İlk aydınlanmacı isyan ‘GEZİ’
Tarihin çağrısı ve Gezi Partisi
Merdan YANARDAĞ

Bu sözler tarih ve yaşam tarafından doğrulanan bir değerlendirmeyi ifade ediyor. Yani maddi yaşamda meydana gelen değişim nasıl fikirleri etkiliyorsa, bunun tersi de özellikle siyaset ve toplumsal yaşam için geçerlidir.
Ancak, tıpkı maddi yaşamdaki değişim nasıl eş zamanlı olarak fikirler dünyasında köklü değişimlere yol açmıyorsa, bunun tersi de doğrudur. Hatta daha çok doğrudur; çünkü maddi dünya fikirlerin değişimine daha çok direnme eğilimindedir. Böyle tarihsel dönemeçler derin bir toplumsal kriz üretir. Siyasal bakımdan sancılı ve çatışmalı süreçlerdir. Tarih acı çeker.
Örneğin bir sınıf ve onun temsilcileri; felsefi ve ideolojik olarak birleşmiş bir ekip, tarihsel ömürlerini doldurdukları halde, ülke yönetimini ellerinde tutmayı sürdürebilir. Tarihin akışına, toplumsal gelişim yasalarına, halkın değişim istemine direnebilirler. Bu çatışma, oy oranlarıyla ölçülecek siyasal bir gerilime değil, niteliğe ilişkin siyasal ve tarihsel mücadeleye işaret eden derin bir yanılmaya yol açar.
Bazen egemen sınıf ya da sınıflar bir ülke ve toplumu eskisi gibi yönetemezler. Fikirler dünyası değişmiş, ideolojik ve felsefi savaşı kaybetmişlerdir. Ancak, yönetilen sınıf ve toplumsal kesimler henüz iktidarı almaya ve ülkeyi yönetmeye hazır değildir.
Bütün bu toplumsal durum sadece derin bir krize değil, bir siyasal çürümeye ve ahlaki yozlaşmaya da yol açar.
YÖNETENLER YÖNETEMİYOR
Türkiye benzer bir süreçten geçiyor. Siyasal İslam büyük bir başarısızlığa uğradı. Bir dönem aydın ihaneti ve liberallerin desteğiyle ele geçirdikleri ideolojik inisiyatifi yitirdiler. Ülkeyi, toplumu yönetecek ve bir gelecek kuracak birleştirici yeteneğe sahip olmadıkları ortaya çıktı. Siyasal ve “sivil” İslam’ın, servetten ve iktidardan daha çok pay almaya çalışan taşra burjuvazisi ve tutucu sermaye çevrelerinin ideolojik silahı olduğu bir kez daha kanıtlandı.
Kendilerini “sivil İslam” diye tanımlayan tarikat ve cemaatlerin de, toplumsal ilerlemenin önünde, tıpkı siyasal İslam gibi gerici bir tarihsel engel oluşturdukları görüldü. Servetten ve iktidardan daha çok pay alma istemi “kutsal” dinin bir araç haline getirilmesi ve aç gözlü bir yağma düzeninin kurulmasına yol açınca, sadece bir siyasal kriz değil, derin bir ahlaki kriz de yarattı.
GÖNÜLLÜ KULLUK
Toplum birden bire ortaçağ değerleri ve hukukuyla karşı karşıya olduğunu gördü. Çünkü Türkiye’yi İslam’ın hakim olması için savaş yürütülen bir “dar’ül harp” ülkesi olarak gören İslamcılar için, her türlü hile, yalan, suç işlemek ve kutsal amaç uğrunda yolsuzluk yapmak suç değildir. Örneğin Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlunun evinde bulunduğu anlaşılan ve bütün bir gün başka yerlere taşındığı halde akşam hâlâ 30 milyon Avro kaldığı belirtilen paranın pekâlâ bir “cihat parası” olduğu iddia edilebilir. Toplumun bir kısmı da buna inanmaya hazırdır üstelik.
Etienne de La Boetie’nin o görkemli “Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev” kitabında da belirttiği gibi, insanın kulluktan özgür insana geçişi, onun tarih öncesinin sonra ermesi, “hayvandan” yeniden insana dönüşmesi demektir. Peki özgürleşmiş insandan yeniden kul yaratılabilir mi? Evet, yaratılabilir.
KLİK PARTİSİ
Bugün Türkiye’yi yöneten siyasal kadro, artık bütün bir sermaye sınıfını temsil eden bir parti olmaktan çıktı. Hükümet bütün toplumun iktidarı olma meşruiyetini dramatik bir şekilde yitirdi. AKP artık, bütün muhafazakar toplum kesimlerini temsil eden bir parti de değil. Erdoğan ve AKP; klik, dar bir dinci grup partisine dönüştü.
Ancak bu klik, iktidarı elinde tutma konusunda ısrar ediyor. Bütün gücünü ise toplumun örgütsüzlüğünden ve siyasal öncü boşluğundan alıyor.
Yönetenler eskisi gibi yönetemiyor ama yönetilenler de ülkeyi kendi temelleri üzerinde, tarihin akışına uygun olarak yeniden kurmaya henüz hazır görünmüyor.
GEZİ, TOPLUMUN ARAYIŞIDIR
Aslında Gezi/Haziran Direnişi, toplumun böyle bir arayış içinde olduğunu eylemli olarak ortaya koyduğunu gösteriyor. Ancak muhalif siyasal güçler, sol, yurtsever örgütlenme ve çevreler hazırlıksız yakalandıkları bu toplumsal patlamaya öncülük yapmaya henüz hazır görünmüyor. Gezi/Haziran Direnişi, siyasal öncülük ve programsızlığın yarattığı bir boşluğa düşme ve yozlaşarak sönümlenme tehlikesi yaşıyor.
AKP iktidarının karşısındaki en büyük seçenek olan CHP, Gezi’nin mesajının tam aksine, sağa kayarak, muhafazakar dayatmalara teslim olarak iktidara gelebileceğini sanıyor. Oysa Gezi Direnişi, laikliğin tasfiye edilmesine karşı, Cumhuriyet tarihinin ilk aydınlanmacı isyanıdır.
SEÇİM AKP İLE CEMAAT ARASINDA
Öyle anlaşılıyor ki, siyasal, toplumsal, felsefi ve ahlaki kriz yine sokakta çözülecek. Toplumsal ve siyasal muhalefet güçleri (öncelikle sol) ya tarihin çağrısına uyacak ya da cezasına razı olacak.
Çünkü ihtiyaç; basit bir hükümet değişimi değil, karşı devrimin ve gerici restorasyonun radikal bir şekilde yenilgiye uğratılmasıdır.
Bugün Türkiye’de seçimler AKP ile Cemaat Partisi arasında geçecektir. Oysa onu hızla AKP-C ile Gezi Partisi arasındaki seçime çevirmek gerekiyor.
.
Tarihsel ihtiyacımız, yaratıcı yıkıcılıktır
.