8 bin liran varsa randevu al, yoksa 4 ay sıra bekle!..
Nükhet Hotar’ın ardından "atanmış rektör" Bayram Yılmaz döneminde de Dokuz Eylül Üniversitesi’nde skandalların ardı arkası kesilmiyor. Sağlık emekçileri, hastanenin bir ticarethaneye dönüştürüldüğünü, nükleer sızıntı yaşanan binanın halk sağlığı hiçe sayılarak açıldığını ve mobbingin "yönetim biçimi" haline geldiğini anlatıyor...
DEÜ Hastanesi’nde skandallar bitmiyor: 8 bin liran varsa randevu al, yoksa 4 ay sıra bekle!
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Hastanesi’nde yıllardır süregelen yolsuzluk, usulsüzlük ve baskı iklimi, yönetim değişse de hız kesmeden devam ediyor.
Eski rektör Nükhet Hotar’ın ardından göreve gelen Bayram Yılmaz’ın kağıt üzerinde “başarılı” görünen karnesine rağmen, hastane içerisinden gelen bilgiler durumun vehametini ortaya koyuyor.
Sağlık emekçilerinin aktardığına göre; hastane yönetimi bir yandan kurumun imkânlarını siyasi ve kişisel rant kapısına dönüştürürken, diğer yandan işçi sağlığını ve halkın nitelikli sağlık hakkını gasp ediyor.
2026 yılının ilk üç ayında DEÜ Hastanesi’nden yaşananlara gelin yakından bakalım.
8 bin liraya çevrimiçi randevu
Hastanede en dikkat çeken iddiaların başında, yönetim kadrosundaki bazı isimlerin hastane imkanlarını şahsi işletmesi gibi kullanması geliyor.
Sağlık emekçileri, rektörlükte de görevi bulunan bazı profesörlerin siyasi kimliklerini açıkça kullanarak hastane kaynaklarını kullandığını belirtiyor.
İddiaya göre, çevrimiçi randevu sistemi üzerinden 8 bin lira gibi fahiş ücretlerle hasta kabul edilirken, yoksul halkın sağlık hizmetine ulaşması imkansız hale getiriliyor.
Ticarethane zihniyeti radyoloji servisinde de kendisini gösteriyor. Sabah 07.30’da açılan e-randevu sisteminde saniyeler içinde tükenen "bedava" randevuların aksine, "ücretli" randevu alındığında Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR), ultrason ve Bilgisayarlı Tomografi (BT) gibi işlemler anında yapılıyor. Bu ücreti ödeyemeyen yurttaşlar ise 4 ayı bulan randevu kuyruklarına mahkum ediliyor.
Nükleer sızıntı yaşanan binada 'aritmi' şovu
DEÜ Hastanesi’nde daha önce yaşanan ve işçilerin tedbirsiz şekilde temizliğe zorlandığı "nükleer sızıntı" skandalı hafızalardaki tazeliğini korurken, yönetimden skandal bir hamle daha geldi.
Sızıntı nedeniyle kapatılan GETAT binası, çalışan sağlığı hiçe sayılarak "Aritmi Bölümü" olarak yeniden açıldı. Konuya dair bir önlem alınıp alınmadığı resmi bir açıklama yapılmadığı için bilinmemekte.
Emekçiler, "Büyük bir icraat gibi pazarlanan bu durum, hem çalışanlar hem de hastalar için açık bir sağlık tehdididir" diyerek uyarıyor.
Deprem riski ve ilkel taşıma yöntemleri
Başhekimliğin halk sağlığını tehdit eden uygulamalarda "onay mercii" gibi çalıştığı hastanede, deprem dayanıklılığı olmadığı bilinen yataklı onkoloji servisi hala faaliyette.
Kanser hastalarının, yağmur ve soğuk altında, korunaklı olmayan sedyelerle binalar arası taşınması ise "sağlıkta devrim" iddialarının gerçek yüzünü resmediyor.
Yönetimin silahı: Mobbing ve ötekileştirme
Hastanede liyakatın yerini baskı ve sürgün politikaları almış durumda.
Başhekim ve Başmüdürlüğün, birim sorumluları aracılığıyla çalışanlara sistematik mobbing uyguladığı iddia ediliyor. Yer değişiklikleri ve baskılarla ilgili şikayetçi olan emekçilere ise yönetimin cevabı "haberimiz yok" oluyor, böylece emekçiler birim sorumlularıyla karşı karşıya bırakılıyorlar.
Özellikle engelli çalışanlara yönelik ayrımcı ve ötekileştirici tutumların idare tarafından görmezden gelindiği, çalışma barışının tamamen yok edildiği vurgulanıyor.
Çürüyen sağlık sistemi içinde lime lime edilen bir üniversite hastanesi
Daha önce acil servisin kapanma noktasına gelmesi, yolsuzlukların Sayıştay raporlarına yansıması ve usulsüz ihalelerle gündeme gelen DEÜ Hastanesi, gelinen noktada kamusal bir sağlık kurumu olmaktan uzaklaşmış durumda.
Hastanede çalışan sağlık emekçileri, bu karanlık tabloya karşı mücadelenin devam edeceğini belirterek, Dokuz Eylül’ün yandaşların ve piyasacıların değil, halkın ve sağlık emekçilerinin olduğunu hatırlatıyor, Dokuz Eylül’ü elbet bir gün geri alacaklarını ilan ediyorlar.

