Utanmaz, cartlak, cırtlak seslerin saldırıları!


ATATÜRK’E İHANET

SALDIRILARI
ŞİMDİ DE '

DERSİM’LE DEVAM EDİYOR…


'Ali ERALP '

SivriSinekCazBir yerlerden düğmeye basılmış gibi, herkes, hep bir ağızdan 1923 Devrimine, Atatürk’e, Atatürk dönemine veryansın etmeye başladı.

Bir anda herkes “Dersim sevdalısı” olup çıktı. Herkes demokrasi aşığı, insan hakları savunucusu kesildi. Bir zamanlar “Onlar Alevi değildir… Ve bunların dinleri yoktur…” diyerek Dersim’lileri “dinsiz”likle suçlayan Fethullahçı tayfası bile ayağa kalktı.

Şimdi herkes ayakta. Liboşlar ayakta. Liboşların destekçisi, velinimeti, AB ayakta. Tarikatçılar ayakta… Başbakan mitinglerde Dersim katliamından söz ediyor, CHP’yi, İnönü’yü suçluyor…

Ortalık toz duman. Bir kaşık suda fırtına koparmak istiyorlar. Sövmenin saymanın, aşağılık sözlerin bini beş para… Yüreklerinin derinliklerinde gizledikleri kini ve nefreti kusuyorlar.

Ermeni, Rum, Kürt soykırımlarının yanına şimdi bir de “Dersim Soykırımı”nı ekleme çabasındadırlar. “Türkiye geçmişi ile hesaplaşsın” diyorlar.

Bu hazırlıklar Avrupa Parlamentosu çatısı altında daha önceden yapılmıştı zaten. Sorunu gündeme taşıyabilmek için bahane arıyorlardı.

Bugünkü tartışmaların başlamasından yıllar önce Kasım 2008 tarihinde, Avrupa’da “Dersim Soykırımı” konulu bir toplantı düzenlenmişti. Daha sonraları bu toplantılar Avrupa Parlamentosu öncülüğünde bir kaç kez tekrarlandı.

Bu toplantılara kimler katılmamıştı ki, Ufuk Uras’lar, Doğu Ergil’ler, Oral Çalışlar’lar, Derya Sazak’lar, Aysel Tuğluk’lar, Faik Bulut’lar ve daha birçok isim…

Emperyalizm, bölücüler, dinciler, neoliberaller, Dersim Olayının gerçekleşme tarihinden yıllar sonra “mal bulmuş mağribi” gibi bu ayaklanmaya sarıldılar. Onu yeniden tartışmaya açıp, bir taşla birkaç kuş vurma hevesine girdiler.

Asıl hedef, elbette Atatürk. Bunun yanında çeşitli soykırım suçlamaları ile Türkiye Cumhuriyetini ve Türklüğü baskı altına alıp, köşeye sıkıştırarak, “Kürt Açılımı”na, “Bölünme Anayasası”na uygun bir ortam yaratmak. İkinci hedef solu, aydınlanmayı, Cumhuriyet devrimlerini ve Atatürk’ü her zaman destekleyen Alevileri kışkırtıp kendi saflarına çekmek. Üçüncüsü, şu sıralar halkı canından bezdiren işsizlik, ekonomik kriz, talan, yolsuzluk, yoksulluk, hukuksuzluk ve iktidarın deprem beceriksizliğini, karmaşasını arka plana atıp gözlerden uzak tutmak…

Utanmasalar, ABD, AB emperyalizmi ile birlikte Şeyh Sait’lerin, Said Nursi’lerin, Derviş Vahdeti’lerin, Ali Kemal’lerin, Sait Molla’ların, Anzavur’ların hesabını soracaklar. Onları demokrasi kahramanı ilan edip, Kubilay’ın kör bağ testeresi ile başının kesilmesini haklı gösterecekler.

Utanmasalar, Avrupa Parlamentosunu da yanlarına alarak Atatürk’ü savaş suçlusu ilan edip, uluslar arası bir mahkemede yargılanmasını isteyecekler…

Gerçi böyle bir utanmazlığın belirtileri şimdiden görülmeye başlandı bile. Çatlak sesler yavaş yavas yükseliyor. BDP toplantılarında Şeyh Sait’ler, Said Nursi’ler savunuluyor. ABD büyükelçileri, “Günümüzde yaşasaydı, yargılanırdı” düşüncesini dile getiriliyorlar.

