Soner Yalçın 'okyanus ötesi'ni işaret etti
Özgürlüğüne kavuşan Soner Yalçın yaşananlara ilişkin 'okyanus ötesi'ni işaret etti.Soner Yalçın: 'Ya Türkiye ya cemaat'
Oda TV davasında tahliye olan gazeteci Soner Yalçın Yurt Gazetesi'nden Barış Terkoğlu'na konuştu.
Soner Yalçın Oda TV’den bu yana süren dostluğumuz 14 Şubat 2011 sabahı ilk önce İstanbul Emniyeti’nde ardından Silivri Cezaevi’nde kesişti. Ben daha önce tahliye edildim o 682 gün sonra. Gazeteci Soner Yalçın özgürlüğüne kavuştu ve YURT’a konuştu. Onu en çok ne sevindirdi? Hayal kırıklığı yaşadı mı? Oğlu Aren’i ilk ne zaman konuştu…
İki
yıldır hapistiniz. Soner Yalçın neden tutuklandı sorusuna ne cevap
verirsiniz?Türkiye’de gerçekler tehlikelidir. Gerçeği yazana, gerçeği söyleyene, gerçeği haykırana, gerçeğin yanında durana mutlaka zulmedilir. Oda Tv davası, 170 yıllık basın tarihimizde ilk gazetecilik davası değil. Ne yazık ki bu gidişle son gazetecilik davası da olmayacak. Soner Yalçın yazdıklarıyla ortada bir isimdir. 12 kitabı vardır. Yazdığı binlerce haberi, makalesi vardır. Bir gazetecinin gazeteci olup olmadığına iktidarlar, cemaatler karar vermez. Gazeteciyi gazeteci yapan okurlarıdır. Gazetecinin kendini bu sebeple iktidarlara, cemaatlere beğendirme zorunluluğu yoktur. Gazeteci sadece gerçeğe bağlılığı ile test edilir.
Bugün ne yaşanıyor?
Ne yazık ki hakikati karalayanlar bugün bizlere gazeteci diye yutturulmak isteniyor. Onlar gazeteci değildir. Onların hayatında gerçek yoktur. Bir tane yazdıkları gerçek yoktur. Biz bu yalanlarını yüzlerine vurduğumuz için itibarsızlaştırmak istendik. Bütün bunlar Oda Tv’ye neden tertip yapıldığını açıklıyor. Bu davada gazetecilik bayrağını yere düşürmeyenler yargılanıyor.
Size bunu kim yaptı?
Bize bunu Başbakan Erdoğan’ın ofisine böcek koyanlar yaptı. Bize bunu Deniz Baykal’a kaset komplosunu düzenleyenler yaptı. Bize bunu 10 MHP’liyi gizli kameralarla istifa ettirenler yaptı. Bu tertipçiler, bunları yapabilmek için telefon dinliyor, takip ediyor, eve girip kamera yerleştiriyor. Kaydediyorlar, montaj yapıyorlar. Yurtdışından Türkiye’ye servis ediyorlar ve hiç yakalanmıyorlar. Kim oldukları belli değil mi?
Bu gücü nereden alıyorlar?
Bunu devlete sırtını dayamadan kimse yapamaz. İşte gerçek ‘derin devlet’ budur. Ben bunu Oda Tv davasında iki yıl bir tertip sonucu içeri atılmış gazeteci olarak söylemiyorum. Ben bunu, meslek hayatını bu tür derin yapılar üzerine haberler yapan, kitaplar yazan 26 yıllık bir gazeteci olarak söylüyorum. Bu sadece bizim kişisel meselemiz değildir. Bu Türkiye’nin meselesidir. Siyasi iktidarın cesareti ve kararlılığı varsa, bu gerçek derin devleti ortaya çıkarır. Yoksa yok olur gider.
Söz ettiğiniz kesim bir dönem iktidarla ittifak halindeydi.
Bu noktaya nasıl geldik?
Kötülük mutlaka ihanete yaslar sırtını! Bağnazlık eninde sonunda kendi başını yer. İnsanlık tarihi boyunca biz bu iktidar çatışmalarını okuduk. Bu iktidar kavgasıdır. Dolayısıyla da bir güç savaşıdır. Kimin daha güçlü olduğunu bu çatışma sonunda hep birlikte göreceğiz. Ya Türkiye kazanacak ya ‘Okyanus Ötesi’ kazanacak.
'13 ARALIK ŞÖLENDİ'
En çok neyi özlediniz?
Oğlumu ve sevdiklerimi, klasik müziği, bilgisayarda yazı yazmayı, sahanda yumurtayı, masaj yaptırmayı, kütüphanemde çalışmayı.
-En büyük hayal kırıklığınız ne oldu?
170 yıllık bir tarihe sahip bir medyanın, polis ve savcı yalanlarına hiçbir editoryal kontrol yapmadan bu kadar bel bağlaması
En çok mutlu eden ne oldu?
13 Aralık 2012’de o kadar soğuğa o kadar mesafeye rağmen binlerce insanın Silivri kapılarına dayanması. Bu, Türkiye tarihinin gurur duyulacak muhteşem bir sayfasıdır. Şöyle haykırdılar: “Bize yenilgiyi öğretemeyeceksiniz. Biz yenilgiyi öğrenmeyeceğiz.” İşte umut budur. Biz yenilgiyi öğrenmeyeceğiz. Umudu yaşatacağız. Zaten umutsuz ölen insan hayatını boşa yaşamış demektir.
En çok nefret ettiren ne oldu?
Kimseden nefret etmiyorum. İçimde kin yok. Nefret ve kin insanı küçültür. İnsanın gözünü kör eder. Cezaevinde hep bunu söyledim: “İnsanlığımı ve haysiyetimi yere düşürmeyeceğim.” Ama şunu da söylemem lazım. İçimde büyük bir öfke var. Samimiyetle söylüyorum, yaşadıklarım için değil! Silivri zindanındaki insanlar için, onların aileleri ve çocukları için. Biz ülke olarak buna layık değiliz. Kötülüğü topraklarımızdan kovmamız gerekiyor. Kardeşliği ancak böyle inşa edebiliriz.
En çok destek veren kim oldu?
İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Gazeteciler Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, meslektaşlarım, her fırsatta Silivri’ye gelip bize moral veren ve destek olan CHP milletvekilleri, bizi tanımadan mektup yazanlar, ziyaretimize gelen avukatlar ve tabii 13 Aralık büyük şölenini gerçekleştirenler.
Silivri’de en unutamadığınız nedir?
Oğlum Aren’le ilk telefon görüşmem ve ilk açık görüş. Bunu hiçbir zaman, hayatım boyunca unutamam.
