Denizler Anıtkabir Şeref defterine ne yazmışlardı?


Tarih 10 Kasım 1968…
Denizler Anıtkabir Şeref defterine
ne yazmışlardı?



Tarih 10 Kasım 1968… Atatürk’ün ölümünden tam 30 yıl sonra…
 
Başlarında Deniz Gezmiş’in bulunduğu kalabalık bir devrimci gençlik grubu, ellerinde Türk bayrakları yürüyüş yaparak Ankara’ya giriyor...

Pankartlarında “Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü” yazıyor. 29 Ekimde Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını başlattığı Samsun’dan başlatmışlar yürüyüşlerini.
Ve Anıtkabir’i ziyaret ediyorlar…

Deniz’in başında bulunduğu grup Anıtkabir Şeref Defteri’ne şunları yazıyor:
“Amerikan emperyalizmine karşı İkinci Kurtuluş Savaşımızda gerçekten izindeyiz. Milli Kurtuluş Savaşımız yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir.”

Yürüyüşün başlarına geri dönelim. Deniz Gezmiş’ler Samsun’da Atatürk Anıtı önünde saygı duruşunun ardından bir bildiri dağıtmaya başlarlar:
“Büyük Türk Milleti! Atatürk için toplanalım!
Mustafa Kemal’in milli kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal Devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal’in milli kurtuluşçu saflarında toplanalım!”

Yürüyüşe geçtiklerinde ise Samsun çıkışında gözaltına alınırlar. Bir geceyi emniyette geçirdikten sonra mahkemeye çıkarılırlar. Savcı tutuklanmalarını istemektedir. Anlaşılan iktidar, gençliğin Mustafa Kemal’in ideali için eyleme geçmesini kabullenememektedir.


Ancak Deniz’ler mahkemede çok etkileyici bir savunma yaparlar:
“Burada 24 genç değil, Mustafa Kemal’in kendisi ve ilkeleri yargılanmaktadır.”

Deniz’ler o sırada hakimin karşısında dimdik ayaktadırlar. Çünkü Atatürk’ün Bursa Nutkundan cesaret almaktadırlar:
“Türk genci, inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve inkılâpları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, ‘Bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır’ demeyecektir. Hemen müdahale edecektir.

Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz inkılâp ve cumhuriyetinin polisi değildir’ diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkûm edecektir. Yine düşünecek, ‘Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım’. (…)
İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği.”

Deniz’lerin rehberi işte Atatürk’ün bu devrimcilik anlayışıdır. Bir yıl sonra, 23 Aralık 1969’da Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim gazetesinde yapılan bir röportajında Deniz Gezmiş, gençlik eylemleriyle ilgili bir soruya şu yanıtı verecektir:
“Devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemalci zinde güçler saflarını birbirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün.”

Deniz Gezmiş her fırsatta, devrimciliğini de, anti-emperyalistliğini de Atatürk’ten öğrendiğini söylemektedir.

Babasına yazdığı ünlü mektubunda şöyle teşekkür eder babasına:
“Baba, sana müteşekkirim, çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni.”

Ve bütün eylemlerini de aslında Atatürk’ün Türk gençliğine verdiği görevin yerine getirilmesi olarak görür. Devrim’deki söyleşisinde şöyle söyler:
“Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri bir araya gelseler, bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır.”

Devrimciliği bu şekilde tanımlayan Deniz Gezmiş, verdikleri mücadeleyi de Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın devamı olarak görür. Zaten kendilerine de İkinci Kurtuluş Savaşçıları demektedir. Kuracağı örgüte de bu yüzden Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu diyecektir.
Röportajı okumaya devam edelim:
“Bugün Amerikan emperyalizmi saldırganlık yolunu seçmiştir. Buna karşın biz de emperyalizmin parmağının bulunduğu her yerde ona karşı aynı silahlarla mücadele yolunu seçtik. Tıpkı Mustafa Kemal’in 50 yıl önce yaptığı gibi…”
Mayıs 1970’te hapishaneden arkadaşlarına şu mesajı gönderdiğinde de Atatürkçüdür Deniz:
“Bundan 50 yıl evvel Türkiye halkının devrimci mücadelesiyle kazanılan bağımsızlığımız işbirlikçi sermaye ve feodal mütegalibe tarafından, Amerikan emperyalizmine peşkeş çekilmiştir. Bütün siyasi partiler karşı devrim çizgisinde bu gidişe ayak uydurmuşlardır.”

Babasına kendisini Kemalist yetiştirdiği için teşekkür ettiği mektubu de 1971’in hemen başında yazmıştır. O dönem bir banka soygununa katılmış ve polis tarafından aranmaktadır. 

Kaçaktır. ODTÜ’de saklanmaktadır. Yani, o koşullarda bile Atatürkçüdür…
Peki sonra? 12 Mart’tan sonra örneğin? Deniz, Atatürkçülükten yine vazgeçmez.
THKO Davası’nda verdiği savunmaya şöyle başlayacaktır:
“Yurdumuzun bağımsızlığı için giriştiğimiz bu kavgada Kurtuluş Savaşımızda şehit olanların onurlarını ve ulusumuzun kaderini korumaya kararlı olduğumuzu bildiriyoruz.
Kurtuluş Savaşımızın tüm şehitlerine selam olsun.”

Kurtuluş Savaşı şehitlerine selam olsun diyerek savunmasına başlayan Deniz, mahkeme süresince de bütün eylemlerini Atatürk’ün devrimci mirasına bağlı kalmak olarak anlatacaktır. Kendisini İkinci Kurtuluş Savaşçısı olarak tanımlayan Deniz için Kurtuluş Savaşı’nın aslı, yani birincisi şöyledir:
“19 Mayıs 1919, saldırgan emperyalistlere ve onların emrindeki iç düşmana karşı, Mustafa Kemal önderliğinde, Türk halkını örgütlemek için Kurtuluş Savaşının politik anlamda başlangıcıdır. 19 Mayıs 1919, emperyalizme, padişahlığa, hükümete ve köhnemiş devlet yapısına karşı Mustafa Kemal ve arkadaşları önderliğinde yürütülen devrimin başlangıcıdır. 19 Mayıs 1919, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, halkın silahlı gücü ve öncüsü olarak harekete geçişidir.”

Savunmasının sonlarına doğru ise, kendilerini idamla yargılayan mahkemeden korkmadıklarını söylerken de gelenek olarak Atatürk’e dayanacaktır. Ve 12 Mart’ın faşist mahkemesini Atatürk’ü yargılayanlara benzetecektir:

“Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.”
➽ Paylaş:
“AKP karanlığının erişim yasağı ile engellediği SivriSinekCaz'a ücretsiz Opera VPN ile kolay ve sorunsuz erişebileceğinizi biliyormuydunuz?..”
Okurlara..