'Sorsak herkes Müslüman ama kimse kul hakkı yemekten çekinmiyor...'

İBB davasında 19. gün… İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in savunmasıyla sona eren 18. günün ardından duruşma bugün avukatlarının beyanlarıyla devam edecek. Duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan savunma yapıyor...

İBB davasında 19. gün | İmamoğlu'nun danışmanı Özkan: Sağlık kontrolü deyip başka cezaevine götürdüler

Beyoğlu dosyasının ana dava ile birleştirilmesiyle birlikte tutuklu sayısı 92’ye, toplam sanık sayısı ise 414’e çıkan İBB davası, bugün 19. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki duruşma salonunda görülmeye devam edecek.

İBB Davası'nın 19. günü, Melih Geçek'in hakim, savcı sorgusu ve avukat savunmasıyla başlayacak. Ardından Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan'ın savunmasına geçilecek.

Davanın 18. gününde, veri sızıntısı iddialarına ilişkin savunma yapan sanıklar yöneltilen suçlamaları reddetti. İBB iştiraki İSTTELKOM’un Genel Müdürü Melih Geçek ise mahkemedeki beyanında, soruşturma ve gözaltı sürecine dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Geçek, gözaltı sırasında polislerin birbirlerine görüntü kaydı alınması yönünde talimat verdiğini ifade etti.

İMAMOĞLU’NDAN MELİH GEÇEK'E SORULAR

Duruşma başladı. CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İSTTELKOM Genel Müdürü Melih Geçek'e soru sordu.

Ekrem İmamoğlu’nun “Benim size herhangi bir baskım ya da telkinim oldu mu, gördünüz mü, duydunuz mu?” sorusuna Melih Geçek şöyle yanıt verdi:

“Asla duymadım. Hatta siz, ‘Kimse bana ne olacağım diye gelmesin’ demiştiniz. Benim sizinle tek temasım, fotoğraf çekilip ‘hayırlı olsun’ dediğim görüşmeydi, o kadar.”

İmamoğlu’nun “Peki İstanbul’la ilgili zihninde herhangi bir tereddüt ya da karanlık bir nokta oluştu mu?” sorusuna ise Melih Geçek “Oluşsaydı size söylerdim. Sonuçta güzel bir logo ortaya çıktı. Üstelik bizim yazılımla ilgili tüm güvenlik önlemlerini aldık” diye yanıt verdi.

İmamoğlu, Geçek'e "İddianamenin starı Hüseyin Gün'le toplantı dışında bir münasabetin oldu mu?" diye sordu.

Geçek, "Biz kendisine notumuzu vermiştik. Kendisine kartvizitimi bile vermedim" yanıtını verdi. Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan ise, eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner'in ifadesinde "Necati Özkan İstanbul Senin'in reklam işleri yapardı" dediğini hatırlattı. Bunun üzerine Geçek, "Erol öyle ifadeler kullanmış ki, alın çürütün demiş bize" ifadelerini kullandı.

"TUTUKLULUK VARSA, HAKLININ ACELESİ VARDIR"

Geçek'in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu'nun savunması başladı. Avukat Koçoğlu, babasının Balyoz Kumpası'nda tutuklanıp 1,5 yıl hapis yatan bir isim olduğunu ve daha sonrasında beraat ettiğini, 2022 yılında da tazminat aldıklarını belirterek söze başladı. Koçoğlu, "Haklının acelesi yok derler. Tutukluluk varsa, haklının acelesi vardır. Sizden adalet bekliyoruz" açıklamasında bulundu.

Avukat Koçoğlu, savcılık makamının soruşturma aşamasında avukatların işini zorlaştırdığını ancak yargılama aşamasında daha da ileri gittiğini söyledi. Dosyadaki dijitallerin savcılıkta olduğunu ifade eden Koçoğlu, "Savcı neyi verdi, neyi vermedi bilmiyoruz. Dosyada eksik evrak olmadığı ne malum? Belki de şu an hukuka aykırı delillerle yargılanıyoruz. Benden hukuki savunma yapmamı istiyorsunuz ama savcılık makamı bana delilleri vermiyor. Nasıl yapacağım?" dedi.

