İBB Davası'nda 10'uncu gün, Murat Çalık savunma yapmaya başladı...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik davada 10. gün. Murat Çalık savunma yapmaya başladı...
İBB Davası'nda 10'uncu gün, Murat Çalık savunma yaptı: Suçlamanın iddia edildiği dönem kamu görevlisi değildim
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davada 9’uncu celse dün akşam saatlerinde tamamlandı.
Duruşmada Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan savunma yaptı. Gün boyunca hem Şahan’ın suçlamalara verdiği yanıtlar hem de bazı CHP’li milletvekillerinin adliye binasına alınmaması tartışma yarattı.
Celse, Şahan’ın savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu’nun yönelttiği sorular ve mahkeme heyetinin değerlendirmeleriyle sona erdi.
İBB Davası'nda sanık avukatlarının reddi hakim talepleri reddedildi
ÇALIK'IN ANNESİNDEN AÇIKLAMA
Birgün'de yer alan habere göre; duruşmayı takip eden Mehmet Murat Çalık'ın annesi Gülseren Çalık, "Allah'ın izniyle güzel olacak. Heyecanlıyım, tespihim cebimde dua ediyorum, bekliyorum. Vallahi bugünü bekliyordum, ne diyeyim Allah büyüktür ve rahat etmek istiyorum. Allah'a emanet ediyorum onu" dedi.
DURUŞMADA YAŞANANLAR ŞÖYLE:
14.00 | ÇALIK SANIK KÜRSÜSÜNE ÇIKTI
Verilen aradan sonra Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar duruşma salonuna getirildi.
Ağır sağlık sorunlarına rağmen bir yıldır tutuklu bulunan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, savunmasına başladı. Kendisine yönelik suçlamalarda bulunan kişilerin etkin pişmanlıktan yararlanma beklentisinde olduğunu da söyleyen Çalık, "Benim için makamlar hiçbir zaman amaç olmadı. Makamlar geçicidir, kalıcı olan devlettir, hukuk düzenidir" ifadelerini kullandı.
Çalık'ın savunmasından öne çıkanlar şöyle:
Sayın başkan ve heyet sizi saygıyla selamlıyorum. Herkesin bayramını kutluyorum. İddianamede belediye başkanı olmadan önceki faliyetlerim değerlendirilip suç işlediğim öne sürülmüştür. İmamoğlu'nun kurucusu olduğu örgüte bağlı olduğum iddia ediliyor. Ortada herhangi bir örgüt yoktur.
Soruşturma aşamasında irtikapla suçlanırken ardından rüşvet suçuna ilişkin 7 ayrı vaka tarafıma isnat edilmiştir. Belediyelerimizin suç örgütü olarak nitelendirilmesini çok yanlış bulduğumu belirterek başlamak isterim.
Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım. Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu?”
ÖRGÜTTEN HABERDAR DEĞİLLER
Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller.
Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyor da örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar? Aynı durum rüşvet suçu bakımından da geçerlidir.
Aleyhime yöneltilen beyanları iftira niteliğinde görmekteyim.
Avukatlarım hukuki değerlendirmeleri mutlaka yapacaklardır. Sadece özgürlüğü sınanan insanların somut delille desteklenmeyen beyanlarının mahkûmiyet kurulması için yeterli olmadığını düşünmekteyim.
Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım.
Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu?
Bu isnatlar bakımından ilk aşamada söylemek istediğim husus şudur: Belediye bünyesinde kamu yararına yapılan hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğimi buradan ifade etmek isterim.
Çünkü bunlar bizim belediyecilikteki onurumuzdur. Emin olun, sizleri çok fazla mevzuata boğmadan, bir meslek insanı olarak isnatlara tek tek cevap vereceğiz.
Sayın Başkan, yargı makamının saygın üyeleri; hakkımda yöneltilen iddialara geçmeden önce mesleki geçmişimin, görev yaptığım dönemdeki unvan ve yetki sınırlarımın, belediyede yürüttüğüm işlerin ve karar alma pratiğimin neticede ortaya konulmasının bu dosyanın selameti açısından çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
İzninizle kim olduğumu, nasıl bir meslek hayatına sahip olduğumu ve nasıl bir belediye başkanlığı dönemi yürüttüğümü kısaca arz etmek istiyorum. Çünkü bugün burada yalnızca birtakım isnatları değil; aynı zamanda bir hayat çizgisini, bir meslek etiğini ve bir kamu yönetimi anlayışını da hep birlikte değerlendireceğiz.
