Mesele sadece öğretmenin değil..
Taban ücret hakkı ve mülakatlara dair verilen sözlerin tutulmasını talep eden öğretmenler direnişlerinin 9, açlık grevlerinin 8’inci gününde Milli Eğitim Komisyonu’nun toplanmasını bekliyor. Nöbetteki mülakat mağduru öğretmen Tunç, "Öğretmen olmak için 4 yıl inşaatta çalıştım, öğrencilerime kavuşmam engelleniyor" dedi...
Mesele sadece öğretmenin değil
Taban ücret hakkı ve mülakatlara dair verilen sözlerin tutulmasına yönelik taleplerini Milli Eğitim Bakanlığı’na iletmek isteyen öğretmenler, direnişlerinin 9, açlık grevlerinin 8’inci gününde mücadelelerini sürdürüyor.
Kurulduğu günden bu yana insanca yaşanacak taban maaş kanunun yeniden getirilmesi ve taban maaş uygulamasının 5580 sayılı kanuna yazılması için mücadele eden Özel Öğretmenler Sendikası, bugün toplanması beklenen Milli Eğitim Komisyonu öncesi dün akşam bir araya gelerek Madenciler Anıtı’na yürüyüş düzenledi. Özel öğretmenler bir yandan eylemlerini sürdürürken veliler, öğrenciler ve akademisyenlerden özel öğretmenlere destek yağdı.
Diğer yandan açlık grevinin sıcak hava nedeniyle zorladığını, açlık grevine giren öğretmen annelerinden birinin dün hastaneye kaldırdığı bildirildi.
NÖBET ALANINA ZİYARET
Öğretmenlerin TBMM önündeki Milli Egemenlik Parkı’nda başlattıkları nöbet alanına giderek bir günlerine eşlik ettik.
Gece Öğretmen Sendikası’nda veya sendikanın önünde uyuyan öğretmenler günün erken saatlerinde sendika önünü ziyarete hazır hale getirerek güne hazırlanıyorlar. Öğretmenler, Türk Tabipler Birliği ve Sağlık Emekçileri Sendikası’nın önerileri doğrultusunda açlık grevlerini karbonhidrat ve şeker desteğiyle sürdürüyorlar. Bu önlemlere rağmen pek çok sayıda öğretmen ve öğretmen yakını ambülansla hastaneye kaldırıldı. Bir öğretmen annesinin fenalaşmasının ardından ambülansa bindirilişi sırasında polisin emniyet kamerasıyla kayıt alması tepkiye yol açtı.
Pek çok öğretmen, çevredeki esnaflardan, sendikacılardan ve siyasi partilerden gelen destek mesajlarının yanı sıra YKS’den çıkan öğrencilerinden gelen telefonlarla da motive olduklarını belirtti.
Mülakat mağduru öğretmen Abdullah Tunç, BirGün’e öğretmenlik mesleğine karar verme sürecini ve ardından yaşadıklarını anlattı. İlkokuldan itibaren en büyük hayalinin öğretmenlik olduğunu söyleyen Tunç, “Öğretmenlerimi rol model alarak, onların bize öğrettiklerini anlayarak, öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal olduğunu fark ederek yapmaya karar verdim” dedi. Bu hayaline ulaşmak için çok çalıştığını anlatan Tunç, “Ben aslında öğretmenlik mesleğine yine burada Ankara'da hazırlandım. Liseyi bitirdikten sonra maddi imkansızlıklar ağından dolayı dört yıl okula ara vermek zorunda kaldım. Bu süreçte inşaatlarda çalıştım. Abim ve ablam atandıktan sonra ancak sınava hazırlanma imkanına erişebildim” ifadelerini kullandı.