NECATİ ÖZKAN'DAN DİKKAT ÇEKEN SORULAR

İmamoğlu'nun Geçek'e soru sormasının ardından Necati Özkan da Geçek'e soru yöneltti. Necati Özkan şöyle konuştu:

“2014'ten beri tanışıyoruz. 3 tane teknik soru sormak istiyorum. Öncelikle aslında Eylem 13'te 3 önemli konu var sayın başkanım. Bir tane tapeyle başlıyor Eylem 13, arkasından Hüseyin Gün geliyor. Bir de forward edilmiş (iletilmiş) e-mailler diyeceğimiz e-mailler geliyor. Şimdi tape şu ana kadar hiç konuşulmadı. Yani o tapede ne konuşuluyordu? Ne anlatılıyordu? Neden o tape orada var? Şu ana kadar kimse ona değinmedi. Muhtemelen bundan sonra belki bir değinir. O yüzden kimse değinmediği için de soruyu soramıyorum. Hüseyin Gün ile ilgili soracağım biraz sonra Melih Bey'e. Ama dün Melih Bey ifadesini verirken kimse dikkat etmedi ama benim dikkatimden kaçmadı; bir laf etti. Dedi ki: ‘Forward edilmiş e-mailler delil olamaz’ Bunda neyi kastediyorsunuz Melih Bey?”

Melih Geçek, Necati Özkan’ın sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Şimdi Başkanım, burada iddianamede görmüşsünüzdür mailler var. O maillerin eklerini ben dosyada göremedim. Bu haliyle forward edilmemişler de delil olamaz. Uzmanlık alanım kurumsal mail sistemleri olduğu için birçok bilirkişi raporunda da görüşlerimi ben bildirdim. Uluslararası davalarda da mailin delil olabilmesi için, orijinal dediğimiz; bütün hangi sunucudan geldiği, hangi sunucuya gittiği, kaç saniyede transfer edildiği, mailin orijinalinin bozulup bozulmadığının belgelenmiş olması lazım. Mailin orijinal dosyası ve bu bilgiler olmadan bir mail delil olamaz. Şimdi burada bir de forward edilmiş; forward edilmişi, iletirken bir satır eklersiniz 2 satır eklersiniz. Bunun bir delil niteliği yoktur. Ama maalesef bunlar içeriğini bilmiyorum, okumadım benle de alakalı değil ama uyarma gereği duydum. Bunların delil olma ihtimali yoktur.”

Necati Özkan daha sonra bir soru daha yöneltti: “Teşekkürler. Bunu şunun için sordum: Çünkü Eylem 13 ile ilgili biraz sonra, öğleden sonra herhalde sıra gelecek. Kendi meselemi anlatırken orada bir tane forward edilmiş (iletilmiş) e-mail var İsmet Koyun'dan gelen; orada ben CC konulmuşum. O yüzden bunu sormak istedim. İkinci sorum şu: Melih Bey, Naim Erol Özgüner'in ifadesinde şöyle bir laf geçiyor. Diyor ki Naim Erol Bey: ‘Melih Geçek'ten öğrendiğim kadarıyla Necati Özkan, İstanbul Senin'in ilk döneminde reklam işlerini yapardı.’ Böyle bir lafınız var mı? Varsa ne kastettiniz?”

Melih Geçek’in yanıtı şöyle oldu: “Böyle bir sözüm yok. Bunu bilme şansım da yok ama başkanım Erol'un ifadelerinde ilginç mayınlar var. Belki de Erol ifadesini alınca siz, biz çok şaşıracağız. Beklemediğimiz bir Erol çıkacak. Bazen öyle bilgiler vermiş ki 'alın bunları çürütün' demiş bize. Alın çürütün; benim ifademi çok çöp edin demiş. Bu da onlardan biri. Çünkü İstanbul Senin'in ilk döneminde kesinlikle reklam almadı. İkinci dönemde reklam olduğunu Kasım'da Erol'un davet ettiği bir toplantıda öğrendim. Yani İstanbul Senin olduğu günden bugüne kadar hiçbir reklam verilmemiş. Verilmemiş bir reklama Necati Özkan nasıl verecek? Ben bunu Erol'ara nasıl söyleyeceğim? Ya bu çok maddi olarak kanıtlanacak, teknolojik olarak kanıtlanacak bir şey. Ve ifadelerin birçoğu, yansıyan yansımayan birçoğu böyle mayınlarla dolu. Bunları Erol’un ifadesinde amacını öğreneceğiz.”