Ben, Mehmet Murat Çalık. 1997 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden şehir ve bölge plancısı olarak mezun oldum. 29 yıllık şehir plancısıyım. Mesleğim; yalnızca şehirsel mekanları değil, aynı zamanda doğayı, yaşamı, adaleti ve insan hayatını tehdit eden bütün unsurları birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Meslek altyapım şehir ve bölge planlamasına dayanmaktadır. Şehir plancılığı keyfilik değil plan bütünlüğü, kişisel çıkar değil kamu yararı, belirsizlik değil mevzuata uygun işlem demektir. Bu anlayış, teknik gereklilik ile hukuki çerçevenin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Meslek hayatım boyunca tüm görev ve karar alma süreçlerimde bu ilkelere bağlı kaldığımı ifade etmek isterim. Hiçbir zaman kişisel menfaat odaklı, hukuka aykırı veya kamuyu zarara uğratabilecek bir tasarruf anlayışını benimsemedim. Aksine, şehircilik ilkeleri doğrultusunda hareket etmeyi hem mesleki hem de vicdani bir sorumluluk olarak gördüm. Benim için makam hiçbir zaman amaç olmadı. Makamlar geçicidir, yetkiler geçicidir; kalıcı olan devlettir, baki olan hukuk düzenidir. Kalıcı olan ay yıldızlı bayrağımızdır. Devlet şahısların üstündedir; makamlar ve mevkiler kişilere emanettir. Dolayısıyla hayatım boyunca hep bu emanete sahip çıkmaya gayret ettim. Görev sürem boyunca belediyecilik faaliyetlerini asla kişisel çıkar için kullanmadım, keyfi kararlar almadım, siyasi hareket etmedim. Kent yaşamında ve yönetiminde, mesleki birikimim gereği hep planlamayı esas aldım.
Meslek hayatıma ve Beylikdüzü ile olan bağıma gelecek olursak; mezun olduktan sonra, 1997 yılında planlama ofisimizi Trabzon’da açtık Sayın Başkan. Ortağım rahmetli oldu, beyin tümörüydü kendisi; ona da buradan rahmet dileyeyim. İlk ortağım oydu. Trabzon’da bir yıl faaliyet gösterdikten sonra ofisimizi İstanbul’a taşıdık. En çok da bu taşınma işine anacığım üzülmüştür. 1998 yılında İstanbul’a taşınma gerekçemiz, bir belediyenin kapsamlı işini yapacak olmamızdı. Ofisimiz 1998 yılında, o günkü adıyla Kavaklı Belediyesi’nin plan ve kadastral haritalarının sayısallaştırılması işini almıştı. O dönemde altyapısı bilgisayar ortamında olan belediye sayısı yok denecek kadar azdı. Daha sonraki zamanlarda kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü’nde planlama faaliyeti içerisinde bulunduk, planlama işleri yaptık. Sayın Başkan, Beylikdüzü 2009 yılında ilçe oldu. Öncesinde üç farklı belde belediyesinden oluşan bir bölgeydi. Beylikdüzü’nün beş farklı plan bölgesi var Sayın Başkan. Burası, Beylikdüzü ile olan alakamın anlaşılması açısından kıymetli. Çünkü bazı tanık ifadelerinde "birisine emanet edilmesi" gibi hususlar var.
17 YIL HİZMET ETTİM
Bunların açıklanması adına bu husus önemli: Bu beş plan bölgesinden dört tanesinin aynı zamanda plan mühendisiyim Sayın Başkan. Beş plan bölgesi var, dördünün plan mühendisiyim. Şahsıma "Beylikdüzü'nün planlarını yapan meslek insanı" payesi versem emin olun abartmış olmam; çünkü 29 yıllık meslek hayatımın 28 yılını Beylikdüzü'ne adadım. Beylikdüzü'nü sadece görev yaptığım bir yer olarak görmedim; emek verdiğim, büyüttüğüm ve gelişimini izlediğim bir evladım olarak gördüm. 1998-2014 yılları arasında, 17 yıl boyunca kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü planlama faaliyetlerinde bulunduk. Dört farklı belediye başkanıyla, üç farklı siyasi partinin belediye başkanlarıyla çalıştım. 2014-2019 yılları arasında Sayın İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanı olunca —ki o dönemde 2014 yılında yönetimi değişen tek ilçe belediyesiydi— kendisinin belediye başkan danışmanlığını yaptım. Aslında belediyelerin partisi olmaz; bizim anlayışımızda belediye başkanı olduktan sonra siyasi parti rozetini çıkarır, yakanıza Türk bayrağını takar ve o bayrağa hizmet edersiniz.