“ÖĞRETMEN OLMAK İÇİN 4 YIL İNŞAATTA ÇALIŞTIM”
Hayalindeki mesleğe hazırlanmak için dört yıllık sürecin ardından yıprandığını belirten Tunç, “4 yılın ardından ilk hedefim; hayalimdeki mesleğe sahip olmaktı. Ablam o dönem Ankara'da sosyal hizmet uzmanıydı; ben ve ailem ise Diyarbakır'da yaşıyorduk. Ankara'ya, ablamın yanına gelerek burada bir kurs merkezine yazıldım. Gece gündüz demeden çalıştım, uğraştım ve nihayetinde öğretmenlik mesleğini kazandım” dedi. Üniversite mezuniyetinin ardından yaşadığı süreçlerdeki hak gasplarından yakından Abdullah Tunç, “2021 yılında yine maddi imkansızlıklardan dolayı KPSS’ye iyi hazırlanamamıştım. 2023 yılında biz sınava hazırlanırken Cumhurbaşkanının mülakatın kaldırılacağına dair verdiği sözden dolayı, o yılımı deprem bölgesinde hazırlanarak geçirdim. Deprem süreci içerisinde çalışmalarıma bir ay ara vermek zorunda kaldım; Hatay çok büyük oranda etkilenmişti ve oraya desteğe gitmiştim. Ardından KPSS’de, sınıf öğretmenliği alanında 3392 kişi alınırken ben 3361'inci oldum. Sıralamaya girdim ve artık her şeyin tamam olduğunu, mesleğime ve öğrencilerime kavuşacağımı düşündüm” şeklinde konuştu.
Mülakat sonuçları açıklandıktan sonra 500 kişi geriye düştüğünü söyleyen Tunç, “Elendikten sonra bize itiraz hakkı tanındı, itiraz dilekçesi verdim. İtiraz dilekçeme ‘Maddi bir hata yoktur’ şeklinde yanıt geldi. Bu sefer Milli Eğitim Atama Daire Başkanları Bülent Çiftçi ve Mehmet Gürsoy "Dava açın" dediler, “ancak dava açıp kaybettiğiniz takdirde Milli Eğitim avukatına belirli bir meblağ para ödemeniz gerekiyor.” Benim maddi imkanım elvermediği için bunu göze alacak durumda değildim ve dava açamadım. Daha sonra bizzat Mehmet Gürsoy ile görüşmeye gittim, "Hata oldu, haklısınız, kabul ediyoruz" dediler; sonradan "Dava açarsanız hakkınızı geri vereceğiz" denmesine rağmen herhangi bir somut adım atılmadı. ‘Dava açmayanlar olarak bize ne yapılması gerekiyor’ diye sorduğumuzda ise "Emsal bir karar çıksa bile kanun hükmünde bir teklif meclise sunulur; bu kanun teklifiyle hepiniz baz alınarak hakkınıza kavuşabilirsiniz" denildi. Sonrasında biz kanun teklifinin sunulmasını bekledik. Ayşegül Hoca kanun teklifini hazırlayıp meclise sundu, şu anda komisyonda bekletiliyor. Bize de ‘1 Haziran'dan itibaren mülakata gireceksiniz, 15'inde ise okullarınızda olursunuz’ denilerek tekrar umut verildi. Hatta Devlet Bahçeli'nin sözü üzerine bu kanun teklifi sunulmuştu. Milli Eğitim Bakanlığıyla, meclisle ve bakanlıklarla görüşüldü ancak teklifin askıya alındığı söylendi”
HER HAK TALEBİNDE GÖZALTI
Verilen sözlerin tutulmadığını anlatan Tunç, “Biz bu sefer, yeniden bir umuda kavuşmuşken o umudumuzun da elimizden alınması üzerine tekrar birleşip Ankara'ya geldik. Bir somut adım atılana, bize verilen sözler tutulana kadar sesimizi duyurmak istedik. Öğretmen Sendikası ile birleşerek, onların da taban maaş talebiyle birlikte ortaklaşa sesimizi duyurmaya çalıştık. Ankara’ya geldiğimiz gün Güvenpark'a girdiğimiz an, henüz hiçbir şey yapmadan sendika başkanını gözaltına aldılar. Sonrasında polis bize orantısız güç uygulayarak, aralarında benim de bulunduğum yaklaşık 41 arkadaşımızı gözaltına aldı. Akşam saatlerinde, yasal olmayan bir şey yapmadığımız için serbest bırakıldık. Ertesi gün, "Güvenpark'a izin verilmiyorsa sesimizi Kurtuluş Parkı'nda duyurmaya çalışalım" dedik. Kurtuluş Parkı’na gidemeden sendikanın karşıladığı otel önünde ablukaya alındık ve çıkmamıza izin verilmedi. Kurtuluş Parkı'na giden milletvekillerinden Suat Özçağdaş ve Selçuk Türkoğlu otel önünde ablukaya alındığımızı öğrenince, sesimizi duyurmamıza destek olmak için yanımıza geldiler. Suat Özçağdaş polislerle müzakere yaptı ancak olumlu bir cevap alamadı. Onlar otel önüne geldikten sonra, Kurtuluş Parkı'ndaki öğretmen arkadaşlarımız çevik kuvvetin orantısız gücüyle karşılaştı ve yaklaşık 28 öğretmenimiz daha gözaltına alındı. 17 Haziran'da ise artık yaptığımız hiçbir şeyin boşa gitmemesi ve sesimizi daha gür duyurabilmek adına Çalışma Bakanlığı'nın önüne gittik. O gün bakanlıkta, okullardaki şiddetle ilgili 6 sendikanın davet edildiği bir toplantı gerçekleştiriliyordu. Biz 13 öğretmen olarak bakanlık önüne gider gitmez yine polis müdahalesiyle karşılaştık ve hepimiz gözaltına alındık; bu süreçte bize şiddet ve orantısız güç uygulandı” ifadelerini kullandı.
