hayat geçirmiş, emeklilik çağına gelmiş, onurlu insanların hapiste öldürülmesinden adeta zevk alıyor.
.
Adına "Ergenekon" denilen soruşturmada, ilgili-ilgisiz şekilde adı geçen birçok kişi hakkında, bırakın davanın sonuçlanmasını, daha dava başlamadan ağır şekilde suçlayıcı yayınlar yapıldı ve halen yapılmaktadır.
.
Üstelik ADD Genel Başkanı Sayın Eruygur hakkında, tutuklandığı günden beri bir iddianame bile yok ortada...
Hapisle cezalandırılmalarını ne adına savunabilirsiniz?
Düzmece darbe günlükleri adına mı?
Yoksa anti emperyalizm temelinde, Kemalist düşünceyi savunan insanların bir araya gelerek otuz gün içinde üç büyük kentte on milyonun üzerinde insanın katılımıyla yapılan Cumhuriyet mitinglerinin intikamı mı alınmak isteniyor?
.
Yaklaşık on üç ay sonra Ergenekon soruşturmasının 2455 sayfa ve 442 klasör olmak üzere yaklaşık 200 bin sayfadan oluşan iddianamesi hazırlandı ve 14 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin tarafından açıklandı. Başsavcının şu sözleri çok tartışılacaktır:
"Bugüne kadar yapılan haberlerin çok büyük bölümü yalandır, kafa karıştırmaktadır. Bu yayınlardan dolayı çok üzgünüm..
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu ileri sürülen 'Darbe Günlükleri' bu iddianamede yer almamıştır.
Ek iddianamede de yer almayacaktır."
Başsavcı ne kadar üzülürse üzülsün, işbirlikçi medya aynı seviyesizlikle, aynı bayağılıkla ve aynı çarpıtmacılıkla, yine bildiğini okuyor.
.
Aylardır iktidarın işbirlikçisi olan medyada bu günlükler üzerinden yapılan suçlamalar, haksızca saldırılar ve soruşturmanın gizliliği ilkesini ayaklar altına alanlar hakkında yasal işlem başlatılamadı.
Başsavcı, en yetkili kişi olarak bu aşağılık çarpıtmaların ve bu ahlaksızlığın gereğini yapamadı. Hukuk bir gün herkese gerekecektir; hukuku ayaklar altına alanlara da, hukuktan sapanlara da.
Herkesin bunu çok iyi analiz etmesi gerekir.
.
Şimdi Ergenekon olayında neler yaşandı onlara bakalım:
Patlak Ampul, Musa'nın Çocukları, Musa'nın Gülü gibi kitapların yazarı Ergün Poyraz, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce tutuklandı..
.
22 Temmuz seçimlerinde elektronik hile yapıldığını ilk açıklayan Doç. Dr. Ümit Sayın tutuklandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP hakkında "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu" gerekçesiyle 14 Mart 2008 tarihinde dava açtı...
.
Aylardır unuttukları Ergenekon soruşturmasında 21 Mart 2008 tarihinde İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Ferit İlsever, Kemal Alemdaroğlu'nun da içinde bulunduğu 12 kişi gözaltına alındı.
.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 1 Temmuz 2008 tarihinde AKP hakkında yaptığı suçlamaları Anayasa Mahkemesi'nde sözlü olarak anlattı...
.
Aynı günün sabahında ADD Genel Başkanı Şener Eruygur, emekli orgeneral Hurşit Tolon, Mustafa Balbay ve ATO Başkanı Sinan Aygün gözaltına alındı...
.
Böylece Ergenekon bir anda kapatma davasının önüne geçti.
Temmuz ayı içinde AKP'nin kapatma davası görüşülürken, 23 Temmuz 2008 tarihinde aralarında Prof. Dr. Uçkun Geray'ın da bulunduğu 26 kişi gözaltına alındı.
.
17 Eylül 2008 tarihinde Almanya Deniz Feneri davasında sanıklar dolandırıcılık suçundan mahkûm oldu.
Alman savcılığı bu olay için 'yüzyılın soygunu' demişti.
Bir gün sonra 18 Eylül 2008 tarihinde hırsızların mahkûm olduğu, Alman hâkimin isimlerini de vererek "asıl failler Türkiye'de" dediği gazete manşetlerine taşındığı gün Ergenekon'da yeni gözaltılar gerçekleşti...
