Tayyip'in CHP'ye yönelik 'dış mihrak' sözlerine yanıt verdi: "O SENSİN"

Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CHP'ye yönelik 'dış mihrak' sözlerine ''CHP'de bir tane dış mihrak varsa o da sensin'' yanıtını verdi...

Özel'den Erdoğan'a yanıt: 'CHP'de bir tane dış mihrak varsa o da sensin'

Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, Gaziantep’te sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geldi. 

Özgür Özel burada yaptığı konuşmada AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugünkü konuşmasındaki ''CHP'nin içindeki dış mihraklardan kurtulması hem siyaset hem Türkiye adına kuşkusuz hayırlı olacaktır'' sözlerine ''Bugün de çıkmış ‘İnşallah’ diyor ‘CHP dış mihraklar tarafından içine sokulanlardan kurtulacak’ diyor. Vallahi CHP’de bir tane dış mihrak varsa o da sensin'' şeklinde yanıt verdi. 

Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“BİR ŞEYLER OLUYOR VE SONUNDA UMUT VAR”

“Gaziantep’e gelip ‘Sivil toplumla buluşalım’ dediğimizde toplantıya gösterilen ilgi, katılım, yapıların, odaların, derneklerin, sendikaların katılım gösterirken bildirdikleri sayıların artık masaların etrafına değil, salonlara sığmayan bir noktaya gelmesi önümüzdeki günlere ilişkin bütün riskler, bütün karamsarlıklar, bütün olumsuzluklar bir yana Gaziantep’te de ki partinin 12’nci katındaki odamızdan çıkıp da yürümeye başlayınca Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Meclis’ine doğru o günden beri 14’üncü şehirdeyim bugün Gaziantep’te ve bir şeyler oluyor. O olan neyse, bunun sonunda umut vardır, bunun sonunda birlikte başarmak vardır. Bu yürüyüşe katkı sağlayan, bugün bizi bağrına basan bütün Gazianteplilere yürekten teşekkür ediyorum. Gaziantep’e emek veren, üreten, düşünen, bu şehrin derdiyle dertlensen siz güzel insanları bir kez daha sevgiyle selamlıyorum.” 

“‘CHP DEĞİŞİRSE, TÜRKİYE DEĞİŞİR’ DEDİK, YOLA ÇIKTIK”

“Görünen kısmıyla yaşadıklarımızı biliyorsunuz. Kısaca özetleyeyim. Aslında bizim hikayemiz 14 - 28 Mayıs 2023 seçimlerinden, kazanmayı çok istediğimiz ve özellikle kazanıldığında Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına yepyeni bir başlangıcın olacağı ve Gazi unvanı taşıyan bu kente yakışır bir yönetimle yeniden ayağa kalkmayı, kalkınmayı, birlikte öğretmeyi, birlikte kazanmayı, hakça paylaşmayı, geride Cumhuriyet’in; ki kimsesizlerin kimsesidir, kimseyi geride bırakmamayı, hiç bir çocuğu hayat yarışına kapatamayacağı kadar bir farkla geriden başlatmamayı umut eden bir Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına başlamak istiyorduk. Olmadı. Olmadı, yıkıldık. Olmadı, üzüldük. Olmadı, kahrolduk. Öyle günler yaşadık ki sokaklar bomboştu sanki. Öyle günler yaşadık ki emekli öğretmenler, öğretmen evine gidemez, gitmez oldular. Gençler, büyük bir üzüntüyle, büyük bir karamsarlıkla zihinlerinde valizleri toplamaya başladılar. Anketler, gençlerin yüzde 78’inin yurtdışına gitmek ve orada hayat kurmak, buralara dönmemek gibi fikirlere kapıldığını söylediler. Başlar öndeydi. Yan yana geçen partililer bazen birbirini görmüyordu, yere bakıyordu herkes. Bir duygusal kopuş vardı. Biz o günlerde partinin her yaştan gençleri ile birlikte ‘değişim’ dedik. ‘Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir’ dedik.” 