2019-2025 yılları arasında da belediye başkanlığı görevini yürüttüm. 2019 yılında İstanbul’un ilçelerinde ilk kez bir şehir plancısı belediye başkanı olarak görev yapacaktı; bunun sorumluluğunu da taşıyordum. Üstelik kendi planladığı kenti yöneten başka bir belediye başkanı var mıdır, bilmiyorum; bilmediğim için yorum yapamayacağım. Ama ben bir taraftan da kendi planladığımız kenti yönetmenin onurunu yaşayacaktım.
Sayın Başkan, bir şehir plancısına "Hayaliniz nedir?" diye sorsanız —ki benden önce savunma yapan Resul Başkan da meslektaşımız, arkadaşımızdır— emin olun bir kenti yönetmeyi arzu eder. Tabii bu mahkemelerden sonra aynı şeyi söylerler mi, ondan tam emin olamıyorum. Ben, uzun yıllardır planlama faaliyeti yürüttüğüm bir kenti yönetecek olmanın onurunu yaşadım.
Hayalimi yaşarken, yapmak istediklerime adım adım ilerlerken ve Beylikdüzü'nü hayalini kurduğum şehir yaşamına doğru götürmeye çalışırken, sürecin bu şekilde sekteye uğramasından elbette üzgünüm. Ancak bunda da vardır bir hayır diyorum. 2024 yerel seçimlerinde, hem 2014’ten bugüne Beylikdüzü’ne yapmış olduklarımızın hem de 2019’dan sonra Sayın İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla halının altına süpürülen sorunların çözülmesinin karşılığı olarak tekrar aday oldum. En yakın rakibimize 42 bin oy fark atarak ikinci kez Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildim. Bir belediye başkanı sorunları uzaktan izlemez; kentin ihtiyaçlarını kavrayan, çözüm üretmekten kaçmayan, laf değil icraat ortaya koyan ve geleceği planlayan bir kamu aktörü olmak zorundadır.
İMAMOĞLU İLE TANIŞIKLIK
Şimdi burada bir parantez daha açmak istiyorum. Sayın İmamoğlu’yla tanışıklığımıza gelecek olursak, bu konuda da mahkeme heyetini bilgilendirmek isterim. Sayın İmamoğlu’yla 2005 yılında, kendisinin ortağı olduğu bir arsa vesilesiyle tanıştık. Beylikdüzü’nün çok değerli bir lokasyonunda, İmamoğlu İnşaat’ın da ortağı olduğu bir arsanın planlama hizmetini verdik, danışmanlık yaptık. Yanlış hatırlamıyorsam dört ortaktılar. O dönemde bu hizmetin bir karşılığı olur ve siz bu bedeli dört ortağa bölersiniz. O dönemde sadece İmamoğlu İnşaat’tan ödememi alabilmiştim, diğer ortaklar herhangi bir ödeme yapmamışlardı. 2009'da İmamoğlu ilçe başkanlığına aday olunca sevindim. Projelerini dinledim başkan adayı olduğunda danışmanım olur musun dedi kabul ettim.
SUÇLAMALARA CEVAPLAR
Mahkeme heyetinize evraklarda da sundum; size bir meclis kararından bahsedeceğim. 04.04.2016 tarihinde almış olduğumuz meclis kararı... Bu karar; kamu parsellerinin hisselendirilmiş alanlarının malikleri tarafından yazılı olarak hibe edilme taleplerini kabul etme hususunda belediye başkanına yetki verilmesine ilişkindir. 5393 sayılı yasada bu husus zaten var ama bizim bunu meclis kararı alarak alenileştirmemizin bir gerekçesi vardı. Çünkü Beylikdüzü bölgesinde, bilhassa belde belediyesi olduğu dönemlerde, maalesef kamunun eline geçmesi gereken bu alanlar bazı çıkar gruplarına tapu edilir, kişisel zenginleşme unsuru olarak kullanılırdı. Biz 2014’ten bugüne —son veriyi söylüyorum Sayın Başkanım— 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan ürettik. 1 milyon 150 bin metrekare... Keşke bu alanların 50 bin metrekaresi Şişli’de olsaydı; yani ekonomik değeri açısından söylüyorum, Beylikdüzü Belediyesine kazandırdığımız ekonomik değer 57,2 milyar TL’dir Sayın Başkan. 57,2 milyar TL... 81 bin metrekare sağlık alanı, 44 bin metrekare eğitim alanı, dini tesis alanı, sosyal ve kültürel alanlar... Tek tek saymayacağım ama diğer kamu kurumlarının üzerindeki yükü de aldık. Ne kadarlık bir yük aldık? 7,3 milyar TL’lik yük aldık. Çünkü bizden önce yapılan yanlış uygulamalardan dolayı Beylikdüzü Belediyesi o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki Sayın Başkan, milyonlarca lira para ödedik. Vatandaş da haklıydı; çünkü belediye, vatandaşın yerini kamulaştırmadan veya herhangi bir uygulama yapmadan oraya bir yapı yapmış, daha sonra vatandaş kamulaştırmasız el atma kararıyla bunu sizden rücu ediyor.