"BELKİ DE ŞU AN HUKUKA AYKIRI DELİLLERLE YARGILANIYORUZ"

Avukat Koçoğlu, savcılık makamının soruşturma aşamasında avukatların işini zorlaştırdığını ancak yargılama aşamasında daha da ileri gittiğini söyledi. Dosyadaki dijitallerin savcılıkta olduğunu ifade eden Koçoğlu, "Savcı neyi verdi, neyi vermedi bilmiyoruz. Dosyada eksik evrak olmadığı ne malum? Belki de şu an hukuka aykırı delillerle yargılanıyoruz. Benden hukuki savunma yapmamı istiyorsunuz ama savcılık makamı bana delilleri vermiyor. Nasıl yapacağım?" dedi.

AVUKAT ÇANTASINDAN PARA ÇIKARDI: KENDİNİZİ NASIL AKLAYACAKSINIZ?

Avukat Yiğit Gökçehan Koçoğlu, çantasından 4 balya para çıkararak savunmasına devam etti. Koçoğlu, “Dün 500 bin lira çektim. Bakın şimdi sizinle burada baz verdik. Ben 2 yıl sonra desem ki benim müvekkilim rüşvet karşılığı tahliye ettiler, nasıl kanıtlayacaksınız? Kendinizi nasıl aklayacaksınız? Sizinle bazım var burada. Bu insanlar işte bu yüzden yatıyor. Dosyada bu yapılıyor. Baz kaydıyla yargılıyorsunuz. Bir deli çıkıyor, ben para verdim diyor; ispatı yok. Nasıl aklayacaksınız? Aklayamazsınız. Bu insanlar aklayamadı, siz de aklayamazsınız. Bizim yargı sistemimiz bu yüzden ‘şüpheden savcı yararlanır’a döndü” diye konuştu.

Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu’nun savunması özetle şöyle:

"Biraz önce Sayın Savcı tarafından bir soru sorulmadı. Müvekkilim iddianamede 'özel vasfı haiz' diye gösteriliyor. Özel vasfı haiz birine soru sormuyorsanız bunun 2 anlamı vardır: Ya kurt kuzu yemeye karar vermiştir ya da savcı artık özel vasfı haiz olunmadığının farkındadır. Bunu en son mütalaada göreceğiz; ama özel vasfı haiz dediğiniz insana bile soru sormadığınız bir ortamda, iddianamenin arkasında nasıl durulduğunu çok merak ediyorum.

Sözlerime başlarken Mehmet Pehlivan kardeşimden çok kısa söz edeceğim. Bugün burada değil sanırım, hastaymış kendisi. Mehmet Pehlivan benim hem dostum hem kardeşim dediğim hem de müvekkilim olan bir şahıstır. Mevcut avukatlarından rol çalmayacağım, çok kısa anlatacağım; çünkü ben Mehmet’in bu dosyada müdafii değilim. Niye müdafi olamadığımı da bu arada sizlere anlatacağım. Ama Mehmet Pehlivan’ın yeri, geçen hafta hepimizin söylediği gibi o taraf değil, bu taraftır Sayın Başkanım. İddianamede avukatlık faaliyetinin bir suç unsuru olarak görüldüğünü pek çok yerde görüyoruz. Ancak bazı avukatların avukatlık faaliyetlerinin suç unsuru, bazı avukatlarınkinin ise muteber görüldüğünü fark ediyoruz. Mehmet bu eylemden yargılanıyor. Ben 2 insan için çok umutluydum, yalan söylemeyeceğim; Mehmet’ten daha çok umutluydum ama olmadı. Umarım ki 30 insanı tahliye edersiniz.

16. eylemin arama kararının saatini savcı elle yazmış; o kağıda inandım diyelim, peki ya el koyma kararının çıktığı saat? Onu görmek istiyorum; çünkü birazdan evrakını göstereceğim, orada tarih hatası var. Eğer düşündüğüm şey doğruysa, bu delil hukuka aykırı bir delildir. Ben bunu görmeden bugün nasıl savunma yapabilirim? Benden hukuki savunma yapmamı istiyorsunuz ama savcılık makamı delilleri vermiyor. Ne olacak şimdi? Ben savunmamı nasıl yapacağım? Bu sorun, bu yargılamaya özel değil.

