Bakan atamalarının amacı "umut hakkı" gündemini saptırmak...
Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek ve İçişleri Bakanlığı’na atanan Mustafa Çiftçi kamuoyunda tartışmaların merkezinde. Gürlek’in “Savcı” Çiftçi’nin “Hafız” kimlikleri ön plana çıkarken, geçmişleri de konuşulmaya devam ediyor...İpek Özkal Sayan: Gürlek ve Çiftçi'nin
atanmasının amacı "umut hakkı" gündemini saptırmak
Gürlek ve Çiftçi’nin atamaları TBMM’yi birbirine katarken, yumruklu saldırılar ve geçerli olup olmadığı belirsizlikleri arasında edilen yeminler, tartışmaları başka bir seviyeye taşıyor.
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İpek Özkal Sayan, yaşananları “oynanan siyasi bir tiyatro” olarak değerlendirirken TBMM’deki şiddetin vatandaşa nasıl yansıdığını, seçmen üzerindeki etkisini ve durumun siyasi okumasını YENİÇAĞ Gazetesi’nden Aykut Metehan’a anlattı.
TBMM’de AKP’li Osman Gökçek’in Mahmut Tanal’a yumruklu saldırısıyla başlayan şiddet sarmalı hakkında konuşan Sayan, “Meclis’teki şiddet olayları TBMM’nin kurumsal imajını aşındırıyor. Devlet ciddiyetini kısıtlıyor, devlet aklı görüşünü zayıflatıyor” ifadelerini kullandı.
Meclis’teki arbedelerin kararsız seçmenin kafasında bulanık bir görüntü oluşturduğunu dile getiren İpek Özkal Sayan, TBMM’deki olayların seçmen kafasında istikrarsızlık algısı yarattığını ve seçmeni sandıktan uzaklaştırdığını aktardı.
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı İpek Özkal Sayan’ın açıklamaları şöyle:
“FİKİRSEL TARTIŞMALARI GERİDE BIRAKIYORUZ”
Öncelikle yaşanan arbede sadece bir “yemin töreni gerilimi” değil. Adalet Bakanlığı koltuğu üzerinden yürüyen yargı bağımsızlığı tartışmasının Meclis zeminine taşınması anlamına geliyor. Ancak konu artık fikirsel tartışmanın dışına taşıyor. Bu durum, siyasette tansiyonun artık kurumsal nezaket sınırlarını aştığını da gösteriyor. İkinci olarak iktidar muhalefet arasındaki kutuplaşma derinleşiyor. Fiziksel temas içeren olaylar, siyasette retorik sertliğin artık fiili çatışmaya dönüştüğünü gösteriyor. Bu da Türkiye’de zaten yüksek olan kutuplaşma seviyesinin daha da keskinleştiğine işaret ediyor.
“DEVLET AKLI GÖRÜNTÜSÜ ZAYIFLIYOR”
Üçüncü olarak TBMM’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde zaten “güçsüz yasama” algısıyla zayıflamış olan kurumsal imajı daha da aşınıyor. TBMM’nin çatısı altında yaşanan bu kavga TBMM’nin ciddiyetine zarar veriyor, “devlet aklı” aklı görüntüsünü zayıflatıyor, seçmenler üzerinde olumsuz etki bırakıyor ve uluslararası kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturuyor. Bu tür görüntüler özellikle ekonomi ve hukuk devleti tartışmaları sürerken dış yatırımcının algısını da dolaylı olarak etkiliyor.
“KAVGALAR KARARSIZ SEÇMENİ SANDIKTAN UZAKLAŞTIRIYOR”
Dördüncü olarak kararsız seçmen açısından tablo daha da karamsar.. Çünkü yaşanan arbede kararsız seçmeni daha da boşluğa itiyor. Karasız seçmen profili; ekonomik istikrar arayan, aşırı ideolojik olmayan, siyasi gerilimden, kutuplaşmadan ve siyasetin keskin dilinden yorulmuş normalleşme isteyen seçmen tipidir. Bu açıdan kararsız seçmenin “TBMM’de sorun çözmek yerine kavga ediliyor”, “siyaset yine kriz üretiyor”, “gerilim artınca ekonomi daha kötü oluyor” düşüncesiyle bu olayları yorumlamasının önü açılıyor ve seçimlerde hangi partiye oy vereceğine dair kafası daha da karışıyor, siyasetten soğuyor, sandığa gitmeme ve protesto oy eğilimi artabiliyor. İktidar tarafından yaratılan “baskıcı siyaset algısı” ile “siyasette yumuşama yok sertleşme ve kutuplaşma var”, “yargı bağımsızlığı üzerindeki tartışmalar derinleşiyor” duygusu oluşuyor. Karasız seçmenin oy vereceği siyasi partiyi tercih etmek için izlediği ekonomik gidişat, hukuk devletinin güvenliği, istikrar ve siyasi dilin tonu, ona güven arttırıcı bir katkı sağlamıyor. Tam tersine istikrarsızlık görüntüsü üretip, seçmeni sandıktan daha da uzaklaştırıyor. Türkiye’de son yıllarda kararsız seçmen oranı yüksek seyrettiği için, bu tarz görüntüler genelde mevcut kutuplaşmış blokları değiştirmediği gibi, kararsızları daha temkinli, sandığa daha mesafeli hale getiriyor.
