Maya'nın dezenformasyon halleri!
BİR AKP’Lİ İLE KÜÇÜK SÖYLEŞİ…
Emin Çölaşan '

-Valla doğru söylüyorsun! YAŞ toplantısı gerçekten de çok iyi geçiyor! Hele ilk gün çok iyi idi! Sabah toplantısı bir saat sürdü, sonra öğle arası verildi. Bu arada yeni Milli Savunma Bakanı cenazeye gideceğini söyleyip ortadan kayboldu.
-Arkadaşının annesi ölmüş yani, ne yapacaktı?
- Dahası var. Öğleden sonra toplantı yapılmadığı gibi, senin Tayyip bu yeni Genelkurmay Başkanı ile başbakanlık konutunda bir saat 45 dakika süren özel bir görüşme yaptı. Ne konuştular?
- YAŞ’ta alınacak kararları konuşmuşlardır herhalde, başka ne konuşacaklar.
- İyi de, YAŞ’ta alınacak kararlar YAŞ toplantısında konuşulup karara bağlanır. Böyle iki kişi arasında iş bitirilmez. Bugüne kadar oldu mu böyle bir şey? Bugüne kadar Genelkurmay Başkanı ile üç kuvvet komutanı birlikte istifa ettiler mi? Sen bu işlerin içindesin ey AKP’li dostum, bugüne kadar hiç tanık oldun mu böylesine?
- Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Demokratikleşme yaşıyoruz. Askerin ağırlığı kalmıyor.
- Eğer demokratikleşme Türk Ordusu’nun onuru ile oynamaksa, yazıklar olsun böyle demokratikleşmeye! Koskoca Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkan Vekili, toplantıda Tayyip’in yanına değil, masanın öbür yanında sağ tarafına oturtulmuş. Bu düzeni kimin hazırladığını bilemem de, bunlar yakışıksız şeyler.
- Yakışıklı veya yakışıksız. Silahlı kuvvetler artık bizimdir. Necdet Paşa boşuna getirilmedi o makama.
- Hayrını görün… Dün Talat Atilla’nın Güneş’teki yazsında vardı. Meğer senin sayın başbakanın, kendisiyle tutuklu komutanlar nedeniyle ters düşen Genelkurmay Başkanı Işık Kpşaner’e günler öncesinden ‘İstifa et’ demiş. Koşaner kendisine ‘Hakkında dava açıldı diye terfi ettirilmeyen komutanların durumunu ne kuvvet komutanlarıma, ne de aşağıdaki askerlerime anlatamam’ deyince Tayyip ‘O halde anlatanlar gelir’ demiş. O yüzden topluca idtifa etmişler. Günün birinde belki Koşaner ve istifa eden öteki komutanlar yaşadıklarını anlatırlar, işte o zaman kıyamet kopar.
- Keşke anlatsalar, haklılığımız ortaya çıkar. Başka bir şey söylemek istiyorum. Sayın başbakanımız kamuoyu önünde yıpratılmak istenen, AKP’nin adamı olarak gösterilmek istenen Necdet Özel’e bir ortam sağlayacak gibi geliyor bana.
- Ne demek ortam sağlamak?
- Yani onun için daha başından yıpranmasını önlemek amacıyla bazı önlemler alacak veya aldıracak. Örneğin Ege Ordu Komutanı Nusret Taşdeler tarafından verilen yakalama kararı kaldırılabilir. Ne bileyim, aslında sayın başbakanımızın terfi etmesini istemediği bir iki komutan terfi edebilir.
- Yani bunlar da Necdet Paşa’nın başarı hanesine yazılır diyorsun!.. Bak AKP’li dostum, bu ülkede her gün şehit veriyoruz. Senin iktidarın bu işlerin üzerine gitmek yerine Türk Ordusu’nun kolunu kanadını daha beter kırmanın peşinde. Bu iktidarın hayatı çelişkilerle dolu ama dua edin ki medyayı iyi devşirip kucağınıza oturttunuz. O yüzden ses seda çıkmıyor.
- Nedir çelişkilerimiz?
- Yaa bundan birkaç hafta önce senin başbakanın değil miydi, NATO güçleri Kaddafi’ye saldıracak haberi geldiğinde “Ne işi var NATO’nun Libya’da” diye bu durumu eleştirip Kaddafi’ye arka çıkan. Şimdi baktı ki durumlar değişti, bu kez isyancılara yardım gönderiyor. Son olarak 200 milyon dolar gönderdi. Senin başbakanın değil miydi, Suriye’deki Esad isimli herifi en büyük dostu ilan eden. Şimdi baktı ki ABD Esad’a karşı çıkıyor, bu kez Esad’ı düşman ilan etti. Bu nasıl lider ülke Türkiye palavrası yaa! Kim kimi kandırıyor?