"BENİM VİCDANIM ÇOK RAHAT"
Benim bütün siyasi ve idari hayatımın özeti budur Sayın Başkan: Daha fazla kamu alanı, daha fazla park alanı, daha fazla sosyal donatı alanı ve daha yaşanabilir bir kent inşa etmek. Bugün burada yalnızca yargılanan bir kişi olarak değil; Beylikdüzü’ne yaklaşık 30 yıldır hizmet etmiş, bu 30 yılın 6 yılında da belediye başkanlığı yapmış bir belediye başkanı olarak bulunuyorum ve vicdanım çok rahat. 2014’ten bugüne attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı vardır. Bir belediye başkanının en büyük hesabı yalnızca mahkemelere değil, halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Benim vicdanım çok rahattır. 2014 öncesi Beylikdüzü ile 2014 sonrası Beylikdüzü arasındaki fotoğraf, emin olun bunun net göstergesidir. 2014 öncesinde Beylikdüzü; kopuk, kendi ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan, ranta kurban edilmeye hazır bir kent iken biz herkes için daha yaşanabilir, sürdürülebilir bir kent inşası için çok çaba sarf ettik.
"Ranta kurban edilmeye hazır" cümlesini niye kurdum Sayın Başkan? Şunun için: Beylikdüzü bölgesini mutlaka bilirsiniz; Büyükçekmece’ye doğru giderken sağ tarafı Esenyurt, sol tarafı Beylikdüzü’dür. Esenyurt "kent suçları açık hava müzesi" gibidir; bakın, Esenyurt kent suçları açık hava müzesi gibi...
Beylikdüzü ise insanların huzurla yaşadığı bir şehre dönüşmüştür ve bu dönüşüm devam etmektedir. Sadece kentsel mekanları değil, aynı zamanda kentsel hayatı da dönüştürdük. Ne yaptıysak çocuklar için, gençler için, kadınlar için yaptık ve emin olun Sayın Başkan, bunu gururla söylüyorum: Söz verdiğimizden daha fazlasını hayata geçirdik.
EYLEM EYLEM SAVUNMA VERDİ
Savunmamı polemik yapmak için değil, asla değil; gerçeğin ortaya çıkması için yapacağım. Eylemlere ve isnatlara ilişkin bütün savunmamı tek tek ortaya koyacağım. Şimdi müsaadeniz olursa "Eylem 1"den başlayacağım. Sayın Başkan, iddianamede başlangıç eylemi olduğu için biraz teferruatlı anlatacağım, kusuruma bakmayın. Uzatıyorsam da özür dilerim ama herhalde bugünü ben kapatacağım gibi geliyor; ben 10, 11, 12 nolu eylemlere kadar giderim Sayın Başkanım. Ara vermeseniz de bitirelim, önemli değil; ben anlatmaya devam ederim. Bu olaya ilişkin olarak, ilk olarak Uğur Güngör’ün 10 Ağustos 2020 tarihinde suç ihbarıyla başlayan yargısal süreci, iddia makamı tarafından —çok üzülerek söylüyorum ama— göz ardı edilmiştir. Buna dikkat çekmek istiyorum. Süreç oldukça uzun ve kapsamlı olmakla birlikte, kısaca söylemem gerekirse; hakkımda daha önce Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir takipsizlik kararı vardır. Sonrasında devam eden; değişen ve çelişen ifadeler de göz ardı edilmiştir. Söz konusu iddia Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmuş, incelenmiş ve takipsizlik kararı verilmiştir. İlgilisi tarafından bu karara itiraz edilmiş; Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi itirazı reddederek takipsizlik kararını kesinleştirmiştir.
