Emeklilikte PRİM ve FAİZ TUZAĞI!

Emekli aylıklarının sefalet düzeyine düşmesinin ardından bu kez emeklilere hayal satılıyor. Hükümetin “kaynak yok” iddiaları karşısında muhalefetten gelen eleştirilerin önemli bir bölümü hatalı ve tuzaklarla dolu. Emekli aylıkları bir prim ve faiz değil, bir sosyal hak meselesidir. Aslolan emekliler için daha fazla kamu kaynağı ayırmaktır ve bu kaynak pastada, GSYH’de vardır. Gerisi teknik teferruattır...

Emeklilikte prim ve faiz tuzağı

Aziz ÇELİK
En düşük emekli aylığı Hükümetin 20 bin lira dayatmasıyla yasalaştı. Hükümetin temel iddiası “kaynak yok, para yok, ekonomi zorda” şeklindeydi. Oysa bu iddia gerçek dışı; kaynak var. Hükümet mevcut kamu emeklilik sistemiyle daha yüksek aylık verilemeyeceğini savunuyor ve bu yüzden Tamamlayıcı Emeklilik Sistemini (TES) gündeme getiriyor..

Hükümetin “kaynak yok” iddiaları karşısında muhalefetten gelen eleştirilerin önemli bir bölümü hatalı ve tuzaklarla dolu. Bu hatalı yaklaşımların emekliler ve çalışanlar arasında da yaygınlaştığı görülüyor. Emekli aylığı tartışmalarında tuhaf hesaplara ve akıl yürütmelere rastlıyorum. Bunlar ödenen primlere dayalı aktüeryal hesaplar, yani biriken primlerin nemalandırılmasına dayalı akıl yürütmeler.

Önce İYİ Partili bir milletvekili tarafından ileri sürülen bu iddia, çok izlenen bir televizyon tartışma programında bir gazeteci tarafından tekrarlandı ve ardından yaygınlaştı. İddianın özü şu: “Emekliler çalışırken ödedikleri primleri faize yatırsalardı çok daha fazla aylık alırlardı”.

Dahası, sözünü ettiğim muhalefet milletvekili TBMM kürsüsünden yaptığı konuşmada, “Bir işçi 20 yıl boyunca SGK’ya ödediği primi toplayıp bir bankaya birikimli faize yatırsa, ayda 48 bin TL alırdı. 20 yıl sonunda birikimi 27 milyon liraya ulaşırdı ve dört tane ev alırdı” dedi. Mesele kişisel bir polemik değil yaygın bir kanaat olduğu için milletvekili ve gazetecinin adlarını yazmayacağım. Bu kanaat çok yaygın. Düşük emekli aylıkları ve emekli olmak için gereken çalışma süresi nedeniyle emekliliğe ve sosyal güvenliğe olan inanç azalıyor.

Çalışanlara ve emeklilere hayal satmamak ve yanlış bilinci körüklememek lazım. “Çarpıcı muhalefet” yapmak adına hatalı ve yanlış varsayımları köpürtmek vahim sonuçlar doğurabilir. Bu hatalı değerlendirmeler yaygınlaştıkça geçmişte var olan “sosyal güvenlik ve SSK bilincinin” yerini, sosyal güvenlikten kaçış, bireysel kurtuluş ve çözüm eğilimleri alıyor. Bu hafta giderek yaygınlaşan bu tehlikeli eğilim üzerine yazacağım.

Prim ve aktüeryal hesaplamalara dayalı tartışmalar yanıltıcı ve hatalıdır. “Şu kadar prim ödedik bu kadar düşük aylık alıyoruz, primlerimiz uygun biçimde nemalandırılsın daha yüksek aylık alalım” veya “emekli primlerini bankaya yatırsaydı daha fazla para alırdır”  türünden varsayımlar ciddi birer tuzaktır.  Emekli aylığı bir siyasi lütuf değil çalışanlar elbette pirim ödüyor ama mesele bu kadar basit değil.