- Dış politikadar, olur o kadar!
- Böyle laflarla bizi uyutamazsınız. Bu memlekette her gün şehit cenazesi kaldırılırken, senin başbakanın değil mi en yüksek devlet görevlilerini İmralı’ya gönderip Apo ile pazarlık masasına oturtan. Onlara Apo’ya yalvarıp yakarmaları için oraya gönderen, ‘Aman Abdullah, örgüte emir ver de terörü durdursun. Karşlığında biz de sana bir süre sonra af çıkaralım’ dedirten kim? Dahasını dinlemek ister misin?
- İsterim.
- Önceki gün bir grup PKK militanı Türkiye ile İran arasındaki Esendere Sınır Kapısı’nı ele geçirip kapattı.Üstelik sınır kapısına giden yolları da kestiler, arama noktaları kurdular. Sınır kapımızdaki Türk Bayrağı indirildi, iyi ki yerine başka bir bayrak çekilmedi. Bizim Saygı Öztürk bu haberi yazdı. Büyük rezalettir, utanç verici bir olaydır. Dünden beri ne hükümetten, ne de bizim medyadan tık yok. Ötes,ni söyleyeyim, asker yetişti ve iki gün süren işgal bugün (dün) bitti. Biliyorsun, PKK olayı ilk kez 1984 yılında Şemdinli ve Eruh ilçelerinin örgüt tarafından ele geçirilmesiyle başlamıştı. Şimdi sınır kapımız ele geçirilmiş durumda.
- Olur böyle şeyler, asker ve polis belki müdahale etmiştir şimdiye kadar!.. Biz terörle mücadelede elimizden geleni yapıyoruz.
- Bak kardeşim, iş sadece terör değil. Bunun daha da beteri var karşımızda: Bölücü Kürtçülük. Adamlar resmen özerlik ilan ediyor, hangisini anlatayım sana. Denize düşen yılana sarılır örneğinde olduğu gibi, siz şimdi Apo’yu boşlamak ve kendinize başka kurtarıcılar (!) bulmak üzeresiniz. Baktınız ki örgütte onun sözü geçmiyor, şimdi başka Kürtçü kurtarıcılar aramaya başladınız kendinize.
- Kimi arıyoruz?
- 31 yıldan beri Avrupa’da yaşamakta olan Kemal Burkay’ı Türkiye’ye getirdiniz. Kim bu adam? Bir Kürtçü. Ancak sorunun silahla değil, siyaset yoluyla çözülmesi gerektiğini savunuyor. Yani Kürtçülük olayı haklıdır ama bunu siyasetle dayatmak daha iyi olur diyor. Senin egemen Bağış isimli bakanın önceki gün bu adamı ayağının tozuyla İstanbul’daki makamına kabul etti. Zamanında Türkiye’den kaçan, hakkında bir dava olmadığı halde İsveç’te yaşamayı tercih eden sıradan bir adama gösterilen bu ilgi neden?.. Çünkü şimdi Kemal Burkay gibilere sarılacaksınız.
- O kadar da değil…
- Evet, yeni Kürt açılımını, ileri demokrasi palavrası altında onun gibilerle pazarlayacaksınız. Anayasa değişikliğini onlarla birlikte tezgahlayıp memleketin başına yeni işler açacaksınız. İş bu kadarla da kalmadı. Suikast mağduru (!) Bülent dün mesaj yayınlayıp bu şahsa hoşgeldin dedi. Sözleri şöyleydi: ‘Burkay’ı yurtdışında yaşamaya mahkum eden baskı politikaları artık geçmişte kaldı. Demokrasi çıtası her gün yukarıya taşınmakta. Kendisinden beklentimiz kardeş kavgasının sona ermesi için çaba göstermesidir.’ Ayıptır be, dokuz yıllık iktidar olarak beceremediniz, şimdi Apo’yu da bıraktınız bir tarafa, başka bir Kürtçüye sığınıp ondan şefaat bekliyorsunuz. Tahmin ediyorum, yakında bu adamı Tayyip bile kabul edip görüşecektir. Hükümetin iki bakanı, bu adama gösterdikleri ilginin binde birini acaba tek bir şehit ailesine gösterdi mi? Bu yapılanlardan biz utanıyoruz da, siz utanmıyor musunuz?
- Bu söylediklerinde utanılacak bir şey yok ki. İleri demokraside olan şeyler bunlar. Toplum alışacak. Alışırlar, alışırlar!
- O halde mesele yok! Bildiğiniz gibi devam edin. Hayırlı olsun. Ama şunu unutmayın, herkesi her zaman kandırmak mümkün değildir. Size oy veren yüzde 50, inşallah günün birinde bu olanların da biraz bilincine varsın.
Sözcü
*