“PARTİNİN OYLARI YÜZDE 13’LERE DÜŞMÜŞTÜ”

“‘Eğer değişmeden, hiçbir şey olmamış gibi bu duygusal kopuşu görmeden, bu yükü görmeden, bu mutsuzluğu görmeden yerel seçimlere gidersek kimse sandığa gelmez. Bizim seçmen küser, düşük katılım oranları olur.’ Biz bunları söyledik. Anketler de bunu söyledi. Partinin oy oranları yüzde 13’lere, kararsızlar, protesto, tepki oyları yüzde 40’lara çıkarken partinin oyları yüzde 13’lere düşmüştür. Biz, ‘değişim’ diyelim dedik. ‘Yola çıkalım’ dedik. Dediler ki ‘Olmaz ki.’ Hatta öyle şeyler söylendi ki ‘Bu delege yapısıyla Atatürk gelse değişmez. Bu delege yapısıyla Atatürk gelse kurultay kazanılmaz’ dendi. İlk ben itiraz ettim. Dedim ki biz bu kurultayı, kurultay salonundaki delegelerle yapacağız ama o delegeleri memleketinden uğurlarken torunu ona bir şey söyleyecek. Evladı ona bir şey söyleyecek. Kızı ona bir şey söyleyecek. Eşi kapıdan yollarken ‘aman ha’ diyecek. O delegeyi, bizim berber ikna edecek dedim. O delegeyi, asansörde birlikte yukarı çıktığı 16 yaşındaki genç kız öğrenci ikna edecek dedim. O da delegeyi Ankara’da en son bindiği taksinin şoförü ikna edecek.” 

“O KURULTAYIN NASIL KAZANILDIĞINI HEPİMİZ BİLİYORUZ”

“Biz kurultay salonuna girdik. Her şey kendi seyrinde akarken böyle yukarıdan, soldan, arkadan 3-5 belki 10 gencin bir sloganını duyduk. Sonra hani böyle saman alevi nasıl yayılır birden, bütün salona yayıldı, gün boyu susmadı, oylar kullanılırken dışarıdan aynı sesler geliyordu. O gün orada olanlar biliyor, gazeteci arkadaşlar biliyor, hepimiz biliyoruz. ‘Delege, sokağın sesini dinle’ diye bir slogan, 10 binlerce kişinin bir anda sahiplendiği bir hale geldi. Hani Tayyip Bey de çok merak ediyor ya kurultaya, onu dedi, bunu dedi ya. Sonra içeriden birilerinin bir takım meczupları, yalanları bilmem neleriyle bir tane kanıt olmadan kurultaya laf söylediler ya. O kurultayın nasıl kazanıldığını, sokak sokak, asansör asansör, berber berber, manav manav, taksi taksi, adım adım nasıl kazanıldığını biz hepimiz biliyoruz. Ve o sokağın sesini dinleyen delege, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir kere bir şey yaptı. Bir partinin genel başkanını seçimle değiştirdi. Yok daha önce, örneği yok. Ve o gün işte bizim hikayemiz başladı.”

“MİLLET DEDİ Kİ ‘ÖZELEŞTİRİLERİNİ YAPTILAR’”

“Ne oldu biliyor musun? Geçmişlerde 60’lı yaş ortalamalarında, 55’li yaş ortalarında olan Parti Meclisi, 42 yaş ortalamasına geldi, MYK, 44’e geldi. Yarısı kadın, yarısı erkek oldu. O güne kadar partinin yüzde yarım bütçe ayırdığı ölçme değerlendirmeye yüzde 15 pay ayrıldı. Parti ne yapıyorsa, rakipleri nasıl yapıyorsa öyle yapmaya başladı. Salonda söz vermiştik. ‘Bu partiyi ülkenin en iyi yönetilen kurumlarından biri haline getireceğiz’ diye. Öyle yaptık. Beş ayda gençlere, kadınlara ve bilime, bilimsel çalışma yöntemlerine önem vererek bir büyük hikayeyi başlattık. Ve millet, seçmen partideki değişimi, öz eleştiriye saydı. Dedi ki ‘Bunlar özeleştirilerini yaptılar, değiştiler ve karşımızda bir değişim görüyoruz, buna şans veriyoruz. İşte o gün biz, 47 yıl sonra ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden birinci parti yaptık. Biz, kurulduğu günden beri AK Parti’yi ilk kez yendik. Tayyip Erdoğan’a ilk kez mağlubiyet yaşattık. İlk kez onları mağlubiyetle tanıştırdık. Biz, 50 yıl sonra galibiyetle tanışırken onlar 23 yıl sonra mağlubiyetle tanışırken kürsüye çıktık ve dedik ki ‘Bu seçimin kazananı bizsek kaybedeni yoktur’ dedik. ‘Kimseyi verdiği oya pişman etmeyeceğiz’ dedik. Ve dedik ki ‘Bu bize verilmiş olan, tüketelim diye bir kredi değildir, tüketici kredisi değildir. Bu bir yatırımcı kredisidir. Seçmen, Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmıştır. Günü gelince bakacaktır. İyi değerlendiriliyorsa yatırımını sürdürecek, arttıracak, kötüyse geri çağıracaklar’ dedik.”