Sosyal güvenlik bireysel tasarruf ve yatırım hesabı değildir. Günümüzde sosyal güvenlik primleri nemalandırılmaz ve son olarak da dolaşıma sokulan getiri hesapları yanlıştır. Emekli aylığı günümüzde bir prim ve aktüeryal denge sorunu değildir. Kısaca İsa değil Musa, baston değil asa, Fırat değil Nil! Şimdi bunları tek tek ele alayım.

SOSYAL GÜVENLİK BİREYSEL TASARRUF SİSTEMİ DEĞİL

Emekli aylığı bir bireysel tasarruf ve birikim meselesi değildir. Meseleye böyle bakılırsa özel sigortacılık tuzağına düşülür. Tam tersine sosyal güvenlik sosyal, iktisadi ve fizyolojik risklere karşı tek başına baş etmesi imkansız olan toplumun ezici çoğunluğunun, kamusal bir dayanışma sistemiyle korunmasıdır.

İşsizlik, hastalık, yaşlılık ve maluliyet gibi riskler insanı gelirsiz ve güvencesiz bırakır ve yoksullaştırır. Kapitalist bir toplumda geleneksel toplumlardaki dayanışma ağları da çözüldüğü için bu risklerle baş etmenin yolu kamu harcamaları ve sosyal sigortalardır.

Ömür boyunca hiç ciddi bir hastalığa yakalanmayabilirsiniz; o nedenle sağlık harcamasına ihtiyaç duymazsınız. Ancak çalışırken veya emeklilikte ciddi bir hastalıkla yüz yüze kalabilirsiniz. İşte bununla bireysel tasarruf yoluyla baş etmek mümkün değildir. Burada kamusal sağlık ve sosyal sigortaların sağlık hizmetleri devreye girer.

Az sayıdaki insan ekonomik güçleri veya kişisel maharetleri yoluyla bu tür risklere karşı korunacak birikimler oluşturulabilir, ancak sosyal güvenlik böyle bir şey değildir. Eşitsiz ve adaletsiz bir toplumda yurttaş ne piyasanın ne bir başkasının ne de doğanın insafına bırakılabilir. Bu nedenle sosyal güvenlik, kamusal sağlık ve emeklilik sistemi en önemli toplumsal kazanımlardan biridir.

Sosyal güvenlik ile bireysel tasarruf ve nemalandırma kıyas kabul etmez. Sosyal güvenlikte her koyun kendi bacağından asılmaz. Sosyal güvenlik bir faiz ve nema meselesi değil, kamusal ve kuşaklar arası bir dayanışma sistemidir.

FAİZ VE NEMA HESABI ALDATICI

Primli sosyal güvenlik sistemi 1880’lerde Almanya’da Bismarckçı sistem olarak doğdu. Bismarckçı sistem prim ve çalışma esaslıydı. 20. yüzyılda bu kez İngiltere’de kamu harcamasına dayalı Beveridge sistemi ortaya çıktı.

Eski sosyal sigorta sistemlerinde aktüeryal denge (emekli aylıkların primlere dayanması) mümkündü. Çünkü çalışan sayısı fazla ve emekli sayısı azdı. Dahası emeklilik yaşı günün şartlarına göre yüksekti. Dolayısıyla sigorta primleri bir fonda birikir, nemalanır ve sonra dağıtılabilirdi. Buna birikim sistemi denirdi ve Bismarckçı sistemin esasıydı.

Artık sadece prime dayalı bu sistem yok. Bu, özel sigorta sistemlerinde, ülkemizde Bireysel Emeklilik Sisteminde (BES)  var.  Primli sistemin anavatanı Almanya’da bile emekli aylıkları için çok ciddi bir kamu katkısı var. Primlerin devlet tarafından nemalandırılıp sonra dağıtılacağı yönündeki fikir, büyük ölçüde geleneksel primli sisteme dayalıydı.