İTİRAFÇI KENDİSİYLE ÇELİŞİYOR
Uğur Güngör her ifadesinde bir önceki beyanını değiştirmiştir Sayın Başkanım. Bakın; 10 Ağustos 2020 tarihinde ilk önce Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet ediyor bizi. Sonra Bakırköy "yetkimde değil" diyerek dosyayı gönderiyor. Bunlar belki iddianamede olmayabilir ama evraklar arasında avukatlarımız sundu. 10 Ağustos 2020 tarihindeki suç duyurusunda bulunduğu ilk ifadesinde, "Rüşvet tutarı olarak 13 daire verdim" diye beyan ediyor. Sonra Bakırköy yetkisizlik verip dosyayı Büyükçekmece’ye gönderince, iki ay sonra orada tekrar ifade veriyor ama o iki aylık sürede bir şeyleri hatırlıyor: İkinci ifadesinde bu sefer "İki daire parası artı 13 daire verdim" diyor. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki soruşturma da bu beyan üzerinden başlıyor ve önceki çelişkiyi göz ardı ediyor. Belki doğru da yapıyorlar; neticede bir iddia var, araştıracaklar.
ÇELİŞEN İFADELER
19 Mart 2024 tarihinde bir ifade daha veriyor Sayın Başkan; yani ilk ifadesinden 43 ay sonra. Bu sefer "15 daire" diyor. Yani önce 13 daire, sonra 2 daire parası artı 13 daire, 43 ay sonra da 15 daire... 21 Ekim 2024’te —ilk ifadesinden 50 ay sonra— tanık sıfatıyla verdiği ifadede, yedi ayda başka şeyler de hatırlıyor; bu sefer rüşvet tutarı "15 milyon" oluyor. 15 daire gitti, 15 milyon geldi. Sonra 5 Ağustos 2025 tarihinde vekili aracılığıyla beyan veriyor; 60 ay sonra bu sefer tekrar "13 daire artı 2 daire parasına" dönüyor rüşvet tutarı. Sayın Başkan; aynı zaman diliminde gerçekleştiği iddia edilen bir vakayı farklı kişiler anlatsa anlayacağım da, aynı kişi tarafından bu kadar bambaşka anlatılmasını ve iddia makamının dikkate almadığı bu çelişkileri mahkeme heyetinizin dikkatine sunuyorum. Farklı zaman dilimlerinde farklı tutarlar söylenmiş; resmi evraklar incelendiğinde anlattıklarımın doğruluğu ortaya çıkacaktır. Yani Uğur Güngör’ün ifadelerine baktığınızda —bu ifadeleri ben değil, savcılık makamı aldı— bu anlattıklarımın harfiyen doğru olduğu görülecektir."
Çalık, iddianamede rüşvet olarak aldıkları ileri sürülen 13 dairenin 4'ünün inşaat firmasına geri verildiğinin söylenmesine değinerek, "Bu hayatın olağan akışıyla örtüşmüyor" dedi. Uğur Güngör'ün proje onayı için kendisine baskı yaptığını ve görüşmeye geldiğinde bağırdığını belirten Çalık, "Hayatımda ilk defa birini odamdan çıkarttım. Gül İnşaat'ın sahipleri bu olaya şahittir ama şahitlik yaparlar mı bilemem" diye konuştu.
Uğur Güngör'ün iddialarına ilişkin Çalık, "Hem tekrar yargılanmam hem de bu olaya bağlı tutuklanmam haksızdır, ölçüsüzdür. Meseleye asla şahsileştirmek istemem. Bugüne kadar ortaya koymuş olduğu onu yukarıda tanık konumundan sanık konumuna sokmuştur. İddianamenin tek doğru tarafı budur" dedi. Mahkeme Başkanı duruşmaya ara verdi.
12.00 | EMRAH ŞAHAN'IN AVUKATLARI KONUŞTU
Resul Emrah Şahan'ın avukatı Doğa Şanlıoğlu, müşteki olarak ifade veren isimlerin daha sonra tanık olduğunu, bu sebeple ifadelerinin delil sayılamayacağını belirtti. Müvekkilinin zenginleşmeden mütevazı bir hayat sürdürdüğünü, isnat edilen suçların etkin pişmanlık ifadelerine dayandığını ve somut delilden yoksun olduğunu belirterek tahliyesini talep etti. Mahkeme, Şanlıoğlu'nun savunmasının ardından duruşmaya öğle arası verdi.