"SIRF EKREM BEY İLE BAĞLANTILI DİYE BANA GÖSTERMİYORLAR"

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın son zamanlarda ne yazık ki takındığı bir tavırdır bu. Ekrem Bey gözaltına alındığında, ilk olarak 2 dosyanın ifadesi alındı. Biri "kent uzlaşısı" konusuydu; orada adli kontrol kararı verildi. Bir diğeri ise MASAK raporuyla ilgiliydi. MASAK raporu sebebiyle bir başka müvekkilim hakkında da soruşturma açıldı. Gözaltı işlemi yapıldı, ifademizi verdik. Savcıya gidip dosyayı görmek istedim, UYAP üzerinden inceleme talebi gönderdim. Rica etsem 1 numaralı görseli açar mısınız? Evet, görseldeki o yazı. Savcılık makamının bize yaklaşımını anlamanız gerekiyor ki şu an bu yargılamada ne yaşandığını göresiniz. Biraz büyütürseniz sevinirim çünkü ekranda tam gözükmüyor. Bakın ne yazıyor? "Talebini reddettim, tefrik kararı verilen dosyada kısıtlılık var." Şimdi bu usule uygun bir karar mı? Değil. Kısıtlama kararı veremeyeceği dosyayı, sırf Ekrem Bey ile bağlantılı diye bana göstermiyorlar. Benim orada bambaşka bir müvekkilim var ve dosyada kısıtlılık kararı yok; fakat bu sebeple dosyayı inceleyemiyorum. CMK 153 nerede? Bağlantılı dosya yüzünden inceleme yaptırılmayacağı nerede yazıyor? Böyle bir kural mı var? Hayır.

"EKREM BEY'İN BİR DİPLOMA DAVASI SÜRECİ VAR Kİ, BENCE DÜNYANIN EN MANTIKSIZ DAVASI"

Yine Ekrem Bey'in bir diploma davası süreci var ki, bence dünyanın en mantıksız davasıdır. Bakın Başkanım, o dosyada 45 kişi vardı ve biri benim müvekkilimdi. Müvekkilim Amerika'dan gelmiş, Türkiye'ye geçiş yapmış vesaire. 23 Nisan'da ifade verdik. Ben aynı akşam Adıyaman'a bir duruşmaya gittim, sonra döndüm. Döndüğümde ne olduğunu anlatayım: 28 Nisan'da dosyaya vekaletname sundum ama kaydımı yapmıyorlar. Katibe gidip "Kaydımı yapar mısın lütfen?" diyorum; bana "Savcı Bey'in talimatı var, dosyadaki ifadeler emniyetten gelince kayıt yapılacak" diyor. Yahu adamı dosyaya şüpheli olarak kaydetmişsiniz, müvekkilimden ifade almışsınız ama dosyayı bana göstermiyorsunuz. Soruyorum: TCK 204'e kısıtlılık kararı koyabilir misiniz? Koyamazsınız; ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu şekilde koyuyor. Aradan 1-2 ay geçiyor, gidiyorum; "Dosya emniyetten gelmedi" diyorlar. Ben ifade vermişim, dosyanın tarafıyım. Emniyete gidiyorum, emniyet ise "İfadeler devam ediyor ama biz sizin müvekkilin dosyasını 8-9 gün önce gönderdik" diyor. Elime üst yazıyı alıp savcılığa götürüyorum; kalem bana "Hepsi geldiğinde kayıt yapacağız" diyor. Ben dosyayı hâlâ göremiyorum. Dilekçe sunuyorum, "Dosyayı kalemde bir göreyim, raporda ne var bakayım" diyorum; "Hayır olmaz, Savcı Bey'in izni yok" deniliyor.

