Gelecek kuşaklara zulmün belgesi..
Ergenekon davasında ek dosyalarla birlikte 120 milyon sayfa belge var.Ergenekon dosyası, ancak 456 yılda okunabilir!
Okunması 456 yıl sürer!
'Uğur DÜNDAR '

Radyo ve televizyon spikerleri, bir saniyede 2 sözcük okuyabiliyor. Aralıklı yazılmış bir sayfa, çok hızlı okunduğunda 2 dakika 15 saniyede bitirilebiliyor. Haydi bu okumayı nokta virgül koymadan yaptık ve 2 dakikaya sığdırdık diyelim!.. Bu takdirde, 120 milyon sayfa, ancak 240 milyon dakikada okunabilir. Bu rakamı saate, güne, aya ve yıla böldüğümüzde 456 yıl ediyor!..
Yani davanın savcısı, yemeden, içmeden, uyumadan ve tatil yapmadan adete bir robot gibi dosyaları okumuş olsa, ancak 456 yılda bitebilir! Hakimler için de bir o kadar süreye ihtiyaç olduğu düşünülürse, mahkeme heyetine bin yıl gerekiyor!
Ergenekon Davası’nın dünya hukuk tarihinde nasıl bir yer alacağını bilemem ama, Guiness Rekorlar Kitabı’na gireceğini rahatlıkla söyleyebilirim!
Silivri’de kısa bir süre önce yeni bir uygulamaya geçilmiş ve L Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu’nun yönetimi, Bakırköy Başsavcılığı’na devredilmiş. Değerli bir hukukçu olan Başsavcı Hadi Salihoğlu da başsavcı vekilinin yanı sıra, 2 savcı görevlendirmiş. Davet üzerine odasında görüşüp, çayını içtiğimiz 20 yıllık Savcı Ertuğrul Sarıyar, gerek hukuk bilgisi, gerekse güven veren görünümüyle, hepimizde son derece olumlu bir izlenim bıraktı.
Tutuklu meslektaşlarımızla görüşeceğimiz binaya giderken, 2 kez tepeden tırnağa, hatta retinalarımıza kadar arandık. Aramadan önce cep telefonlarımızı, cüzdanlarımızı, saatlerimizi ve üzerimizdeki tüm madeni cisimleri, özel dolaplara kilitledik.
Kimlik tespitlerinin ardından paltolarımızı, ceketlerimizi, kemerlerimizi ve ayakkabılarımızı çıkarıp, x ray ışınlarından geçtik. Bu da yetmedi, gözlerimize retina taraması yaptırdık.
Tutuklu gazeteciler, 12 kilitli kapıdan geçirilerek görüş yaptığımız geniş salona getirildiler. Duruşmalara giderken peş peşe açılan kilitli kapı sayısı 16’yı buluyormuş.
Mustafa Balbay’a içeride nasıl yaşadıklarını, neler yiyip içtiklerini sordum.
Şöyle anlattı:
‘’Ayda 300 lira harcama hakkımız var. Haftada bir gün kantinden sebze-meyve alabiliyoruz. Buradaki yemekler çok yağlı olduğu için ya sıcak sudan geçirip öyle yiyoruz, ya da kendimiz pişiriyoruz. Tuncay’la iş bölümü yaptık. Eğer yemeği o yaparsa, bulaşığı ben yıkıyorum. Televizyonumuz var. Ama kumanda aleti hep Tuncay’da olduğunda, o konuda iş bölümü yapamıyoruz. Çünkü açık oturumları ve tartışma programlarını izlerken sanki kendisi de stüdyodaymış gibi sürekli müdahale ediyor, konuşmacıların yanlışlarını düzeltiyor, ‘Siz iddianameyi bile doğru dürüst okumamışsınız, bakın doğrusu budur!’ diyerek onları bilgilendiriyor!’’
Çamaşır konusuna gelince… Giysiler yıkanmak için tutuklu yakınlarına verilebiliyor. Ama iç çamaşırlarıyla yatak çarşaflarını ve nevresim takımlarını kendileri yıkamak zorundalar. Balbay ‘’Onları da tepinmatikle yıkıyoruz’’ dedi… Bizim soru sormamıza gerek bırakmadan kendi icatları olan ‘’tepinmatik’i şöyle tanımladı:
‘’Leğenin içine çamaşırları ve deterjanı koyuyoruz. Sıcak suyla doldurduktan sonra da ayaklarımızla çiğneyerek, yani tepinerek, tertemiz hale getiriyoruz! Tepinmatik bu!’’
Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın bir de sihirli semaverleri var! Hava çok soğuk olduğunda ısınmak için buharından yaralanıyor, çaylarını demliyor, yemeklerini de yine bu semaverde pişiriyorlar. Ama semaver ve televizyonun elektrik masraflarını da cebinden ödüyorlar.
Koğuşlara su sayaçları da bağlanmaya başlanmış. Çünkü yakında suyu da parayla kullanacaklarmış!
Cezaevinde su, günün belli saatlerinde akıyor. Bazen 13-14 saat süreyle kesiliyor.
Soner Yalçın, üst üste 3 kazak giymişti. ‘’Koğuş soğuk mu?’’ diye sordum. ‘’Evet abi, bizimki biraz büyükçe olduğu için ısınmıyor. Aslında daha kalın giyiniyoruz. Yanınıza gelirken bir bölümünü çıkardım!’’ dedi.
Soner de sağlığını korumak için spor yaptığını, bol bol şınav çektiğini söyledi. Dün de yazdım, Soner dimdik ve sağlıklı.
Tutuklu gazeteciler cezaevinde sürekli okuyor ve yazıyorlar.
Silivri’de şu ana kadar 55 kitap yazılmış. Bunların bir bölümü hala çok satanlar listesinde…
Mustafa, Ergenekon Tiyatrosu’nu sahneye yansıtmaya hazırlanıyor.
Soner ‘’Samizdat’’tan sonra yeni bir kitap çıkarmayı düşünüyor.
Tuncay da yazdıklarına yenilerini ekliyor.
Meslektaşlarımız zindanda tarihe not düşüyor, gelecek kuşaklara zulmün belgesini bırakıyor.
Sözcü