Günümüz sosyal güvenlik sistemleri dağıtım (pay as you go) ve kamu katkısına dayalı karma bir sistemdir. Bazı ülkelerde esasen kamu harcamasıdır. Prim toplanan sistemlerde de çalışanların ödediği primler bir fonda birikmez. Böyle bir imkan yoktur. Sistem bir bireysel tasarruf sistemi gibi işlemez.  Bugünkü gelirler bugünkü harcamalara (emekli aylığı ve sağlık harcaması), yarınki gelirler yarınki harcamalara gider ve üzerine ciddi bir devlet katkısı eklenir. Aksi halde sadece primlere dayalı olarak sistem yürümez.

Günümüzdeki emekli sayısının artması ve ömrün uzaması nedeniyle aktif-pasif oranı doğal olarak düşmüştür. Bu nedenle primli sistemle insanca bir emekli aylığı mümkün değildir.  Bunun için çok yüksek prim oranları ve çok ileri emeklilik yaşı gereklidir. Kimse sadece kendi ödediği kişisel prime ve onun nemalandırılmasına dayalı bir emekli aylığı almaz.

O nedenle emeklilik bir sosyal hak ve yurttaşlık hakkı olarak düşünülmeli ve belirli bir yaşa ulaşan herkese, çalışma süresine ve çalışırken elde ettiği gelire orantılı, kamu harcamasına dayalı adil ve yaşanabilir bir emekli aylığı ödenmelidir.

Kamu harcamasıyla sağlanacak bir emeklilik sistemi için muhtaç olunan kaynak GSYH’de fazlasıyla vardır.  Ülkenin GSYH’si adaletli, dengeli ve insanca bir emekli aylığı için yeterlidir. Gerisi bunun hangi yol ve yöntemlerle yapılacağıdır ki bu işin teferruatıdır. Esas mesele bölüşümdür.

BANKA VE ÖZEL SİGORTACILIK TUZAĞI

“Emekli primlerini bankaya yatırsaydı daha yüksek aylık alırdı” iddiası dayanaksız bir iddiadır.  Sosyal sigortalar ile özel sigortacılık ve tasarruf arasında dağlar kadar fark vardır. İkisi karşılaştırma kabul etmez. Ancak bir an için bu iddiayı doğru kabul etsek bile sonuç vahimdir. Hiçbir mevduat faiziyle veya hiçbir özel sigorta sisteminde mevcut prim düzeyiyle halen sağlanan kamu emeklilik aylığından daha yüksek aylık verilemez. Mevcut prim düzeyiyle mevcut emekli aylığından daha fazla birikim elde etmek için ciddi piyasa maceralarına atılmak ve sonuçta sermayeyi kediye yüklemek mümkündür.

Çalışanlara ve emeklilere faiz ve özel emeklilik hayali satmamak lazım. Hadi hesaplayalım:

Asgari ücret brüt 33 bin TL’dir ve uzun vadeli sigorta primi yüzde 21’dir. (2026’dan önce yüzde 20’ydi). Yaşlılık, ölüm ve maluliyet aylığı için yapılan en düşük kesinti yüzde 20 varsayımıyla 6600 TL’dir (yeni oranla 6930 TL).  Diğer kesintiler kısa vadeli sigorta kolları içindir. Enflasyonu sıfır varsayalım.

Yukarıdaki iddiaya göre 20 yıl prim ödeyip 48 bin lira emekli aylığı alınabilir. Ben 20 yılı 30 yıla çıkararak bir hesap yapayım.  Bir çalışan 30 yıl boyunca düzenli olarak alt sınırdan  (asgari ücret) prim ödese, emekli olduktan sonra 30 yıl boyunca emekli aylığı alsa durum şu olurdu:

Yıllık %2 reel getiriyle ayda yaklaşık 12 bin TL.

Yıllık %3 reel getiriyle ayda yaklaşık 16 bin TL.

Bu arada özel sigortacılık sisteminde yıllık yüzde 3 düzenli reel getiri iyimser senaryo kabul edilir. Şirket giderleri de cabası. Bakınız BES!