Sonra ben uçaktan indim Başkanım, üzerinden 20 gün geçmişti. Bir WhatsApp grubundan bana Ekrem Bey'in diploma davasının iddianamesi geldi. İddianameyi bir açtım; "Usul ekonomisi gözetilerek dosyanın ayrılarak davasının açılmasına, diğerlerinin devamına" deniliyor. Ekrem Bey'in davasını yangından mal kaçırır gibi açıyorlar ama benim müvekkilimin işlemleri bittiği halde davasını açmıyorlar, dosyayı orada bekletiyorlar. Dosyayı artık gösteriyorlar çünkü Ekrem Bey'in davasını açtılar ve dosya incelenebilir hale geldi. Şimdi bu usul ekonomisi mi, yoksa yargı tacizi mi? Ben ikincisini seçiyorum çünkü Ekrem Bey'in bir yargı tacizine uğradığını düşünüyorum. Kendisinin bir sürü davası var; Ekrem Bey şuradan merdivenlerden inmeden hakkında dava açıyorlar, soruşturma başlatıyorlar. Ben bu kadar hızlı çalışan bir yargı sistemi görmedim. Şu an 300'den fazla derdest ceza dosyam var, binlerce duruşmaya girdim; size yemin ederim duruşma arasında söyledikleri yüzünden soruşturmaya maruz kalan ilk kişiyi burada görüyorum.

GÖZALTINA ALINMASI SÜRECİ HAKKINDA:

Ben de bu arada 24 Nisan'da Adıyaman'da tüm Kıbrıslı aileler adına İsias Otel davasındaydım. Duruşma bitti. Uçağım ertesi gündü Başkanım. Bu arada ertesi gün de akşamına yurt dışı uçak biletim vardı benim. Üç erkek yurt dışına tatile gidiyorduk. Ben önce yurt dışı uçak biletimi iptal ettim. Sonra Adıyaman'dan Malatya'ya bakın taksiyle gittim ben. Fişi hala duruyor çünkü devletten tazminatını alacağım onun. Malatya'daki ilk uçakla geldim. Sabah ben ifadeye girdim. Ben muhatabım, Cahit Cihat Sarı'yı ilk kez orada gördüm. O güne kadar görmemiştim, çok muhatap olmak istedim. Beni böyle muhatap aldı kendisine. Tamam dedim. Bana dedi ki: "Avukatların gelmediyse senle bir 15 dakika sohbet edelim kardeşim." dedi. Avukatlarım kapıdaydı, dedim "Bir çıkın siz." Burada biri profesör biri eşim avukatlarım... "Çıkın dedim, ben bir sohbet edeceğim Cahit Bey'le." dedim. Sağ olsun çay ısmarladı bu arada. Dedim ki: "Benim için niye gözaltı kararı çıkardınız siz? Ben ne yaptım?" dedim. Bakın size yemin ederim. Her şeyin üzerine yemin ederim bana dedi ki: "Seni biz TCK Madde 288'den aldık. Sen insanların etkin pişmanlık yapmasının önüne geçiyorsun." dedi. Ben şok oldum. "Ya nasıl olabilir bu ya?" dedim. "Nasıl olabilir bu?" Ayrıca dedim kanun diyor ki: "Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi, tanığı etkilemek." E şüpheliyi etkilesen suç oluşmuyor ki! Bunu anlattım, "Allah kahretsin!" yaptı, beni başka suçtan tutuklamaya sevk etti.

Bana dedi ki, size yine yemin ediyorum, dedi ki: "Sen dedi televizyona çıktın dedi, konuştun dedi. Konuşanı bilmem ne yaparlar dedim." dedi. Sonra dedi ki: "Seni kardeşim gibi gördüğüm için o yüzden böyle rahat konuşuyorum kardeşim kusura bakma." dedi. Bende sorun yok dedim. Oradaki fiili anlamışsınızdır herhalde konuşanı ne yaparlarmış...Ben de dedim ki: "Bakın dedim Savcım. Ben kanunu okudum. Yayın dökümü sizde var. Gelin birlikte açalım bir daha izleyelim yayını. Ben açtım TCK Madde 221 yani etkin pişmanlık maddesini okudum. Yorum bile katmadım. Siz dedim insanlara etkin pişmanlık yaptırırken bu maddeden hiç bahsetmiyor musunuz da bundan bu kadar çekindiniz?" dedim. Bana hiçbir şey demedi. Ben o gün anladım ki, bakın ben 24 Nisan tarihinde anladım ki; Savcılık bu dosyayı etkin pişmanlık üzerine oturtacak.