Onlara göre Dersim, Şeyh Sait, Saidi Nursi ayaklanmaları demokratik isyanlardı. Çünkü onlar Kemalist iktidarın baskılarına karşı direniyorlardı. Özgürlük mücadelesi veriyorlardı.

Önce şunu belirleyelim, ne Dersim ne de Şeyh Sait isyanları, ilerici, demokratik, hak arayan isyanlardı. Şeyh Sait ayaklanmasının arkasında İngiltere, Dersim ayaklanmasının arkasında ise Fransa vardı. Bugünkü PKK kalkışmasının arkasında Amerika’nın olması gibi…

Her iki ülke de Kemalist hükümeti zayıflatıp, güçsüz bir konuma sokarak Ortadoğu’daki çıkarlarını gerçekleştirmek amacındaydılar. Kurtuluş savaşında yitirdiklerini “böl-yönet” taktiği ile yeniden kazanmak istiyorlardı.

Ahmet Efe, Dr. Suat Akgül’ün, “Dersim İsyanları ve Seyit Rızaeserinden aktarıyor:

“Fransa, Dersim isyanını organize ederek hem ta öteden beri beslediği Kürtlere bir otonomi veya bağımsızlık kazandırıp onların hamisi olma hem de Türkiye’nin dikkatini Hatay’dan çekerek kendi iç sorunları ile uğraşmasını amaçlıyordu. Öte yandan isyanın tüm Türkiye’ye yayılacak bir Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmesi de Fransız istihbaratınca öngörülmüştü…

O sıralarda Fransız gizli servisi kontrolünde bulunan Suriye merkezli Hoybun cemiyeti tarafından 1933 ve 1934 yıllarında Türkiye’ye gönderilen Ermeni Boğos ve M. Nuri Dersimi de uzun zamandır Dersim ve civarında birtakım gizli çalışmalar yapıyorlardı. Suriye’den özellikle Fransız istihbaratınca yönlendirilen Ermeniler, Dersim’in içlerine doğru yayılıyor, birtakım gizli ilişkiler içine giriyorlardı.”

Bu yönlendirmeler sonucunda şeyhler, ağalar, aşiret reisleri Kemalist hükümete karşı isyan bayrağını açtılar. Cumhuriyet yönetiminin düzen değişikliğine gidip, bölgeye vali atamasına, jandarma ve polis karakolları kurmasına ve her şeyden öte vergi toplamasına engel olmak için köprüleri yaktılar. Bölgede bulunan 9. Seyyar jandarma taburuna baskın düzenlediler. Askerlere ateş açtılar. 33 askerimiz katledildi.

Yoksul halkı da kandırıp isyana sürüklediler. Binlerce masum yurttaşımız zarar gördü. Binlerce insan başka bir yerde zorunlu iskâna gönderildi.

Cumhuriyet hükümetine karşı başlatılan bu ayaklanma haksız bir ayaklanmaydı. Cumhuriyet hükümeti haklıydı. O yıllarda Moskova, Türkiye Komünistleri ve (komünist Enternasyonal) Komintern de bu isyanlara destek vermedi. O zamanki kalkışma, Komintern belgelerinde de şöyle değerlendiriliyordu:

“Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye’nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir…”

Komintern’in de belirttiği gibi, o yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’ün işi hayli zordu. Ama biz yine de Ahmet Taner Kışlalı’nın şu yazısında vurguladığı gibi, bazı gerçekleri teslim etmek zorundayız.

”Son Dersim ayaklanmasının çok kanlı bir biçimde bastırıldığı doğrudur. Hareketi yöneten komutanın, bu nedenle görevden alındığı da bilinmektedir…”

Bu arada şu gerçeklerin bilinmesinde de yarar vardır: dersim isyanlarının bastırıldığı yıllarda dönemin başbakanı Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı ise Fevzi çakmaktır. Atatürk hastadır, ölümle pençeleşmektedir, İsmet İnönü de başbakanlıktan ayrılmıştır…

Bunlar tartışılmaz gerçeklerdir. Bir kez daha vurgulayalım:

Kimse Dersim’i bahane ederek Atatürk’e ihanet saldırılarını sürdürmesin. Gerçekleri saptırmasın.

Sonra altında kalır…



➽ Paylaş:

➽ Gözden Kaçırmayın... ➽ Bunları Okudunuz mu?..

“AKP karanlığının erişim yasağı ile engellediği SivriSinekCaz'a ücretsiz Opera VPN ile kolay ve sorunsuz erişebileceğinizi biliyormuydunuz?..”
Okurlara..
.com/img/a/