“YARININ İKTİDAR PARTİSİ…”

“Bu yaklaşımımızla ‘Korna basmayın, havai fişek atmayın. Rakiplerinizin önünde davul - zurna çalmayın.’ Rahmetli Süleyman Seba’nın kazanan şampiyon Beşiktaşına verdiği öğütteki gibi… ‘Yanda da şampiyonluğu sizin kadar hak eden, kahrolan birileri var. Sizin sevinciniz onları üzmesin’ dediğini hatırlatıp ‘Haydi’ dedik, ‘Şimdi, yarın iktidar yürüyüşünü başlatmak için galibiyeti, kendi zaferimizi kimsenin üzüntüsüne çevirmeyelim.’ Sonrasında da Türkiye’yi olması gerektiği gibi bir olgunlukta, hizmette yarışarak ve iktidara yürürken neler yapacağını anlatarak bir etkili ana muhalefet partisi ama yarının iktidar partisi olarak konumlandıracak şekilde çalışmaya başladık. Bir yıl olmamıştı, memnuniyet anketlerinde biz yüzde 59 ölçtük, AK Parti bizi yüzde 61 ölçtü. O güne kadar biz siyaseti en olması gerektiği gibi yani sorunları anlatan, çözümleri söyleyen, tematik mitingler yapan; Rize’de çay üreticisi ile burada fıstık üreticisiyle buluşan, atanmayan öğretmenin sorununu dile getiren, Kocaeli’nde emekçinin hakkını arayan, Ankara’da emeklinin hakkını arayan tematik mitinglerle polemiksiz ama iktidara yürüyen bir çizgide devam ettik. İşte ne olduysa orada oldu. Dediler ki ‘Bu yürüyüşü durdurun.’ 

“MİLLETİN KARARINA DİRENENLERİN MİLLETLE KAVGASI”

“Onun üzerine bizim Cumhuriyet Halk Partimizin belediye başkanlarına, önce 2 milyon diye yola çıkıp 15,5 milyon oyla seçtiğimiz Cumhurbaşkanı adayımıza, kurumumuza, partimize, partimizin yönetimine ‘Bundan sonra bu iktidar yürüyüşünü durdurmak için ne yapılacaksa yapın’ diye yetkilendirilmiş birileri ellerindeki yargı gücünü kötüye kullanarak yani darbeyi asker kamuflajıyla değil, savcı cübbeleri ile başlatarak saldırıya başladılar. Ne yaşanıyorsa o günden bugüne; Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyesinde ne yaşanıyorsa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde ne yaşanıyorsa bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin içiyle ilgili de değildir, belediye başkanıyla ilgili de değildir. Bu bizim içimizdeki bir mesele değildir. Bu mesele milletin iktidarı değiştirme kararıyla bu karara direnenlerin, demokrasi ile gelip otokrasiye yönelenlerin, millete ‘Beni seçersen baş tacısın, beni seçmezsen artık benim seninle işim yok. Senin iradeni milli irade olarak görmüyorum, senin iradeni kirli bir irade olarak görüyorum. Senin tercihini saymıyorum. Beni değil onu seçtiysen ben artık senin demokrasi ile getirdiğin ama götüremeyeceğin bir noktaya geldim’ diyenlerin milletle kavgasıdır.” 