Sonuç; demokratik olgunluk açısından zayıf bir tablo, siyasi iletişim açısından başarısız bir görüntü ve kararsız seçmen açısından güven azaltıcı bir sinyal…Ancak kalıcı etki, olayın devamında verilecek siyasi mesajlara bağlı. Eğer taraflar gerilimi artırırsa zarar büyür; yumuşatma mesajı gelirse etkisi sınırlı kalabilir...
“BU İKİ ATAMA 'UMUT HAKKI' GÜNDEMİNİ SOĞUTMA ÇABASI”
Gelelim Türkiye gündemindeki ikinci tartışmalı atamaya… Aynı gün değişen bu iki bakanlık devletin “otorite” ve “yargı” ayağı olup, yürütmenin kontrol alanını yeniden tahkim ettiği algısı yaratmıştır. Diğer bir bakış açısıyla özellikle terör elebaşına Komisyon kararıyla “umut hakkı”nın verilmesinin önünün açıldığı ve hükümetin ciddi eleştirilere maruz kaldığı, vatandaşın tenceresini kaynatamadığı, mutfaklarda yangın olduğu, ceplerin ise boş olduğu böyle bir dönemde hükümetin “kriz soğutma” ve “gündem değiştirme hamlesi” olarak da okunabilir. Bununla birlikte bakan değişimleri çoğu zaman parti içi dengeleri veya ittifak ilişkilerini yeniden düzenleme aracıdır. Tüm bunların yanında bu iki yeni isim muhalefete ve Atatürkçü, Cumhuriyetçi seçmene verilen sert bir mesaj olarak da algılanmıştır.
“İKTİDAR GERÇEK SORUNLARI ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Fakat bilinmelidir ki; iki kritik bakanın Resmi Gazete’deki değişimi
kâğıt üzerinde bir “hamle” olarak görülse de siyasetin gerçek sınavı
sahada ve toplumun gözünde verilir. Meclisteki arbede, seçim
tartışmalarındaki gerginlik ve karasız seçmenin siyasetten uzaklaşması
gösteriyor ki, mevcut hükümet isim değiştirerek günü kurtarmaya
çalışıyor, yargı bağımsızlığı tartışmalarına kendince son noktayı
koyuyor ve mevcut Anayasanın değiştirileceği sinyallerini veriyor… Güven
ve itibar ise hala boşta… Toplum siyasetin gösterisini izlemekten
yorgun ve kararsız… Sözler havada, topluma vaat edilen icraatlar
beklemede… Ekonomi canavarı ise her geçen gün vatandaşı canından
bezdirmeye devam ediyor… İktidar düşüremediği enflasyon sebebiyle,
siyasetin dilini ve hamlelerini sertleştirerek gündem değiştirmeyi ve
vatandaşların gerçek sorunlarını tartıştırmamayı hedefliyor.
Oynanan
bu siyasi tiyatronun “doğru” okunması ve iktidara cevaben “doğru”
adımların atılması umuduyla….Kaybedecek bir beş yılımız daha yok…
MUSTAFA ÇİFTÇİ NEDEN TARTIŞILDI?
İpek Özkal Sayan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin geçmişte İskilip Atıf için yaptığı eylemleri şöyle anlattı:
Yeni İçişleri Bakanı Çiftçi Çorum Valiliği yaptığı dönemde (2018 – 2023), İskilipli Atıf’ı Anma Törenleri’ne katılarak dua etmesiyle gündeme gelen bir isimdir. Peki kimdi İskilipli Atıf? Kuvâ-yi Milliyeciler aleyhinde şiddetli ifadeleri barındıran bildirileri yayımlayan Teâlî-i İslâm Cemiyeti üyesidir. Boğazlıyan Kaymakamı, Millî Şehidimiz Mehmed Kemal Bey’e (1884 – 1919) idam fetvası veren Mustafa Sabri (1869 – 1954) Şeyhülislamlık görevine getirildiğinde, Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanlığına İskilipli Atıf getirilmişti. Teâlî-i İslâm Cemiyeti, Millî Mücadele’nin, Kuva-yi Milliye’nin aleyhinde çalışan bir cemiyetti. Dolayısıyla yeni İçişleri Bakanı Çiftçi, Millî Mücadele ve Kuva-yi Milliye’nin aleyhinde çalışan bir Cemiyetin başkanlığını yapan İskilipli Atıf’ı anarak özellikle Cumhuriyetçi ve Atatürkçü seçmenin tepkisini çekmişti… 2018 yılında da Millî Eğitim Bakanlığı ders kitaplarında Teâlî-i İslâm Cemiyetinin “zararlı cemiyetler” arasından çıkarıldığına dair bir bilgi basına yansımıştır.
Aykut Metehan / Yeniçağ



