İmamoğlu'nun avukatı: Davaların asıl hedefi CHP ve anayasal düzen
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir, "casusluk" ve İBB davalarının hukuki değil, siyasi kurgular olduğunu belirtti. "Gerçek hedef davanın öznelerinin mahkumiyetini aşar şekilde gizlenmiş olabilir, asıl hedef CHP ve giderek anayasal düzen" dedi. Demir, mevcut yargılama pratiklerinin geçmişteki "FETÖ kumpas davalarıyla" büyük benzerlikler taşıdığını vurguladı...
İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir:
Davaların asıl hedefi CHP ve anayasal düzen
“Casusluk davasının gerçek hedefi öznelerinin mahkûmiyetini aşar şekilde gizlenmiş olabilir; asıl hedef CHP ve giderek anayasal düzen. Hüseyin Gün, İmamoğlu’ndan ziyade dönemin hükümetinin yanına konulmuş bir kişi gibi, kendisiyle fotoğrafı bulunan kişiler ve Fuat Oktay açıklama yapmazlarsa onları tanık olarak göstermeyi düşünebiliriz. MHP’den gelen hiçbir açıklama müvekkilim adına beni heyecanlandırmıyor, pratikte bir girişim yok”
Avukat Hasan Fehmi Demir, Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarına yönelik açılan davaların, siyasi rakiplerin hukuk eliyle bertaraf edilme çabası olduğunu ifade etti. T24'ten Cansu Çamlıbel'e konuşan Demir, süreci "normdan tümüyle kopmuş" bir pratik olarak nitelendirdi. Mevcut yargılamaları Fethullahçıların yargıda hâkim olduğu döneme benzeterek, "O dönemde de bu dönemde de fiil yerine failden hareket eden, medya marifetiyle kamuoyunun rızasının imal edildiği kurgular devrede. Bugün buna dahi ihtiyaç duyulmadan demokratlar, aydınlar doğrudan hedef alınmaktadır" dedi.
İddianamede hedefin yalnızca İmamoğlu olmadığını vurgulayan Demir, örgüt dizaynının CHP'yi ele geçirme ve çok partili siyasi hayatı sonlandırma potansiyeline sahip olduğunu aktardı:
“İddianamenin başlangıç bölümünde örgütün hedefi olarak maddi kazanç sağlamak, CHP'yi ele geçirmek ve cumhurbaşkanlığına aday olabilmek gösterilmektedir. Ama iddianamenin sonuna geldiğimizde hedef teke iniyor; Cumhurbaşkanlığını ele geçirmek. Böyle bir hedef koyuyorsanız bunun tek başına 2-3 kişi ile yapılamayacağına herkes kanaat getirir. Dolayısıyla bir örgüte ihtiyacımız var. Bu örgüt çalışmış olacak. Türkiye geneline yayılmış olacak. Cumhurbaşkanı'nın söylediği ve iddianamede de aynen tekrarlandığı üzere “ahtapotun kolları” gibi olacak.
(…)İBB soruşturması ile eş zamanlı olarak CHP hakkında açılan 38. Kurultayın iptali davası, aynı kurultayla ilgili ceza davası, İstanbul il kongresinin iptali davası, il binasının satın alınmasına ilişkin dava, yurt sathında onlarca CHP’li belediye hakkında yürütülen soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar ve nihayet İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazdığı CHP’nin kapatılması talebini de içerir yazısından çıkan tablonun doğru değerlendirilmesi ülkemiz için yaşamsal önemi haizdir.”
‘Casusluk davasında devlet sırrı yok, mailler boş’
Kamuoyunda "casusluk davası" olarak bilinen ve Ekrem İmamoğlu ile Necati Özkan'ın yargılandığı dosyaya da değinen Demir, davadaki tutarsızlıklara dikkat çekti. İddianamede, casusluk suçunun zorunlu unsurları olan "devlet sırrının ne olduğu" ve "hangi devlet yararına sızdırıldığı" gibi temel bilgilerin yer almadığını belirten Demir, sızdırıldığı iddia edilen 17 adet İBB e-posta adresinin 2009 ve öncesine ait olduğunun ve içlerinin boş olduğunun bilirkişi raporuyla kanıtlandığını hatırlattı.
Demir ayrıca “Casusluk suçlaması varsa ve devlet sırrı sözkonusuysa mahkeme heyeti kapalı oturum yapmalıydı, teammül budur. Devlet sırrı olduğunu iddia ettiğin hususları kendin dosyaya koyuyorsun ve bir dava açıyorsun. Zaten devlet sırrı söz konusu olursa bilmek mümkün değil. Yani bunu ancak mahkeme başkanı bilebilir ve ilgili taraflara söyleyebilir. Fakat bunun en başta iddianame tanzim edilmeden tespit edilmiş ve delilleriyle ortaya koyulmuş olması gerekirdi” diyye konuştu.