“TARİHİ DURUŞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM”

“Değerli başkanların, değerli yöneticiler biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz mücadeleyi bir partinin mücadelesi olarak değil; bırakın bir partinin iç mücadelesi, bir partinin dışarıya mücadelesi de değil; Cumhuriyet’i Cumhuriyet yapan en önemli şey olan sandığı koruma mücadelesi olarak görüyoruz. Birileri eğer sandığa varma umudunu, sandığa girecek adayı, sandığa gidecek partiyi, sandığa gidecek partinin Genel Başkanı’nı yargı kararlarıyla değiştirebiliyorsa orada yapılan seçimin göstermelik bir seçime dönüşmesine karşı bir mücadele veriyoruz. Onun için çıktığımız yoldan ve geldiğimiz 14’üncü ilde bugün ilk saatlerden itibaren gördüğümüz ilgi de bugün bu salonda sizin varlığınız, sizin desteğiniz, sizin buradaki duruşunuz da bir partiye, bir lidere, bir Genel Başkan’a, bir partinin içinde bulunduğu zorluklara karşı verdiğiniz destek ya da gösterdiğiniz ilgi değil; hatt-ı zatında sizi de var eden, hepimizi var eden ve eğer Gazi’nin dediği gibi, bu ülke ilelebet payidar kalacaksa bunu sağlayacak olan demokrasiye ve sandığa sahip çıkıyorsunuz. Bu tarihi duruşunuz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.” 

“GAZİANTEP’İ DİNLEMEMİZ GEREKTİĞİNE HEP İNANDIM”

“Biliyorsunuz tabii bizi misafir edenlerin yanında heyecanlı gençlerimiz var, arkadaşlarımız var. Onların da bu heyecanını, bu coşkusunu hem görmek hem hoş görmek, hem bir salon toplantısı olmasına rağmen bu sloganları, onları, genç arkadaşlarımızı mazur görmek lazım. Hepinize de bu anlamda böyle bir gündeki bu anlayışınız için teşekkür ederim. Gaziantep’in gönlümde çok ayrı bir yeri var. Hep söylerim, aslında ‘Genel Başkan olup da yapacağım’ deyip yapamadığım işlerden birisi ayda bir değilse de iki ayda bir şu Gaziantep’e gelip; bir gün çalışıp, bir gece bu şehirde kalıp, öyle ayrılmaktı. Şundan dolayı söylüyorum. Kocaeli gibi, Denizli gibi, Gaziantep ve Bursa gibi, şimdi Manisa gibi Gaziantep’in aslında hem potansiyeli hem Cumhuriyet Halk Partisi açısından potansiyeli; hem geçmişte şehirle olan bağımız, hem geleceğe yönelik olarak bu şehre ilişkin umutlarımız bu şehre özel bir önem vermemizi, hatta bu şehre bugüne kadar yeterince önem veremediğimiz, yeterince şehri memnun edemediğimiz… Benim anlayışım da şu yoktur yani. Şehirlere küsülmez. Şehirlere alınılmaz. Şehirlere kafa tutulmaz. Şehirler anlanır. Bu şehrin bir dili vardır. Şehrin bir beklentisi vardır. Bu şehrin bir sözü vardır. O sözü duyup anlamayan siyasetçi başarısız olur. Duyup anlayan, hak veren ve ona uygun doğru şeyleri yapan, söyleyen o şehirde başarılı olur. Ben Gaziantep’te başarılı olmak için bu şehri yeterince ziyaret edip, yeterince dinleyip, yeterince anlayıp, sonra da hep birlikte doğruları yapmamız gerektiğine ilk günden beri inandım.”