Mücadelelerinin kararlılıkla süreceğini söyleyen Abdullah Tunç, “Biz, 15 Haziran'daki gözaltı sürecinden sonra açlık grevine başladık; bugün açlık grevimiz günlerdir sürüyor. Somut bir adım atılana ve verilen sözler tutulana kadar bu direnişi devam ettireceğiz. Haklıyız ve mutlaka kazanacağız” dedi.
BirGün’e konuşan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Meclis Üyesi Hasan Basri Ekici “Ben meslekte kıdemli sayılırım. Genellikle orta veya alt sınıftan gelen insanlar öğretmenliği kamusal bir hizmet olarak görerek, bu bilinçle tercih ederler. Toplumdaki karşılığı neyse, mesleğe o motivasyonla adım atarlar; yoksa kimse "özel sektörde bir yer bulur, emeğimi pazarlar, özel kurumlarda çalışırım" düşüncesiyle bu mesleği seçmez. Eğitim fakültelerinde okuyan hiçbir öğrenci gelecekte bir dershanede veya özel okulda çalışmanın hayalini kurmaz. Geneli kamuda çalışmayı, iyi insanlar yetiştirmeyi ve mesleğini layığıyla yapmayı hedefler. Bizler de bu vizyonla mezun olduk. Ancak vatandaşı olduğumuz devlet, ne yazık ki bu işi tamamen bir piyasa unsuruna tahvil etti. Öğretmenlik mesleğinin misyonunu ve karakteristik özelliklerini değiştirerek, tamamen piyasa algısına dayalı, performansa odaklı bir sistem inşa etti. Gelinen noktada, özel okullarda bu işi layığıyla yapabilmek neredeyse imkânsız hale geldi” dedi.

EĞİTİM POLİTİKALARI KAMUSAL NİTELİĞİNİ KAYBETTİ
Bu politikaları Milli Eğitim Bakanlığı’nın basit bir yanlış uygulaması olarak görmediğini, bu politikaların planlı bir devlet politikası olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Ekici,” Her yerde plansızca eğitim fakülteleri açarak muazzam bir öğretmen arzı yaratıldı. Mezun olan öğretmenler, piyasaya adeta çok ucuz birer iş gücü olarak sürüldü. Bugün bir öğretmen, bir yerde kasiyer olmakla sınıfta öğretmenlik yapmak arasında bir kıyaslama içine giriyorsa ve mali açıdan kasiyerlik daha avantajlı görülüyorsa, mesleğin getirildiği nokta içler acısıdır. Meslek, kamusal ve yaşamsal bir güvence sağlayamadığı oranda değersizleşmekte ve anlamsızlaşmaktadır” ifadelerini kullandı.
Bu koşullar karşısında birleşik ve sendikal mücadelenin öneminin altını çizen Ekici, “Sermayenin bu saldırısına ve mesleğin itibarsızlaştırılmasına karşı yüz binlerce meslektaşımızla birlikte sendikalı olarak mücadele ediyoruz. Patronlara, patron örgütlerine ve bu sürecin asıl sorumlusu olan hükümet ile Milli Eğitim Bakanlığına karşı direniyoruz. Bugün istenen tüm sınavları ve aşamaları geçen, yani atama için tamamen yeterli olan öğretmenlerimiz bile mağdur ediliyor. Dere geçilirken kural değiştiriliyor ve bu insanların ataması yapılmıyor. Şu an burada, hak ettiği halde atanamadığı için öğrencilerine kavuşamayan 1611 meslektaşım var. Devlet, onları da piyasanın acımasız koşullarına, aslanın ağzına terk ediyor. Bu mücadele sadece atanamayanların değil, hepimizin ortak mücadelesidir. Yaptığımız işin toplumsal bir hizmet olması ve toplumun tüm kesimlerini ilgilendirmesi, bu direnişi evrensel kılmaktadır. Biz kısa vadeli çözümlerin değil; eğitime dair güçlü, kalıcı ve yapısal kazanımların peşindeyiz” şeklinde konuştu.