Peki ben bu arada TV'de ne yapmıştım onu da anlatayım. Murat Abbas tahliye oluyor, sonra tahliyesi basına düşüyor. Halk TV beni aradı yayına çıkar mısınız dediler, çıktım. Bana dediler ki: "Murat Abbas tahliye oldu, nasıl değerlendirirsiniz?" dediler. Dedim ki: "Önümde karar yok ama basında gördüğüm kadarıyla etkin pişmanlık yapmış." dediğimde bana sunucu "Nedir etkin pişmanlık?" dedi. Kanun maddesini okudum. Ya ben kanun maddesini okudum diye beni soruşturmanın gizliliğini ihlalden tutuklamaya sevk ettiler ya! Şimdi soruyorum: Bu konu, bu dosyadaki avukatlığa bir gözdağı mıdır, değil midir? "Konuşamazsınız, insanları bilgilendiremezsiniz" demek midir, değil midir? Adli kontrolle serbest bırakıldım ama dosyada bir yandan şüpheli sıfatım oluştu. Dedim ya, benim bir müvekkilim daha vardı; Sayın Genel Sekreter'in avukatıydım. Ben 25 Nisan'da serbest bırakıldım, 26 Nisan'da Genel Sekreter'i aldılar. Serkan Ağabey ifadeye gidiyor, "Yiğit ve sen gelemezsiniz, savcının talimatı var" diyorlar. Biz müvekkillerimize avukatlık hizmeti sunamadık; sunamadığım için müvekkilim de haliyle başkasıyla çalışmak istedi, kendisine hak veriyorum. Ondan sonra başka meslektaşlarımla sürece devam etti. Ben bu olay yüzünden tutuklamaya sevk edildim; şu an adımı yazın, 1 milyon tane sonuç çıkıyor: "İmamoğlu'nun avukatının avukatına tutuklama talebi." Ben bu olay yüzünden hem itibar hem de ciddi maddi kayıp yaşadım. Sorsak herkes Müslüman ama kimse kul hakkı yemekten çekinmiyor. Ben, kul hakkı yiyenler arasında belki de en az etkilenenim; buradaki insanlara aylardır iftira atıyorlar, sadece iftirayla haklarında kararlar çıkıyor.

"O GÜN GÖRÜŞTÜĞÜM KİŞİ ŞU AN BAŞSAVCI VEKİLLERİNDEN BİRİDİR"

Başkanım, bu kısmı bitiriyorum çünkü bir yere bağlayacağım. Karara itiraz ettim ama dosya bir türlü hakimliğe gitmedi. Burası bence önemli bir detay; bu konuda görüşmek için savcılığa gittim ve ikinci kez savcılıkta bir muhatap buldum. Bu sefer başka bir savcıyla görüştüm; beni çok az bekleterek içeri aldılar. Şöyle düşünüyorum: Dosyada şüpheliyim ya, galiba etkin pişmanlık yapacağımı zannettiler. Yoksa 1.5 aydır bir tane savcı yüzü görmemişim, beni 10 dakika sonra içeri almalarının başka mantığı yok. Zannettiler ki gözaltına alındım diye bir şeyler anlatacağım; anlatacak bir şey de yok bu arada. İsmini vermeyeceğim, o gün görüştüğüm kişi şu an başsavcı vekillerinden biridir. Meramımı anlattım kendisine; "Sizden tek ricam dosyayı hakimliğe gönderin. 8 gün oldu, hâlâ bekliyorum. Haftaya yurt dışı biletim var, önümü görmek istiyorum" dedim. Savcı sağ olsun yanında katibi aradı, "Yiğit Bey'in dosyasını hemen gönder, üzerine de acil kaydıyla talep yaz" dedi. Sonra savcıyla muhabbet ettik. Bana, "Yiğit Bey, konuşmanızın dökümü bana geldi, okudum ve çok rahatsız oldum" dedi. Ben de "Rahatsız olmuş olabilirsiniz ama bir suç var mı?" dedim. Yalan söylüyorsam yarın buradan çıkmak nasip olmasın; bana aynen şunu dedi: "Biz senin suç işlemediğini biliyoruz ama seni almamız gerekiyordu. "Bakın, ben bunu yaşadım. Ben bunu yaşadıysam, buradakiler kim bilir neler yaşadı?

"ÇANTA NEREDE? ÇANTA BURADA. PARA NEREDE? BİZ SİZİNLE BAZ VERDİK!"