“SİS BOMBASIYLA İTİRAZA KARŞI YAPILAN HAMLELER…”

“Kadim tarihiyle, ekonomiye kattığı değerlerle, vatanına ve millete bağlı insanlarıyla Türkiye için vazgeçilmez bir şehir burası. Ağır sorunlar olduğunu biliyoruz. 2,4 milyona varan nüfusuyla, bölgesinde ikinci olan ilin 10 katı yaptığı ihracatıyla, 10 milyar dolarlık ihracatlarla bu ülkeye neler kattığını da biliyoruz. Yatırım almaya gelince Gaziantep’ten kepçeyle alanların kaşıkla bile vermediklerini üzülerek görüyoruz. Şehirleşmede, tarımda, sanayide sıkıntılı zamanların, dertlerin, itirazların en üst noktaya çıktığını ve aslında ülke siyasetine yaşatılan bu kaotik meselenin Gaziantep’in iktidara da oy vermiş olsa itirazını bastırmaya yönelik, sesini boğmaya yönelik, gündemine sis bomba atmaya yönelik olduğunun da farkında olduğumuzu not etmek isterim. Bu gündeme yaşatılan, bizlere yaşatılan, Türkiye’ye yaşatılan bu kaotik ortam Türkiye’nin gerçek sorunlarının görülmemesi için gündeme sis indirmekten başka bir şey de değil. O siste konuşanların birbirini duymaması ya da görmediği yerde birilerinin başına geleni ya da ibreti alem için birilerinin başına gelenin artık konuşma, itiraz etme yerine susup, katlama refleksine dönüşmesine yönelik bir hamle olduğunu da biliyoruz.” 

“ARTIK İŞİN ŞEKLİNİ, DAR GELEN GÖMLEĞİ DEĞİŞTİRMELİ”

“Hava kirliliği, barınma sorunu, hayat pahalılığı, üretim maliyetleri artık kentin sorunlarını içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Deprem yaraları üç yıl geçmesine rağmen ‘İlk yılın sonunda’ diye verilen söz noktasının bile gerisinde olduğunu her ziyaretimde üzülerek görüyorum. Mücbir sebep halinin bitmesiyle başta küçük esnafın çaresiz kaldığını ve büyük bir haksızlığa uğradığını görüyorum. Gazianteplinin hep söylerler, çok sevdiğim bir söz; ‘Aklı gözündedir’ derler. ‘Gaziantep gözünün gördüğünü yapar’ derler. Şehir bugünkü konumuna devlet destekleriyle gelmedi. Gözü kara girişimcilerin inancıyla, tırnaklarıyla kazıyarak geldi. Ama bugün sanayicinin de belli bükülmüş durumda. Yüksek faiz, finansmana erişimi engelliyor. Baskılanan döviz kuru ihracatçıyı mağdur ediyor. Artan işçilik maliyetleri, nitelikli eleman sıkıntısı, enerji kesintileri, ağır vergi yükü sanayiciyi önünü göremez hale getirdi. Gaziantep sanayicisi maalesef Mısır’la, Ürdün’le, Pakistan’la rekabet etmekte zorlanıyor. Bunları ulaşmanın bir tek yolu var. Sizler de sık sık söylüyorsunuz bunu. Antep’te artık işin şeklini değiştirmek lazım. Gaziantep’e dar gelen gömleği değiştirmek lazım. Artık yol, tasarım, inovasyon, markalaşma ile büyümenin tercih edilmesi ve hızla hayata geçirilmesi lazım. Mennan Ustayı, rahmetli Mennan Aksoy’u hepimiz sizlerden duyduk. İlkokul mezunu olup gördüğü makinanın aynısını yapan Mennan Ustanın bu şehrin genlerinde olan yeteneğini, bu şehrin gençlerinin yeteneğini iyi eğitimle birleştirip girişimcilerinin gözü karalığını, doğru risk analizlerini, doğru görmek ve üretim için mekan girişim için imkan yaratmak ve bu şehrin önünü sonuna kadar açmak lazım. Dertler sadece sanayide değil tabii. Hem sanayicinin hem emekçinin derdine yönelik olarak bir ikili çözümü birazdan bir kez daha önereceğim. Ama çiftçilerimiz de çok dertli.” 