.
Beş teğmen, bir askeri öğrenci ve sanatçı Nurseli İdiz gözaltına alındı...
.
İzleyen günlerde RTÜK Başkanı Aykut Zahid Akman'ın ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman'ın Deniz Feneri ile ilişkileri manşetlerden inmedi.
Kooperatif dolandırıcılığı, evrakta sahtecilik, Armada iş merkezinden tatlı paylar, mal bildiriminde sahtekarlık ve daha neler neler...
.
23 Eylül 2008 tarihinde Ergenekon soruşturmasında bu kez Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan ve Adil Serdar Saçan gözaltına alındı.
.
Son olarak Ergenekon davasının başladığı 20 Ekim 2008 tarihinden önce ve sonra da gene gözaltına almalar yaşandı.
.
Bu tarihlere bakınca aklımıza ne geliyor, bir düşünelim?
Ergenekon operasyonları hangi 'çok önemli' ve de AKP'yi çok fazla rahatsız edecek olayların peşinde gidiyor..
.
İsimlere iyi bakalım; ortak özellikleri Türkiye'nin karanlığa sürüklenmesine karşı çıkan, yurtsever, emperyalizm karşıtı ve üzerlerinde en ufak leke bulunmayan onurlu insanlar olmaları...
Hangisinin üzerinde hırsızlıktan, yolsuzluktan açılmış bir dava var?
Hangisi dolandırıcılık, kalpazanlık, tehdit gibi suçlamalarla karşı karşıya kalmış?
Hangisi orman alanına tecavüz etmiş, sahte fatura kesmiş?
Hangisi dindaşını, yurttaşını, zavallı işçileri soymakla suçlanmış?
Hiçbirisi evet hiçbirisi..
.
Şimdi Türkiye'de adaletin nasıl işlediğini açıklayabiliriz.
Bunu beş kelime ile anlatmak gerekirse; Ergenekon, ama Deniz Fenerine konma!
Ergenekon'da iyi olan, Deniz Fenerinde kötü olamaz.
Orada yapılan yargısız infaza göz yumanlar, kendileri hakkında yapılan yargısız infaza kapı açmış olurlar.
.
"Hukuk bir gün herkese lazım olur" derken söylenen budur.
İşte Ergenekon olayında yaşananlar özetle bu şekilde gelişti.
Bu arada iddianame okundukça ortaya çıkan saçma ve komik olayları anlamakta herkes zorlanmaktadır.
Halen devam eden yargılamada da birçok yanlış uygulamanın yapıldığı görülmektedir ve "adil yargılanma" ilkesine uyulmamaktadır.
.
Siyasal ve ekonomik mafya ile ulusalcılığın iç içe olduğu yönünde bir izlenim uyandırmak gibi bir görevi olan Ergenekon operasyonu, emperyalist güçler tarafından planlanmış ve Türkiye'deki uzantılarına yaptırılmıştır.
.
Sayın Başbakan, "ben Ergenekon davasının savcısıyım" dediğine göre bu dava siyasi bir davadır. Ergenekon, devletin Cumhuriyetçi geleneklerini hedef almış bir sivil darbedir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine, Cumhuriyet kurumlarına ve ulusal güçlere karşı yapılan bir sivil darbedir.
CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal da başbakana karşılık "ben Ergenekon davasının avukatıyım" diyerek, hükümetin yaptığı sivil darbeye karşı çıkmış ve ulusalcıların yanında olmuştur.
.
Buna benzer süreç, ülkemizde daha önce de yaşandı; 12 Mart muhtırasının öncesinde "darbe yapacaklar" denilerek emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu, Tümgeneral Celil Gürkan'ın yanı sıra bazı genç subaylar ile zamanın iktidarına karşı olan İlhami Soysal, İlhan Selçuk gibi gazetecileri, yazarları ve bazı bilim insanlarını göz altına aldılar.
Daha sonra Ziverbey Köşkünde sorgulamalar, işkenceler ve suçlamalar sürüp gitti.
Ancak zaten hayal ürünü olan bu senaryoların sonucunda dava düştü ve tutuklananlar serbest bırakıldı.
.