Şahan'ın avukatı Doğa Şanlıoğlu'nun savunması:
"Tek bir müdafaa savunması yapacağız ve bu sayede usul ekonomisi ilkesine uygun davranmaya gayret göstereceğiz. İlk bölümde, usule ilişkin genel değerlendirmelerimizi ve dosyanın bugüne kadarki sürecine dair görüşlerimizi arz edeceğiz. Bu kapsamda özellikle yargılama sürecinin genel işleyişini —tabii bunları ifade ederken heyetinizi tenzih ederek, şerh düşmek adına belirtiyorum— ve müvekkilimin ilk gözaltına alınmasına dayanak teşkil eden, "kent uzlaşısı" dosyası sonrası serbest kaldığı bu dosya bakımından kamuoyunda oluşan "12 Eylül'deki yedek tutuklama" algısının nasıl meydana geldiğini kronolojik bir şekilde ortaya koymak isterim. İkinci bölümde ise, iddia konusu edilen "8+1+1" neden olduğunu ifade edeceğim; toplamda 9 eyleme ilişkin açıklamalarımızı sayın heyetin takdirine sunacağız. İzninizle geçiyorum, teşekkür ederim.
İlk olarak; soruşturmanın başından iddianamenin düzenlenmesine kadar yapılan tüm iş ve işlemler, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine aykırı olarak yapılmış ve soruşturma anayasal hakların ihlali suretiyle gerçekleştirilmiştir. Temel ilkelerden hareket edelim efendim: Bu soruşturmanın başından itibaren dosyaya erişim hakkımız kısıtlanmış, soruşturma yaygın tabirle gizli olarak yürütülmüştür. Ancak iddianame 11 Kasım 2025 tarihinde Sayın Mahkemenize sunulduğunda, henüz mahkemenizce kabul değerlendirilmesi yapılmadan, dolayısıyla gizlilik devam ederken bir basın toplantısıyla bu iddianame gazetecilere dağıtılmıştır. Biz müdafiler, süreç boyunca müvekkilimizin ifadesi dışında hiçbir belgeye erişemezken; gerçek olup olmadığı belli olmayan ifadeler —ki burada müvekkilin ailesine dair sorular soruluyor ama cevap veremiyoruz—, arama ve el koyma tutanakları ile iddianamedeki iddialar televizyon kanallarında ve internet sitelerinde yayınlanmıştır. Bu nedenle hukuka aykırı bir soruşturma yürütüldüğü kanaatindeyiz. Tatbik edilen yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin tamamı anayasaya, özellikle de "ölçülülük" ilkesine aykırıdır.
Müvekkil, Şişli Belediye Başkanı sıfatıyla davet üzerine gelebilecekken —ki samimi ifadesinde "bir kilometre mesafedeyiz" diyerek bunu çokça belirtti—, maalesef "şafak baskını" ile evinden alınmasının hiçbir hukuki meşruiyeti olmadığı kanaatindeyiz. Hakkında verilen tutuklama kararları, itiraz üzerine verilen ret kararları ve tutukluluğun devamı kararları bakımından Anayasamızın 19. maddesi ile CMK’nın 101. maddesine aykırılık aşikardır. Zira 107 kişinin tutukluluğunun devamına ilişkin karar yalnızca iki sayfadan ibaret olup; bu iki sayfada CMK 101/2’de yer alan kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını, tedbirin ölçülü olduğunu ve adli kontrolün yetersiz kalacağını gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilmesi maalesef söz konusu değildir. Bundan sonraki tutukluluk incelemelerinde böyle olmayacağına inancım tamdır. İfadeleri dinlemek istediğinizi anlayabiliyorum ancak bunu da şerh düşmek için belirttim.