Davanın kilit ismi Hüseyin Gün'ün mahkemeye, dönemin Başbakanlık Müşaviri Fuat Oktay imzalı sunduğu ”tam yetki belgesi”ne ilişkin Demir, "Hüseyin Gün ile fotoğrafı bulunan kişiler ve Fuat Oktay açıklama yapmazlarsa onları tanık olarak göstermeyi düşünebiliriz" ifadelerini kullandı.
Demir şunları söyledi:
“Hüseyin Gün duruşmada etkin pişmanlıktan yararlanmayı kendisinin istemediği halde tutanağa yazıldığını ifade etti. Nitekim duruşmanın ilk ve üçüncü oturumunda da hiçbir örgütün yöneticisi veya üyesi olmadığını açıkça beyan etti. Bu kapsamda bir suç işlemediğini belirttiğine göre, işlemediği bir suçtan dolayı pişmanlık duyamayacağı ve bunun hukuki sonuçlarından yararlanamayacağı tartışmasızdır. Buna rağmen soruşturma makamlarınca etkin pişman olarak nitelendirilmiş olmasını, bu soruşturmaların göründüğünden öte yöneldiği başka hedeflerinin olduğu ile açıklamak hatalı olmayacaktır.”
‘İBB davasında itirafçı ifadeleri baskıyla alındı’
Demir, İBB davasının temelini oluşturan "etkin pişmanlık" ifadelerinin hukuki geçerliliğini de sorguladı. Davada "etkin pişmanlık"tan yararlanan sanıkların neredeyse tamamının önce tutuklandığını, arzu edilen ifadeyi verdiklerinde ise ödül olarak tahliye edildiklerini öne süren avukat, çarpıcı iddialarda bulundu:
"Bunlar arasında istenen ifadeyi verene kadar sekiz kez sorgulananlar var. Birinci derece yakınları gözaltına alınan, mal varlıklarına tedbir konulan ve istenen yönde ifade verince bunlara yeniden kavuşanlar var. Duruşmada dinlenen sanıkların tamamına yakını bu baskılar nedeniyle ifade vermek zorunda kaldıklarını açıkça belirtmişlerdir."
Ekim 2024 vurgusu ve 'Terörsüz Türkiye' iddiası
Yargılamaların hız kazanmasını siyasetteki yeni gelişmelerle ilişkilendiren Demir, Ekim 2024 tarihinin sürecin kavranması bakımından kritik olduğunu belirtti. İBB soruşturmalarının, iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı yeni süreçle eş zamanlı başladığına ve hemen ardından Başsavcı Akın Gürlek'in İstanbul'a atandığına dikkat çeken Demir, bu davaların hükümet içindeki bazı kanatların "yeni sürece" bir itirazı olarak kurgulanmış olabileceği ihtimaline işaret etti:
Kanaatimce Ekim 2024 tarihi, sürecin kavranması bakımından kritik bir tarihtir. Başlangıçta 'Terörsüz Türkiye' olarak, sonrasında 'Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Süreci' olarak adlandırılan süreç, bilindiği üzere bu tarihte görünür kılınmıştır. İBB soruşturması ile eş zamanlıdır ve birlikte salınan bir gerçekliği ifade etmektedir. Bu davaların sadece demokratik rejimi hedef aldığını düşünmekle kalmıyorum, bu davaların aynı zamanda süreci bitirmeye yönelik bir enstrüman olarak da kullanılabileceği düşüncesindeyim.
Demir ayrıca, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin sürece dair açıklamalarını samimi bulmadığını ve bu söylemlerin pratikte hiçbir karşılığı olmadığını vurguladı.
Öte yandan Demir, İmamoğlu’nun davayla ilgili fikrinin değiştiğini artık, kendisinin ve kendisini de aşan şekilde rejimin de hedef alındığı düşüncesine sahip olduğunu belirtti.
‘İBB davası torba davaya dönecek ve sürdürülemeyecek’
Casusluk davasının kesin olarak beraatle sonuçlanmasını beklediğini ifade eden Demir, toplamda 402 sanıklı İBB davasının ise 2008 dönemindeki "torba davalara" dönüşerek hiçbir zaman sonuçlanamayacak bir yapıya bürüneceğini öngördü.
Mahkemenin mevcut ilerleyiş hızıyla davanın yıllar süreceğini belirten Demir, "Bu haliyle böyle bir davanın sürdürülebileceği kanaatinde değilim. İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarını özgür kılacak olan arkalarındaki halk desteği ve dirençli, başı dik mücadeleleri olacaktır. Bu, tek başına bir yargılama değil, demokratik cumhuriyetin savunulması mücadelesidir" diyerek sözlerini tamamladı.