“ABD’DEN FISTIK İTHALATINDA DA VERGİ GÜMBÜRTÜYE GİTTİ”

“Antep fıstığı ki Manisa’da üzüm sadece üzüm üreticisi için değil bütün şehir için önemlidir. Rize’de çay, Ordu ve Giresun’da fındık sadece bahçesi olana değil şehre yöneliktir. Burada da Antep fıstığı ile ilgili sıkıntılar, bütün şehri etkiliyor. Dünyada üçüncü sıradayız. İran ve Amerika Birleşik Devletleri, şimdi yeni barış yapan ikinci ülke, bizim önümüzdeki iki ülke fıstık üretiminde. Onlar fıstığı ovada üretiyorlar. Sulu tarımla yüksek verim alıyorlar. Bizim üretim kıraçta olduğu için ve bir yıl, var yılı bir yıl, yok yılı olduğu için büyük sıkıntı çekiyoruz, rekabet edemiyoruz. İktidar sulama sorununu bir türlü çözemedi. Sulama sorunu çözülmedikçe de bizim bu rekabette var olmamız mümkün değil. Son olarak bir de üstüne üstlük Erdoğan Amerika’ya giderken Trump’ın oğluyla Dolmabahçe’de oturdu. ‘Baban randevu verirse şunu yapacağım, bunu yapacağım, bunu yapacağım.’ Biliyorsunuz orada bir tanesi ‘300 tane uçak alacağım’ dedi. 250 tanesinin gitti siparişini verdi. Kıymetli mineralleri, kıymetli metalleri söz verdi. Nadir toprak elementleri. Gitti onun gereğini orada yaptı. ‘Pahalı olsun, sizden alacağım LNG’yi’ dedi, gitti onun sözünü verdi. Bu sözünden başka da gitmeden önce bunun eline bir liste verdiler. Dediler ki ‘Amerika’nın şu, şu, şu ürünlerine talebi var. ‘Sen bu ürünlerde vergileri azaltacaksın.’ Kiminde sıfırlayacaksın. O arada fıstık ithalatına gümrük vergisi de gümbürtüye gitti. Buradaki üreticiyi koruyacak, dışarıdan fıstık ithalatını zorlaştıracak o vergi kaldırıldı. En zor zamanda fıstık üreticisi ağır bir darbe daha aldı. Bugün yaşananların tamamı bu bütünsellik içinde değerlendirilmelidir. Bu tercih üreticinin belini daha da büktü ve fıstıktaki sorunların bir an önce çözülmesi, fıstık üreticisinin yalnız bırakılmaması, kentin bu önemli darboğazdan bir an önce çıkarılması lazım.”

“ÇİFTÇİYE ‘NE HALİN VARSA GÖR’ DENİYOR”

“Diğer yandan kirazda, zeytinde, buğdayda, arpada rekoltede düşüş var. Napolyon kirazda yüzde 75’lik kayıpla yüksek maliyetler etkili oluyor. Buğday 21 lira maliyeti varken 16,50 liraya alınıyor. İlan edilen bu, satmaya gelince 14 liradan yukarıya da satılamıyor. Gübreye yüzde 50 zam gelmiş gelmişken buğday yüzde 22 zam yapmanın, akaryakıt maliyetleri bu sene bu kadar artmışken buğday fiyatını yüzde 22’de tutmanın bu çiftçiye, ‘Ne halin varsa gör’ demekten başka bir yaklaşımı yok. Diğer taraftan coğrafi işaretle Araban sarımsağı bile 55 liraya üretilip 40 liradan satılmak zorunda kaldı bu sene. Şunu görmek lazım, bu ülke kanunla düzenlendiği halde gayri safi milli hasılasının, ziraat odaları, ziraat mühendisleri odası bunu hep dile getiriyor, başkanlarımız. Verilmesi gereken destekleme gayri safi milli hasılanın yüzde 1’i olacakken bunun beşte biri yani binde 2 düzeyinde bütçeye konmuş durumda. Bu yüzden de çiftçi ve üretici destekleme almak istediği noktada hak ettiğinin beşte birine razı olmak durumunda. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hep şunu planladık. Hem bunu tam olarak vermek hem de yeni bir beyaz sayfa açmak. Yani zirai kredilerde hatta zirai krediye erişemediği için ziraat için kullanılmış ticari krediler... Bir kereye mahsus o kartopu gibi büyümüş borçtan kurtulmak için faizleri silmek, ana parayı makul taksitlere bölmek ve üreticiye yeni bir beyaz sayfa açmak.” 