Şimdi, bu dosyada avukatlar suçlandı ve birçoğumuzun adı geçti. Yiğit Ağabey, Serkan Ağabey ve bana yurt dışı çıkış yasağı koydular. Defalarca anlattık; "Bu mesele avukatlık faaliyetidir, soruşturma izni alın" dedik ama bizi dinlemediler. Bu arada önce benim yasağım kalktı, sonra Yiğit Ağabey'in, sonra da Serkan Ağabey'in kalktı; en günahsızları o çıktı dosyadan. Bakın ne oldu biliyor musunuz? Aralık ayında savcı bir anda bir aydınlanma yaşadı. "Ana!" dedi, "Bu avukatlık faaliyetiymiş." Dosyayı aldı, Avukat Suçları Bürosu'na gönderdi; oradaki savcı da soruşturma izni için Adalet Bakanlığına gönderdi. Şimdi soruyorum: 24 Nisan’da bana, Serkan Günel’e ve Kazım Yiğit’e gözaltı yaparken bizim avukat olduğumuzu bilmiyor muydunuz? Biliyordunuz. Niye yaptınız? Avukatlara mesaj vermek için yaptınız.

Şimdi daha net örnekler veriyorum; ben daha nasıl net konuşabilirim? Dosya siyasi. Bu dosya siyasi. Her yerden kilitliyorlar. Avukatları kilitleyelim, halkı kilitleyelim, hakimleri kilitleyelim... E ne oldu? Nerede bağımsız yargı? Şimdi başkanım, vallahi bunu yapmada çok kararsızım ama yapacağım. Yani yapacak bir şey yok. Şimdi başkanım, sizi “Zaza Doğan” dosyasından biliyorum; 2024'e 301. Onur Bey'i Emrah Hayrat'tan biliyorum; 19. Ağır Ceza 2000 çıkışlı. Kıdemsiz üyeyi bilmiyorum. Şimdi ben çıkıp desem ki bakın sadece farzımuhal, lütfen yanlış anlamayın. Ben Zaza Doğan dosyasındaki müvekkilimin tahliyesi karşılığında Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan'a (bunun en kaçıncı olduğunu unuttum bu arada) 9 Nisan 2026 günü 500.000 lira rüşvet verdim desem; veya desem ki ben 19. Ağır Ceza'nın 2023'e 49 esas sayılı dosyasındaki sanık müvekkilimin tahliyesi karşılığında kıdemli üye olan Onur Yılmaz'a 9 Nisan tarihinde 500.000 lira rüşvet verdim desem; ya da geçen hafta tahliye olanlardan birisinin tahliyesi karşılığında heyetinizin tamamına rüşvet verdim desem... Şimdi ne lazım? Ne lazım Başkanım? Bir çanta lazım. Ha, çanta burada. İki, para lazım. Bakın para lazım. Para mı lazım? Alın. Para çektim Başkanım. Buyurun, buyurun, buyurun parayı çektim. Burada 500.000 lira para var. O kadar şu an kaybettim ki izin almayı... Görsel 6'yı açar mısınız? Bakın görsel 6. Ben dün sabah gittim, bana muhtemelen savunma gelecek diye... Ha, tekrar söylüyorum bakın; herkes de görür, burada 500.000 lira para var. Tamam? Dosyada söyledim sizlere. 500.000 lira para var. Çanta nerede? Çanta burada. Para nerede? Para da burada. Dekont nerede? Dekont da burada. Baz nerede? Biz size bugün baz verdik.

Biz sizlerle bugün 0 metre baz verdik. Nasıl ispatlayacaksınız? Ben 2 sene sonra çıksam, "Mahkeme heyeti rüşvet aldığınız dosyada, tarihi de budur" desem ve gitsem... Ben 2 sene sonra bir kitap yazsam; "Müvekkilimi tahliye ettiler, parayı da çektim, dekontumu da verdim" desem ne yapabilirsiniz? Kendinizi nasıl aklayacaksınız? Bu insanlar, almadıkları rüşvetle birilerinin iftirasına uğruyorlar Başkanım. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Savcılık makamı bu kadar mı düştü? Bu kararı bu kadar mı saptırdılar? Bu hak mıdır, bu adalet midir? Benim müvekkilim rüşvetten yargılanmıyor; hakkında rüşvet iddiası bile yok. Peki, benim müvekkilim rüşvetten dolayı niye tutuklandı? Ayıptır, gerçekten ayıptır; böyle şey olmaz. HTS ve baz kayıtlarıyla bunu çözemezsiniz. Verdik işte dekontu... Vallahi de billahi de merak ediyorum; kendinizi nasıl aklayacaksınız? "Almadım" dersiniz, almadığınızı biliyorum; vermedim çünkü. Tahliye de olmadı zaten. Eğer olsaydı, Yargıtay'dan bozularak gelirdi kararlarınız, bilginiz olsun. Almadınız ama ben size bu şekilde iftira atsam ne yapacaksınız? Adam "Almadım" diyor; siz ne diyorsunuz? "Almadığını ispatla." O "Yok" diyor, siz ise "Var, baz kaydım var" diyorsunuz. Sizinle baz kaydım var."