İkinci olarak; böyle bir soruşturma sonucunda hazırlanan eldeki iddianame, sağlıklı bir yargılamaya elverişli değildir. İddianamenin iç tutarlılığı ile bir iddianameden beklenen asgari dil ve hukuki temellendirme bu metinde bulunmamaktadır. Şu an hepimizde iki farklı iddianame var: Birisi savcılık tarafından basına sızdırılan, diğeri ise imzalı olarak dosyada bulunan metin. Bu iki metin aynı değil efendim, sayfa sayıları bile farklı. Aynı iddianamede müvekkilin örgüt yöneticisi olarak zikredildiği ve TCK 220/5 uyarınca sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülen fiiller var; ancak hem giriş hem sonuç bölümünde "üye" sıfatıyla cezalandırılması istenmekte. 13 eylemin tamamında durum böyledir. Bazı eylemlerde şüpheli listesinde adı geçen ve somut fiil isnat edilen kişiler hakkında sonuç bölümünde cezalandırma talebi yoktur; Eylem 13’teki sanık Erol Özgüner buna bir örnektir. İddianamenin değerlendirme kısmındaki bilgiler ile olaya ilişkin izahlar arasında taban tabana zıtlıklar mevcuttur. Örneğin Eylem 44’te müvekkil rüşvet iddiasıyla müşteki anlatımları üzerinden suçlanmakta, ancak müşteki beyanlarında iddianın doğru olmadığını belirtmektedir. İddianame, birebir aynı olayın bir eylemde "irtikap", diğer eylemde "rüşvet" olarak nitelendirilmesi gibi izahı zor çelişkiler barındırıyor. Örgüt suçunun unsurlarını uzun uzun anlatan iddianamede, rüşvet ve irtikap suçlarının unsurlarına dair hiçbir izah yapılmamıştır. Suç vasıflandırmalarında keyfi tercihler yapıldığı hissine kapılıyoruz. Etkin pişmanlık uygulamasına ilişkin hukuki izahlarda da hatalar mevcut. İsnat edilen suçlar rüşvet ve irtikap gibi "görev suçları" olmasına rağmen, hiçbir iddiada sanıkların görev tanımları araştırılmamıştır. Bunun yanında, görev suçlarında kamu görevlisi olmayan sanıklar dahi "fail" sıfatıyla sorumlu tutulmuştur. Oysa TCK 40. maddesi çok açıktır: Özgü suçlarda, fail olma vasfına sahip olmayan kişiler o suçun faili olamazlar. Özel şirket yetkilisi veya kamu görevlisi olmayan kişiler irtikap suçunun faili olamazlar; ama iddianamede bu yapılmış."
11.00 | İLKİZ'DEN ŞAHAN'A SORULAR
Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Fikret İlkiz, Şahan'a sorular yöneltti.
Avukat Fikret İlkiz: Zor bir yerden sormayacağım. Siz, gözaltı tarihinizi unutmadığınızı biliyorum. 19 Mart tarihinde gözaltına alındığınızı ve 23 Mart 2020 tarihinde hakkınızda bir tutuklama kararı verildiğini ifade etmiştiniz. Bu tutuklama kararıyla ilgili olarak soruyorum: Hakkınızda tutuklama kararı veren Sulh Ceza Yargıçlığı yanına çıktığınızda tek başınıza mıydınız, yoksa yanınızda örneğin Ekrem İmamoğlu var mıydı?
Emrah Şahan: Tek başınaydım.
Avukat Fikret İlkiz: Tek başınıza çıktığınız o duruşmada, sonuçta hakkınızda tutuklama kararı verilince altını imzaladınız. Ayrıca duruşma sırasında yanınızda avukatınız da vardı ve kararın bir örneği size verildi, değil mi? Dava dosyasındaki 9 sayfalık tutuklama kararı var. Bunu da unutmadığınızı, üzerindeki saatin 11:40 olduğunu ve 23.03.2025 tarihinde bu tutuklama kararının verildiğini biliyorum. Dava dosyasında bulunan 10. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2025/348 sorgu sayılı ve Hâkim Songül Özdemir Aydoğdu imzalı 9 sayfalık bu tutuklama kararını size verdiler, değil mi? Öyle hatırlıyorum. Şimdi, bu tutuklama kararında özellikle dört şüpheli var: Ekrem İmamoğlu, Mahir Polat, Mehmet Ali Çalışkan ve siz, yani Resul Emrah Şahan. Bu tutanak böyle düzenlenmiş ya da bu şekilde kesilip kopyala-yapıştır yöntemiyle oluşturulduğuna göre; sizin ifadenize göre sorguda tek başınaydınız ve yanınızda sadece avukatınız vardı. Ama daha sonra, 9 sayfadan oluşan, kesilip yapıştırılmış ve dava dosyasındaki orijinalinde, üzerinde sizin ve vekilinizin imzası olan bu tutanağı mı verdiler size?
Emrah Şahan: Evet.
Avukat Fikret İlkiz: Çok teşekkür ederim.
10.45 | ŞAHAN'IN AVUKATLARI SAVUNMAYA BAŞLADI
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın avukatı savunma yaptı.
