“AKP ile ciddi bir ekonomik krize doğru...”
“Tünelin Sonu Kriz Yeniden Kalkınma” kitabında Türk ekonomisinin son 10 yılını inceleyen UNDP Türkiye eski Direktörü Bartu Soral, “AKP iktidarında ekonomi için pembe tablolar çizildi ancak ülke ciddi bir ekonomik krize doğru gidiyor” dedi...
FED, AKP’yi şimdilik kurtardı

Genel seçimler yaklaşırken, AKP iktidarı döneminde sürdürülen ekonomik programları mercek altına alıyor. Amerika Merkez Bankası(FED), IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların analizlerinden ve raporlarından yararlanılarak hazırlanan kitapta, gelişmekte olan ülkelerde risklerin yükseldiğini, yeni küresel krizin bu defa gelişmekte olan ülke kaynaklı olacağı belirtiliyor.
Kitabında özellikle AKP döneminde Türkiye’de büyüme konusunda Lale Devri’nin yaşandığını ama işin özünde ekonominin içten içe çöktüğünün çerçevesini sunan Bartu Solar ile Merkez Bankası’nın attığı son adımları ve Türkiye’yi bekleyen olası kriz senaryolarını konuştuk.
AKP 12 yılı aşan iktidarı döneminde Türkiye’ye ekonomik anlamda çağ atlattığına vurgu yapıyor. Ancak BM İnsani Kalkınma Endeksin’de 69. sırada yer alıyoruz. Gayrisafi millî hasıla (GSMH) balonu ile insani gelişmişlik endeski arasında önemli bir fark var. Suudi Arabistan gibi körfez ülkelerinde GSMH oranı çok yüksekken IGD endeksi çok geride yer alıyor. Siz Türkiye’yi bu durumda nerede konumlandırıyorsunuz?
Birincisi kalkınma hiçbir zaman büyümeye endeksli olarak anlatılamaz. İktidarın söylediği gibi Türkiye’nin üç katı büyüdüğünün hiçbir bilimsel gerçekliği yok. Benim kalkınmadan anladığım şudur: Kalkınmış bir ülke insanların kendi projelerini hayata geçirebileceği bir ülkedir. Şişli’de doğan varlıklı bir ailenin 10 yaşındaki evladıyla ülkenin Orta Anadolu’sunda geri kalmış bir ilçesinde ya da köyünde doğan 10 yaşında bir çocuğun eşit şartlarda hayata başlaması ve kendine kurduğu hayali gerçekleştirebilmiş imkanlara sahip olması gerekir. Bu durumda asla büyüme ile açıklanamaz. İktidar büyüme rakamlarında halkı yanıltıyor. ‘10 yılda 3 kat büyüdük’ sözü içinde enflasyonu da barındıran aldatmacalı bir hesaptır. Nominal yaptığınız hesapla bunu ilan ettiğinizde uluslararası camiada ciddiye alınmıyorsunuz. Uluslararası ekonomik kuruşlar büyümeyi böyle ölçmüyor. Ayrıca, Türkiye’de 2003- 2013 yılları arasında büyüme oranı 3 misli değil, toplam da sadece 0.60’tır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakanlığı döneminde ekonomik krizin güçlü kurumlar ve bankacılık sistemi ile Türkiye’yi teğet geçtiğini söylemişti. Çizilen bu tabloyu gerçekçi buluyor musunuz?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘kriz bizi teğet geçti’ diyor ama bilmediği bir şey var. O da şudur ki kriz gelişmekte olan ülkelerin tamamını teğet geçti. Fakat gelişmekte olan ülkelerin büyüme ortalamasına baktığınızda Türkiye’ye göre daha yüksek olduğunu görebilirsiniz. Türkiye gelişmekte olan ülkelerin büyüme ortalamasının daha altında bir performans sergiledi. Erdoğan’ın krizin Türkiye’yi teğet geçtiğini söylediği 2009- 2013 yılları arası gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyümesi 5,33 iken Türkiye’nin 3,91’dir.
Türkiye yabancı sermaye akımı ile mi ayakta kalabilmeyi başardı?
AKP iktidarı 2003 ile 2007 yılları arasındaki finansal konjonktürden yararlandı. Bu dönemde sınır ötesi sermaye akımlarının dünyada bugüne kadar görülmemiş biçimde artmasıyla Türkiye’de büyüme konusunda Lale Devri yaşandı. Aslında özünde her geçen gün ekonomi içten içe çöküyordu. 2000’li yıllara kadar eksikleriyle beraber süren üretim yerini ithalata bıraktı ve ithalat arttıkça da dış borçlanma yükseldi. AKP iktidarına kadar 129 milyar dolar olan dış borç stoku, 12 yıl içinde 402 milyar dolara çıktı. AKP iktidarında Türk ekonomisi deyince akılda kalan üç temel öğe, borçlanma, dış ticaret açığı ve cari açık olacak. Elbette bu üç öğenin ortaya çıkardığı yıkım ve çürüme, çöküş yaşanınca bütün çıplaklığıyla görülecek.
FED de muhalif değil ya!