ÖZKAN: CUMHURBAŞKANLIĞI KAMPANYASINA BAŞLADIK, HAPSE ATILDIK

Daha Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan’ın savunmasına geçildi.

Söze "387 gündür bu anı bekliyorum. Sabrınızı rica edeceğim" diyerek başlayan Özkan, "İBB'de herhangi bir titrim, ünvanım yok. Bir kamu çalışanı değilim. Suçsuz günahsız, delilsiz ispatsız bu günü bekliyorum" ifadelerini kullandı.

Emniyette ve sulh ceza hakimliğinde her şeyi anlattığını söyleyen Özkan; 2014, 2019 ve 2024 seçim kampanyalarını yürüttüğünü, Cumhurbaşkanlığı kampanyasına da başladıklarını ancak hapse atıldıklarını belirtti.

Tüm banka hesaplarına ve gayrimenkullerine el konulduğunu hatırlatan Özkan, "20 tane gayrimenkulüm görünüyor. 17'si dedelerimden miras. MASAK raporu diyor ki o tarlalarda benim bölümüm yüzde 2,85. 17 tarlamın 17'sini, tanesini 5 bin liradan satabilirim" dedi.

"CEZAEVİ GÖREVLİLERİ 'HOŞ GELDİN 007' DİYEREK KARŞILADI"

Özkan, tarafına "Eylem-13" ve "Eylem-4'le ilgili soru sorulmadığını, kendi ısrarıyla "Eylem-4'ten sorgulandığını söyledi ve "İddianamedeki bu iddialar tutuklanmamı gerektirecek kadar ağırsa neden dava konusu yapılmadı? Neden bana soru sorulmadı?" diye sordu.

İddia makamının tarafsız olması gerektiğini, Türk milleti adına karar verdiğini belirten Özkan, Silivri'den Kandıra Cezaevi'ne nakledilmesine ilişkin, "Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Gecenin bir vakit sağlık kontrolü dediler" şeklinde konuştu.

Daha sonra casusluk iddiasıyla da tutuklanmasına da değinen Özkan, cezaevindeki görevlilerin James Bond'a atıf yaparak kendisine "Hoş geldin 007" dediklerini de anlattı.

"BENİ ÖZGÜRLÜĞÜMDEN MAHRUM EDENLER, KANUNLARI ÇİĞNEMEDİĞİMİ İYİ BİLİYORLAR"

Farklı parti ve hükümetlerle çalıştığını söyleyen Necati Özkan, "Ben hangi işi yaparsam yapayım tutkuyla yaptım, başıma gelmeyen kalmadı. Sanki bu ülkede demokrasi yok, anayasa yok, ana muhalefet partisine seçim kampanyası yapmak sanki suç. 1990'dan beri kurulan her hükümetle çalıştım. Kimsenin kapısına gitmedim. Onlar bana geldi" dedi.

"Yaptığım işi hakikatin iletişimi olarak tanımlıyorum" diyen Özkan, "Ben işimi 42 yıl boyunca üstlendiğim her işte olduğu gibi hakkıyla yaptım ve demokrasimiz adına sonuç alınmasına yardım ettim. Bu yüzden de göze battım ve hedef seçildim. Beni özgürlüğümden mahrum edenler, kanunları çiğnemediğimi de iyi biliyorlar" ifadelerini kullandı.

➽ Paylaş:
“AKP karanlığının erişim yasağı ile engellediği SivriSinekCaz'a ücretsiz Opera VPN ile kolay ve sorunsuz erişebileceğinizi biliyormuydunuz?..”
Okurlara..