“GEÇİŞ GARANTİSİ DEĞİL, GEÇİM GARANTİSİ VERECEĞİZ”

“Buradan temel yaklaşımımız hem üreticiler için hem emekliler için hem emekçiler için temel bir yaklaşımımız var. AK Parti iktidarında bu ülke garanti ödemeleri ile tanıştı. Yani sen git Londra’daki bankerlerden hesabını kitabını yap. Finansmanını ayarla. Buraya getir, yol yap. Biz sana yolun 30 yıllık, 25 yıllık gelirini taahhüt ediyoruz. Hem de onların enflasyonunu da katarak. Arabalar geçecek ya geçmezse? Geçiş garantisi. Köprüyü kullanacaklar ya kullanmazsa? Geçiş garantisi. Tünele geçiş garantisi. Havaalanı yaptırdım, uçuş garantisi. Hastane yaptırdım. Hasta garantisi. Öyle bir hesap ki her şartta kazanıyor birileri. Hasta gelse de kazanıyor, kazanmasa da devlet veriyor, kazanıyor. Peki devlet nereden veriyor? Hepimizin cebinden veriyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu verilen garantilerin ve üç yıllık, dört yıllık gelirle karşılanırken maliyetler, üstüne 20 yıl verilen o garantilerin tamamını konuşacağız, tartışacağız, kaldıracağız. Ama garanti uygulamasını başka bir taraftan sürdüreceğiz. Nedir? Çiftçi üretirken doğru ürüne yönlendirip doğru bir planlamayla ne üreteceğini, kaça mal edeceğini, günü gelince kime satacağını bilecek. Biz, çiftçiye Türkiye’deki bütün üreticilere, hayvancılıkla uğraşanlara ve üretim yapanlara bundan sonra böyle geçiş garantisi değil, geçim garantisi vaat edeceğiz. Söz veriyoruz buna.”

“ZAM YAPMAK ERDOĞAN’IN AKLININ UCUNDAN BİLE GEÇMİYOR”

“Antep’te nüfusun büyük bölümü emekçiler ve emekliler. Beş aylık enflasyon yüzde 16,6. Bir yıllık hedefi beş ayda doldurdu. Şimdi açlık sınırı 35 bin lira olmuş. Yani neredeyse iki emekli birleşse bir tanesini açlıktan kurtaramıyor. Yoksulluk sınırı 114 bin lira olmuş. Beş emekli bir araya gelse birini yoksulluktan kurtaramıyorlar. Altıncı bir emekliye ihtiyaç var. Yani altısı bir araya gelecek, beşi açlıktan ölecek, bir tanesi yoksulluktan kurtarılabilir ancak. Devlet memurlarının, mavi yakalıların, beyaz yakalıların tamamı yoksulluk sınırının altında çalışıyor. Asgari ücret 28 bin lira ve bu şehrin en önemli sorun. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Niye? Çünkü zamanında doğru bir planlama yapılmadığı için ayrıca düşük kur, baskılanan kur, yarattığı dezavantaj da ihracatçıyı zorladığı için. Orada Mısır, Pakistan, Bangladeş 200 dolara eleman çalıştırdığı ve neredeyse bir tabak lapa pilavı eleman çalıştırdığı için burada ihracatta yarışmaya kalkana asgari ücret yüksek geliyor. Ama alana da çok düşük. Ve geldi yılın ortası. Seçimden önce, ‘Gerekirse dört kere ayarlarız’ diyen Erdoğan’ın aklının ucundan bile geçmiyor.”