Şahan'ın avukatı Doğa Şanlıoğlu'nun savunmasının bir kısmı şöyle:
"İddianame; toplam 143 eylem ve 402 sanık hakkında açılmış bir "örgüt soruşturması" üzerine inşa edilmiştir. Yapacağımız izahlar ortada bir örgüt olmadığını ortaya koyacaktır. Ancak yanıtlanması gereken soru şudur: Soruşturma makamı da ortada bir örgüt olmadığını bilmesine rağmen neden böyle bir kurgu düzenlemiştir? Birbirine benzemeyen bu kadar iddiayı ve sanığı tek çatı altında toplayarak adil bir hükme varmak mümkün değildir. Müvekkil bakımından iddianameye objektif bir göz atmak bile bu durumu ortaya koyacaktır. Sayın Başkanım; müvekkil, iddianamenin hem girişinde hem sonunda "özel vasıflı üye" olarak nitelendirilmektedir. İddianame, bu kavramın Yargıtay içtihatlarıyla belirlendiğini ileri sürse de tek bir içtihat göstermemektedir. Bu nitelendirmenin dayanağını araştırdığımda; bunun mülga Ceza Kanunu'nun 168. maddesinde (bugünkü TCK 314. maddeye tekabül eden) yer alan bir ifade olduğunu tespit ettim. Bu madde, devlete karşı işlenen "silahlı örgüt" suçlarını (darbe suçları vb.) düzenlemektedir. Oradaki ifadeyle "hususi bir vazifeye haiz olanlar" cezalandırılmaktadır. Dolayısıyla "özel vasıflı üye" kavramı, tarihsel ve hukuki bağlamı itibarıyla silahlı örgütlere özgü bir kavramdır. Bu nedenle iddianamedeki bu nitelendirmeyi reddediyor ve şerh düşüyoruz."
İmamoğlu Buğra Gökçe'ye sarıldı
Tutuklu İPA Başkanı Buğra Gökce'nin bugün doğum günü olduğu öğrenildi. İzleyici kısmından Gökce'nin doğum günü kutlandı. Bunun üzerine de İmamoğlu, Gökce'ye sarıldı. İmamoğlu, "Hepiniz adına sarılıyorum" dedi
MURAT ÇALIK'IN SAVUNMA YAPMASI BEKLENİYOR
İki kez kanser hastalığı atlatan, cezaevinde 20 kilo kaybettiği için doktor reçetesi ile ek gıda takviyesi alan Beylikdüzü Belediye Mehmet Murat Çalık'ın bugün savunma yapması bekleniyor.
Duruşma Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın çapraz sorgusu ve avukat beyanlarıyla başlayacak.
ÇALIK'IN AİLESİ GELDİ
Bugün savunma yapması beklenen Mehmet Murat Çalık'ın annesi Gülseren Çalık, Silivri'ye geldi. Anne Çalık'ın mahkeme kapısı önünde beklediği görüldü.
DÜN YAŞANANLAR
9’uncu celsede ilk olarak sanıklardan Altan Ertürk ve avukatlarının savunmaları dinlendi. Günün ilerleyen saatlerinde kürsüye çıkan Resul Emrah Şahan, hakkındaki suçlamaların siyasi olduğunu savundu. Şahan, gözaltı sürecini eleştirdi, Kent Uzlaşısı dosyasına, Şişli’de yürüttüklerini söylediği belediye çalışmalarına ve imar dosyalarına ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu. Savunmasında özellikle Torunlar Center, Marmara Üniversitesi Nişantaşı Kampüsü, yılbaşı süslemeleri iddiaları ve belediyeye yönelik ‘rant’ suçlamaları üzerinde durdu.
Duruşmanın sonunda Ekrem İmamoğlu söz alarak Şahan’a, görev yaptığı dönemde kendisinden usulsüz, hukuksuz ya da menfaat odaklı herhangi bir talep gelip gelmediğini sordu. Şahan bu sorulara “hayır” yanıtını verdi. İmamoğlu ayrıca belediye meclis üyeleri ve iş yönlendirme iddialarına da değindi; mahkemeye de sürecin siyasetten arındırılması çağrısında bulundu. Mahkeme heyeti, celseyi tamamlayarak duruşmayı bugün devam etmek üzere erteledi.
Beyoğlu Belediyesi hakkında yazılan iddianamenin kabul edildiği, ancak birleştirme talebine ilişkin kararın daha sonra verileceği belirtildi.