Ergenekon adı verilen bu soruşturma ve yapılan tutuklamalar emperyalist güçlerin Türkiye'de yapmaya çalıştıkları oyunun yeni bir parçasıdır.
Emperyalist güçler 1919 yılında da, işbirlikçi dincilerle anlaşarak Mustafa Kemal'e karşı fetva çıkarmışlardı. Emperyalist güçlerle anlaşan dünkü şeriatçılar, Mustafa Kemal'e ve ulusalcılığa karşı hain saldırılarda bulunmuşlardı.
.
Bugün yaşananlar da yine Atatürk'e ve ulusalcılığa karşı, emperyalist güçlerin planladığı saldırıların bir devamıdır.
Bu yapılanlara başta ordu direnç gösteriyor.
Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laik, sosyal bir hukuk devletini ve demokrasiyi savunan ulusalcı olarak adlandırılan çok geniş bir kesim direnç gösteriyor.
Devlet kurumlarında, üniversitelerde, sendikalarda, iş çevrelerinde, köyde, kentte, sokaklarda, alanlarda 85 yıldır oluşmuş cumhuriyet ilkelerini benimseyen, laik bir yaşam tarzı var.
Bütün bunlar ulusalcılara destek veriyorlar ve hep bir ağızdan sesleniyorlar:
"Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye.."
.
Ülkemizde yaşanan tüm bu olumsuzluklar siyasi iktidarın sivil darbe girişiminden kaynaklanmaktadır.
Ancak bugünkü durum ne kadar kötü olursa olsun, Atatürk'ün kurduğu laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza dek yaşatmak için, tüm ulusalcı demokratik kitle örgütlerinin, ulusalcı siyasi partilerin ve halkımızın güçlerini birleştirmeleri gerekmektedir.
Demokrasinin işlemesini istiyorsak, tüm kurum ve kuruluşların laik cumhuriyette, ulusal kimlikte bütünleşmesi gerekmektedir.
Örgütlü olmak, bilinçli hareket etmek, ülkemizde yaşanan sivil darbe girişimini sona erdirecek ve aydınlığa ulaşmamızı sağlayacaktır.
.
Mustafa Kemal; "söz konusu vatansa, gerisi teferruattır" demişti.
Bizler teferruatlarda boğuşurken, vatanımız elden gidecek.
Bizlere, bizlerden başka yardım edecek kimse yok, artık Selanik'ten yeni bir Hareket Ordusu'nun gelmesini ya da Samsun'a çıkacak yeni bir Mustafa Kemal'i beklemenin anlamı yoktur.
.
Bu salonu dolduran değerli Atatürkçüler, cumhuriyetçiler, biz kimiz?
Biz, Atatürk'ün kurduğu bu cumhuriyetin bekçileriyiz, bizler Atatürk'ün gençleriyiz..
Evet Mustafa Kemal Atatürk dün emperyalizme karşı zaferler kazandı.
Atatürk'ün çocukları, torunları, Atatürk'ün gençleri el ele vererek, bugün de, yarın da, daima emperyalizme karşı zaferler kazanacaklardır.
Örgütsüz toplumların yapabileceği hiçbir şey yoktur.
Bu yüzden dağınık ulusal güçlerin, tüm demokratik kitle örgütlerinin toparlanarak, birlikte hareket etmesi, ülkemizin bu sıkıntıları aşmasını kolaylaştıracaktır.
Çünkü bu örgütlü eylem, Atatürk'ün aydınlığında tam bağımsız Türkiye yolunda ilerlememize olanak sağlayacaktır.
Çünkü bu örgütlü bilinç, yarım bırakılan Kemalist Devrimlerin sürdürülmesine olanak sağlayacaktır..
Çünkü bu örgütlü eylem, laik cumhuriyetimizin korunmasını sağlayacaktır.
.
Unutmayalım ki, karanlıklar aydınlığa, aydınlıklar mutluluğa, örgütlü toplumların özverili ve bilinçli gayretleriyle ulaşacaktır...
.
Sözlerime son verirken, hepinizi saygıyla selamlıyor ve teşekkür ediyorum.
*
(*) : Atatürkçü Düşünce Derneği'nin 29 Kasım 2008 Cumartesi günü düzenlediği "Demokrasi, Hukuk ve Ergenekon" adlı panel konuşması.
.