“BİZ SABIRLIYIZ, SABRIMIZI SINAMAYIN”
Haklarını alana kadar sabırla direneceklerini söyleyen öğretmen Ekici, sözlerini “Bizim mesleğimizin doğası gereği, ektiklerimizin sonucunu hemen ertesi gün göremeyiz. Bir çiftçi mahsulü için aylarca bekler; bizim mücadelemizin, verdiğimiz derslerin ve yetiştirdiğimiz çocukların meyve vermesi ise onlarca yıl sürer. Bu yüzden kimse bizim sabrımızı sınamasın. Biz kısa vadeli sonuçlar için yola çıkan bir meslek grubu değiliz; öğretmenlik zaten doğası gereği devasa bir sabır ve toplumsal öncülük misyonu gerektirir. Eğer birileri bu direnişin birkaç gün sonra sönümlenip biteceğini hayal ediyorsa, büyük bir yanılgı içindedir. Buradaki insanların bıraktığı yerden, bir başkası bu bayrağı çok daha güçlü bir şekilde devralacaktır. Bu yapısal sorunlar ve sömürü düzeni var olduğu müddetçe, öğretmenlerin hak arama mücadelesi de her zaman var olacaktır” diyerek tamamladı.
∗∗∗
EĞİTİMCİLER GÜVENCE İSTİYOR
Öğretmenler bir yandan eylemlerini sürdürürken veliler, öğrenciler ve akademisyenlerden özel öğretmenlere destek yağdı. Öğretmenlerin başlattıkları direnişin nasıl geçtiğini ve taleplerinin neler olduğunu Özel Öğretmenler Sendikası’ndan Burcu Çıra’ya sorduk.
Direnişin polis müdahaleleri nedeniyle, açlık grevinin ise hava şartları yüzünden zor geçtiğini anlatan Çıra, yine de motivasyonlarının çok yüksek olduğunu belirtti. Başlarken işlerinin ve direnişin kolay olmayacağını bildiklerini ekleyen Çıra “Biz sadece bir patrona değil, birçok sermayedara ve konunun öznesi devlet yetkililiklerine Milli Eğitim Bakanlığı’na karşı direniyoruz. Kolay değil ama yapıyoruz, mücadelemizden de bir adım olsun geri atmıyoruz” dedi.
Bugünün öğretmenler için kritik olduğunu söyleyen Çıra, "Talebimiz açık: Komisyon derhal toplansın. Toplanana kadar da direniş alanını terk etmeme iradesi göstereceğiz. Temel talebimiz, taban maaş uygulamasının yeniden getirilmesi ve bunun yasal güvence altına alınması. Bunun yanında eğitim iş kolunun ayrı bir statüye kavuşması, belirli süreli sözleşmelerin kaldırılması, belirsiz süreli çalışmaya geçilmesi ve kamudaki öğretmenlerle özlük haklarında eşitlik sağlanması” dedi.
HALKIN DESTEĞİ GEREK
Bu süreçte kamuoyunun desteğinin çok önemli olduğunu söyleyen Çıra, direnişin yalnızca özel sektör öğretmenlerine değil mülakat mağduru öğretenlere de ait olduğunu belirterek şu çağrıyı yaptı: “Öğrencilerimizin, velilerimizin ve toplumun her kesiminin desteğine ihtiyacımız var. Bu mesele yalnızca özel sektör öğretmenlerinin ya da mülakat mağdurlarının değil, doğrudan bir eğitim meselesi ve toplumun tamamını ilgilendiriyor. Ankara’da olanları direniş alanına, olmayanları ise sosyal medyada sesimizi büyütmeye çağırıyoruz.”
Etki Can Bolatcan / Birgün

