Meydanların sesine kulak vermeyenler
Meydanların sesine kulak vermek…
Hilmi TAŞKIN
Mısır halkı Hüsnü Mübarek yönetimini iktidardan uzaklaştırmak için günlerdir
Tahrir Meydanında toplandı. Mübarek aleyhine gösteriler yaptı.
O günlerde Başbakan Erdoğan, Mübarek’e seslenerek, “meydanların
sesine kulak ver” diyordu!
Mübarek bir süre sonra gitti…
Suriye lideri Başer Esad’a karşı ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) muhalefet ediyor.
Esad’ı devirmek istiyor.
Bizim başbakan da ÖSO eylemlerine destek veriyor. Hatta ÖSO militanlarının
Suriyeli sığınmacıların barındığı kamplarda kaldığı söyleniyor. Yaralı ÖSO
militanlarının Hatay ilindeki hastanelerde tedavi önceliğine sahip olduğu
söyleniyor…
Başer Esad, rejimini korumak adına direniyor. Muhaliflere karşı mücadele ediyor.
Başbakan Erdoğan, Başer Esad’a sesleniyor; “halkına zulmeden bir
iktidarın meşruiyeti bitmiştir.”
3 Kasım 2002 den bugüne kadar süren AKP iktidarı ile ülkemiz giderek
otoriter, tek adam anlayışına doğru kaymaktadır.
Başbakan ne derse siyaset ona göre adım atmaktadır.
“Yeni anayasa” çalışmaları buna örnektir.
O ‘tak’ diye söylüyor, TBMM’de ‘şak’ diye
yerine getiriyor!
TBMM’de elde ettiği güç nedeniyle;‘her istediğimi yapabilirim’ anlayışı ile
hareket ediyor. Oysa demokrasilerde çoğulculuk vardır.
“Milletten yetki aldık” sözü keyfiyet için söylenmektedir. O
yetki dilediğini yapma yetkisi değildir.
Demokrasilerde böyle bir anlayış yoktur… Bu anlayış otoriter tek parti anlayışının ürünüdür.
İktidarın Taksim Gezi Parkı konusunda attığı adımlar bardağı taşırdı. Gezi
Parkı yerine AVM yapma projesi tepki çekti.
Ağaçların kesilmesini önlemek ve Gezi Parkına sahip çıkmak adına bir eylem
başlatıldı. Ve iktidarın tutumu nedeniyle de eylem büyüyerek tüm ülkeye
yayıldı.
İlk müdahale bile otoriter anlayışın göstergesi idi…
Tüm demokratik ülkelerde yurttaşlar demokratik tepkilerini ortaya
koyabilirler. O demokratik tepki koyanlara karşı orantısız güç kullanma
‘Polis devleti’ uygulamasıdır.
Bu müdahale eylemlerin büyümesine neden oldu…
Halkın yıllardır biriken tepkileri meydanlara çıkmasına neden oldu.
İstanbul’da Taksim Meydanı, Ankara’da Kızılay, İzmir’de Gündoğan Meydanları ve
diğer kent meydanları günlerdir süren eylemlere sahne olmaktadır.
Eylemlerin yayılmasına, orantısız şiddet uygulaması kadar Başbakanın
açıklamaları da etkili oldu.
Başbakanın meydan okurcasına açıklamaları, “ileri
demokrasi”den çok tek adamlık modeline uygun açıklamalar oldu!
Bunun ilk örneği Mahkeme kararına rağmen, o kararı hiçe sayarcasına yapmış
olduğu açıklamalardır.
Oysa o açıklamada ‘yargı kararlarına uyacağız. Vatandaşlarımın evlerine
dönmelerini istiyorum. Onların kaygılarını anlıyorum.’ Şeklinde konuşmuş olsa
idi belki de gösteriler bu kadar sürmeyecekti.
Öyle demek yerine;
“Topçu Kışlasını yapacağız. Taksim’e Cami’de yapacağız”
açıklamasını yapması eylemin genişlemesine ve büyümesine neden olmuştur.
Başbakanın tek hatası bu da olmamıştır.
“Siz yüz bin kişi toplarsanız ben de bir milyon kişi toplarım”
açıklaması da meydan okuma olarak değerlendirilmiştir.
Ayrıca, “ %50’yi evlerinde zor tutuyorum” sözleri demokrasi
ile yönetilen bir ülkenin başbakanına hiç yakışmayacak sözler olmuştur.
Başbakan çatışmacı bir dil kullanmaz…
Ancak otoriter yönetimlerde liderler böyle konuşur.
Demokratik toplumlarda bu tür sözler tepki çeker. Nitekim çekti de… Günlerdir
süren ve ülkeye yayılan eylemler ile bu söylemler arasında bir bağ
kurulabilir.
Başbakan Afrika gezisinde iken gerek Cumhurbaşkanı Gül’ün, gerekse Başbakan
Vekili Arınç’ın sözleri daha yumuşak ve yatıştırıcı olmuştur.
Ülkeye döndüğünde Başbakan’da aynı yatıştırıcı dili kullanır ve günlerdir
süren eylemler biter diye düşünüyorduk, yanılmışız…
Afrika dönüşü gece yarısı hava alanı mitingi konuşması yanıldığımızı
göstermiştir.
Başbakanın dili yine aynı sert dil!
Ya o gece yarısı mitingde açılan pankartlara ve atılan sloganlara ne
demeli?
“İzin ver geçelim, Taksim’i ezelim.”
Bu sloganın atılmasına ve bu sözlerin pankartlara yazılmasında acaba
Başbakanın “%50 yi evinde zor tutuyorum” sözlerinin etkisi yok
mudur?
Elbette vardır.
Şimdi sormak gerekiyor. Günlerdir meydanlarda eylem yapan göstericilere
başbakan neden kulak vermez? Hüsnü Mübarek’e verdiği akıla neden kendi
uymaz.
Günlerdir göstericilere tomalardan su sıkılıyor, gaz atılıyor, coplanıyorlar…
Ölenler var. Gözü kör olanlar var. Yaralananlar var…
O zaman şu soru da sorulmalıdır.
Beşar Esad’a dediğin “halkına zulüm eden iktidar meşruiyetini
kaybetmiştir” sözü AKP iktidarı içinde söylenemez mi?
Başbakan %50’nin değil, ülkenin başbakanı olduğunu anımsamalı ve demokratik
bir ülkede başbakan olduğunu da bilmelidir.
Dilini de o bilinçle kullanmalıdır.
Aksi halde hayalleri suya düşer…
İlk Kurşun