Aktüeryal hesap ortada.  İşçilerden ayda 6600 TL (veya 6.930 TL) prim keserek ve bu primlere dayanarak 30 yıl sonra insanca bir emekli aylığı ödemek aktüeryal olarak mümkün değil. Mevduat faizi diyenlere de bir çift lafım var:  Mevduat faizlerinin 2023 öncesinde yüksek enflasyon döneminde enflasyonun çok çok altına düşürüldüğünü unutmayın. Yüzde 40’a yakın resmi enflasyon varken Merkez Bankası politika faizi yüzde 8’e ve mevduat faizleri de resmi enflasyonun çok altına düşmüştü.  Eğer işçiler son 20 yılda primlerini mevduat faizine yatırsaydı perişan olurlardı.  Allah’tan sistem gönüllü değil, zorunlu!

Dahası, ayda 6600 TL primle 240 ayda 27 milyon lira getiri iddiası mevcut faiz ve özel sigortacılık sisteminde gerçek dışıdır. Öte yandan 20 yılda bu primlerle 27 milyon lira getiri elde eden bir çalışan bu birikimle 48 bin değil 75 bin TL aylık alırdı. Biraz hesap-kitap lütfen! Emeklilere hayal satmayın!

EMEKLİ AYLIĞI SOSYAL HAKTIR!

“Primlerimiz doğru nemalandırılsın, faize yatırılsın, piyasa enstrümanlarına göre getiri sağlasın” denirse önümüze bu hesap konur. Meseleyi prim ve nemalandırma olarak tartışırsanız karşınıza TES konur. AKP’nin de istediği budur: Konuyu aktüeryal denge tartışmasına çekmek ve TES ile fazla getiri vadetmek ve böylece bireysel sigortacılık sistemini parlatmak. “Bu tuzağa düşmemek lazım.

Mesele primlerin nemalandırılması ve faize yatırılması değil, emeklilerin pastadaki payıdır.  Emekli aylığını sadece prime dayandırmak hatadır. Emekli aylığı kamusal bir hak olarak ödenmelidir. Herkes emekliliğinde asgari bir gelire kavuşmalı ve ayrıca çalışma süresi ve ortalama ücretine göre farklılaşan bir emekli aylığı almalıdır.

Hayali aktüeryal hesaplara ve faiz hesaplarına gerek yok. Mevcut prim kesintileriyle insani bir emekli aylığı mümkün değildir. Bunu verecek bir aktüeryal denge yok. Prim ve aktüeryal dengeye dayalı sosyal sigortacılık çağı çoktan kapandı. Dolayısıyla esas mesele prim değil, kamu harcaması ve bölüşümdür.

Prim, “aktüeryal denge” ve bireysel sigortacılık tuzağına düşmemek ve emekli aylığını bir kamusal ve sosyal bir hak olarak talep etmek lazım. AKP emeklilerin pastadan daha az pay almasını sağlayan bir sistem kurdu. Bu sistemin özü devleti ve SGK’yi bir şirket gibi görmektir. Karşı çıkılması gereken budur.

İnsanca emekli aylığı için muhtaç olunan kaynak GSYH’de fazlasıyla vardır. Gerisi politika araçları ile teknik mevzuat düzenlemeleri meselesidir. Örneğin GSYH’den emekli aylıkları için yüzde 1,3 daha fazla pay ayırarak 2025’teki emekli aylıklarını 2026’da yüzde 50 artırmak mümkündür. Böylece emekli aylıkları için yapılan toplam ödemenin GSYH’deki payı yüzde 7,4 civarına çıkar. Emekliler nüfusun yüzde 19’unu oluşturuyor. Meseleye aktüeryal veya prim kısıtı üzerinden değil, bölüşüm üzerinden bakmak lazım. Bırakalım bu “”aktüeryal denge” saçmalığını bir yana. Mesele teknik değil, zihniyet ve paradigma değişikliğidir.

Bakış açısını değiştirmek lazım, arabayı atların önüne koymamak lazım! Aslolan emekliler için daha fazla kamu kaynağı ayırmaktır ve bu kaynak pastada, GSYH’de vardır. Gerisi teknik teferruattır.

➽ Paylaş:
“AKP karanlığının erişim yasağı ile engellediği SivriSinekCaz'a ücretsiz Opera VPN ile kolay ve sorunsuz erişebileceğinizi biliyormuydunuz?..”
Okurlara..