Türkiye’deki bankaların bütün varlıklarının yüzde 62’sini krediler oluşturuyor. Şu anda 1 trilyon 350 milyar TL olan kredi miktarının yüzde 68’ini KOBİ’ler ve şirketler kullanıyor. Bu kredileri kullanan şirketler kurdan etkilenenlerdir. Türkiye’de brüt karı borç faizinin iki misli ve altında olan firma sayısı bütün firmaların yüzde 40’ını oluşturmakta. Yani şöyle düşünün 100 firmanın 40 tanesinin 2 liralık brüt karı var ve borcuna ödediği faizi 1 lira. Türkiye’deki firmaların yüzde 40’ının brüt karı ancak borç faizini karşılıyor. FED söylüyor bunları. FED’i de muhalif diye suçlayamazsınız herhalde…
ABD Merkez Bankası (FED) faiz artırımına giderse Merkez Bankası’nın tutumu nasıl olur. Aynı şekilde faiz artırımına gider mi?
Dolar kurunun geldiği nokta itibarıyla önümüzdeki dönemde ABD’nin faiz artırım süreciyle birlikte Türkiye’nin önünde iki farklı senaryo var. “Bunlardan ilki; FED, hazirandan sonra faiz artırımına başlıyorum derse, merkez bankası da dolardaki yükselişe faiz artırımına giderek müdahale etmeye çalışır. Bu da zaten durgunlaşmakta olan ekonomiyi iyice durgunluğa sokar. İkinci senaryo ise siyasi baskılar yüzünden faiz artırılmadığı zaman gerçekleşir. Dolar kuru yükselişini sürdürür. Bu durum finansman açığı olan şirketlerde kambiyo zararlarına neden olur.
Türkiye’de 182.5 milyar dolarlık döviz açığı var. Son dönemde yüzde 13’ lük artış bile kabaca 23 milyar dolarlık zarar oluşturdu. Bankacılık kredilerinin yüzde 62’si bu şirketlere verilen paralar. Zarar eden şirketler iflas edince bu bankacılık sektörünü de krize sokacak boyuta ulaşır. Durum da 2001 krizinden çok daha kötü ve tüm Türkiye’ye yayılan bir hal alır. Türkiye küresel dünyadaki finansal bolluğu çok kötü kullandı. Ve kriz ile yüzleşmek zorunda kalacak.
FED, AKP için şans oldu
FED önceki gün faiz oranlarını artırmaya hazırlandığının sinyalini verdi. Ve toplantı sonrası açıklanan tutanaklarda faiz oranlarının artırılması konusunda ‘sabırlı’ olunacağı taahhüdü yer almadı. FED sadece faiz beklentisini 2015’te yüzde 1.25’ ten 0.60’ a indirdi. Dolar 2.53’e falan düşer diye beklendi ancak 2.60’ larda kaldı. FED’in bu kararı AKP’yi haziran seçimine daha az yıpratarak götürecek bir pozisyon açtı ve kapıya gelen krizi sadece biraz öteledi. Ancak, Eylül ayında yoğun bir şekilde hissetmeye başlayacağımız bir krizden kaçışımız olmayacak.
Piyasa merkez bankasını takmıyor
Merkez bankası Cumhurbaşkanı’nın müdahalesinden sonra bağımsızlığını koruyabilir mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası’na yüklendiği son 2 aydan beri, Merkez Bankası 0.75 oranında faiz indirdiği halde piyasadaki kredi faizleri yüzde 2 puan yükseldi. Bu gelişme piyasanın artık merkez bankasını takmadığının göstergesidir. Çünkü piyasanın ve Merkez Bankası’nın risk algılaması farklıdır. Erdoğan, Merkez Bankası’na faiz indir baskısı yaptığında, piyasanın artık merkezi dinlenemediğini de göz önünde bulundurmalı.
Şirketler iflas ertelemeye başladı
Yaklaşan ekonomik kriz toplumunen üst gelir katmanının ilk yüzde 5’inin altından başlayarak orta gelirli, beyaz yakalı ve dar gelirli herkesi olumsuz etkileyecek. En başta da şirketler etkilenecek gibi gözüküyor. Çünkü baro yetkililerinden aldığım bilgiye göre iflas erteleme başvuruları yağmur gibi gelmeye başlamış. Bunun yanında ekonomik riskler tavanda. Üretim zayıf, teknolojimiz yok. Hane halkı borcu bizim durumumuzda bir ülke için yüksek. Kısa vadeli dış sermaye hareketleri, denetlenmediği takdirde ulusal paramız üstünde olumsuz etkiler yaratacaktır. İthalatı körükleyen ve işsizliği artıran bu durum karşısında kurun gerçek seviyelerde kalması için aktif bir döviz ve para politikası izlemeyi tercih etmeliyiz.
Bartu Soral kimdir?
1970’de Ankara’da doğan Bartu Soral orta ve lise öğrenimini Ankara Anadolu Lisesinde tamamladı. Kanada Saint Mary’s Üniversitesi İşletme Fakültesinden lisans; Kanada Dalhousie Üniversitesi Ekonomi Bölümünden kalkınma ekonomisi alanında yüksek lisans derecesi aldı.. 2003 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) katılan Soral, 2005 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Program Müdürlüğü görevine yükseldi. 2009 yılına kadar sürdürdüğü Birleşmiş Milletler(BM) kariyeri süresince küresel ekonomik gelişmeler, gelişmekte olan ülkelerin finans sistemleri ve kalkınmaları üzerine çalışmalar yaptı. 2009 yılında BM’deki görevinden ayrılan Soral, halen hem akademik çalışmalarına devam etmekte, hem de serbest danışmalık yapmaktadır.
Yurt