Bayram ve okulların açılmasına dair SENARYOLAR
Bayramda lokal kısıtlamaların olup olmayacağına 25 Temmuz’a kadar elde edilen verilerle karar verilecek...Bayrama ve okulların
açılmasına dair senaryoları ortaya çıktı
1 Haziran’dan itibaren geçilen
‘normalleşme’ süreciyle birlikte koronavirüs salgınında vaka yoğunluğu
tekrar artarken kamuoyunun gündeminde bayramda ne tür tedbirlerin
uygulanacağı ve okulların açılıp açılmayacağı soruları var...
İddiaya göre
bayramda nasıl tedbirlerin uygulanacağına, 25 Temmuz’a kadarki sonuçlar
takip edildikten sonra karar verilecek. Okulların açılmasına dair karar
ise, bayramdaki olası durumun vaka sayılarına yansıyacağının tahmin
edildiği 15 Ağustos’tan sonra alınacak.
İktidara yakınlığıyla bilinen Türkiye gazetesinde yer alan habere göre,
Bilim Kurulunda yapılan değerlendirmelerde, Kurban Bayramı’nda yaşanacak
hareketliliğin koronavirüs vakalarına yansımasının 15 Ağustos’tan
itibaren alınacağı, bu tarihten sonra vakalar beklenmedik şekilde
artarsa okulların açılmasının ertelenmesi dâhil yeni bazı tedbirlerin
gündeme gelebileceği görüşü öne çıktı.
Kurban Bayramı’nda bazı illere
kısıtlama getirilip getirilmeyeceğine ise vaka yoğunluğu 25 Temmuz’a
kadar takip edildikten sonra karar verilecek. Bilim Kurulu’nun
önümüzdeki hafta yapacağı toplantıda bu konuda ayrıntılı bir
değerlendirme yapılacağı belirtiliyor.
Özellikle, Doğu ve Güneydoğu’daki bazı il, ilçe ve beldelere bayramda
giriş-çıkışın sınırlandırılabileceğine yönelik görüşler dile
getiriliyor. Kısıtlama kararı alınırken, o ilin nüfus yoğunluğuna,
bayram nedeniyle o ile girişlerin mi yoksa çıkışların mı artacağına ve
ildeki son 15 günlük vaka artış hızına bakılarak karar verilecek.
İstanbul, Ankara ve İzmir’e yönelik bir kısıtlamaya gidilmeyeceği, ancak
son günlerde en yüksek vaka artışının yaşandığı Diyarbakır, Gaziantep
ve Şanlıurfa gibi illere yönelik bazı sınırlamaların gelebileceği
tartışılıyor.
200 BİN TAŞIYICI VAR!
Öte yandan haberdeki bir diğer iddia ise, Türkiye’de şu anda en az 200
bin virüs taşıyıcısı olduğu yönünde.
Sağlık Bakanlığının TÜİK ile birlikte yaptığı ve 153 bin kişiyi kapsayan
antikor testlerinde, bağışıklık oranı beklenenin çok altında çıkmıştı.
Uzmanlar, özellikle İstanbul’da bu oranı en az yüzde 15-20 bekliyordu
ancak bu ildeki bağışıklık oranı yüzde 3 civarında kaldı. Toplum
bağışıklığından söz edilebilmesi için daha önce hastalığı geçirenlerin
oranının en az yüzde 50-60 civarında olması gerekiyor.
Elde edilen bu
sonuçlarla, toplum bağışıklığının söz konusu olmayacağı belirtilirken,
koronavirüs açısından en fazla risk barındıran meslek grubu olan sağlık
personelinde bile bağışıklık oranının yüzde 4 civarında olduğu tespit
edildi.
Araştırma sırasında antikor testi dışında bir kişinin o anda virüsü
taşıyıp taşımadığını ortaya çıkaran PCR testleri de kullanılmıştı.
Bu
testlerdeki pozitiflik oranı ise binde 2,5 civarında çıkmıştı. Bu
sonuçlardan yola çıkılarak yapılan istatistik hesaplamalarına göre
Türkiye’de şu anda 200 binin üzerinde virüs taşıyıcısı bulunuyor. Bu
kişiler hiçbir belirti göstermediği için tespit edilmelerinin çok zor
olduğuna dikkat çekiliyor.
Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu, virüsü yaymaya
devam eden belirtisiz taşıyıcıları tespit edebilmek için kime veya
hangi gruplara test yapılması gerektiğine yönelik bir çalışma yapmaya
başladı.
Bilim Kurulu üyeleri, “Şu anda, ‘Hangi gruba test yaparsak bize
daha iyi fikir verir?’ diye tartışıyoruz. Çünkü örneğin Organize Sanayi
Bölgelerinde genç gruplara yapıldı. Belirti göstermeyenlerin oranı çok
düşük çıktı. Rastgele testlerde de oran çok düşük kaldı. Çok test yapmak
yerine asıl test yapılması gereken kim, kimlere yapılması lazım bunu
çalışıyoruz” değerlendirmesini yaptı.
KIŞ HAZIRLIĞI YAPILMALI
Uzmanlara göre, salgın konusunda önümüzdeki 50-60 günlük sürecin çok iyi
yönetilmesi gerekiyor.
Ağustos sonuna kadar vaka sayıları düşmezse
özellikle eylül ortasından sonra daha sıkıntılı bir tablo ile karşı
karşıya kalınabilir. Uzmanların yaptığı değerlendirmelerde “Şu anda yaz
şartlarında birbirinden uzak olan, açık havada olan insanlar, bayramda
ve okulların açılması durumunda bir araya gelecek.
Kurallara uyulmazsa,
bu durumda mart ayından daha büyük bir patlama anlamına gelebilir. Çünkü
önümüz kış, bu insanları bu şartlarda, iç mekânlara, iş yerlerine
okullara sokarsanız, risk büyüyecektir. Bu nedenle kış gelmeden virüsün
yayılmasını azaltmak, sağlık kuruluşlarını kış şartlarına hazırlamasını
sağlamak gerekir. Önümüz kış olduğu için toplumsal yaygınlık çok önemli.
Bu rakamlarla kışa girmemek gerekiyor” diye konuşuyor.