“ÇÖZÜMÜ ANLATIRKEN PARTİMİZİN BAŞINA BUNLARI GETİRDİLER”

“Bir Ekonomi Koordinasyon Kurulumuz var, 11 kişiden oluşuyor. Her birisi alanında Türkiye’nin en iyilerinden biridir. Ekonomi Koordinasyon Kurulu çalıştı. Biz eğer bu darbeye maruz kalmasaydık duyurmuştuk da biliyorsunuz. Ekonomik Eşgüdüm Konseyi; Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nden ve MYK‘daki arkadaşlar. Türkiye’de dört aylık bir periyotta, başta da Gaziantep ve benzeri kalkınmada, desteklenmede çok önceliği olması gereken beş ilden başlayarak Türkiye’yi dolaşıp bunları konuşacak, artık sorunları, bildiğimiz sorunları tekrar etmek, yeniden yeniden dinlemek yerine ki bugün iş dünyasına da onu anlattım. Çok memnun oldular ve bunu mutlaka sürdürmeliyiz. Sayın Ümit Özlale ile yaptık bugün. Sorunları nasıl çözeceğimizi, iktidar olduğumuzda meselenin nasıl anlatılacağını ve nasıl halledileceğini anlattığımız bir iktidar yürüyüşüne başlamıştık. Malum ilk yıl seçim, ikinci yıl demokratik bir tüzük ve partinin nasıl iyi yönetileceği, üçüncü yıl parti programının tamamlanıp o parti programının bir iktidar programına ve bir hükümet programına çevrilmesi ile bunu anlattığımız dönemde partimizin başına bunlarını getirdiler.” 

“ASGARİ ÜCRET SEKTÖR VE İŞVEREN KORUNARAK ARTACAK”

“Asgari ücretle ilgili önerimiz… Asgari ücret normalde 28 bin lira iken biz 39 bin lira öneriyorduk. Ama bu artışın asgari ücretin genel artışındaki Sosyal Güvenlik Primi tahsilatı olarak alınıp SGK’nın kasasına koymak yerine öncelikli sektörler ve öncelikli işletmeler… 10 işçi çalıştırana kadarki işletmeler, özel alanlardaki korunması gereken KOBİ’ler, sektör olarak tekstil, dericilik, ayakkabı, deri giyim sektörü noktasında 10 bin 500 liralık işverene çalışan başına prim desteği. Bütün kaynak analizi ile birlikte; para buradan toplanacak ve buraya harcanacak. Böylelikle bu şehirde oturanın, bu şehirde çalışanın tekstilde 28 bin lira değil 39 bin lira asgari ücret alması ve alana 39 bin lira, verene ise 28 bin lira olması. Bu titiz çalışmayı arkadaşlarımız kimlerle çalıştılar, kimlerle paylaştılarsa, kimlere anlattılarsa o sektör için bir ümit ve Türkiye’de herkesin asgari ücretini arttırıp bazı sektörlerde işvereni koruyarak sürdürülebilir kılması. Niye? Kadına istihdam yaratıyor, yaygın istihdam yaratıyor ve o olmadığında hem işsizlik hem yoksulluk hem de ihracatta önemli bir yerde mevziden çekilmek anlamına geliyor. Ama bir yandan elbette katma değer yaratan, yüksek katma değerli, markalaşmış ürünlere olan ihtiyacı ve bunun olmadığı alandan stratejik olarak dönüşümle birlikte çekilmeyi de tarif ettiğimiz bir meseleyi konuştuk hep.”

“BU ŞEHRİN TİCARETE, SURİYE’YE DE YATIRIMA İHTİYACI VAR”

“Biz bu şehre bunları konuşmak için, biz bu şehre bunların üzerinden bir kalkınma hikayesi, yeni bir kalkınma hikayesi anlatmak için, yeşil kalkınmayı, yeşil dönüşümü, mor dönüşümü anlatmak için, özellikle de bu şehrin gençlerine bu şehirde ya da bu güzel ülkede hayal kurmayı, öyle valizleri zihinlerde toplamamalarını anlatmak için gelmek, konuşmak ve çalışmak istiyoruz. Bu şehrin Suriye’nin barışına ihtiyacı var. Bu şehrin bolca sınır kapısına ihtiyacı var, bolca ticarete ihtiyacı var. Bu şehrin gidip Suriye’yi yeniden inşa etmeye, Suriye’de yatırımlar yapmaya ihtiyacı var. Bu şehrin bundan sonraki süreçte doğru bir şekilde yönetilen bir ülkenin özenle baktığı ve gerçekten kalkınma için en önem verdiği üvey evlat gibi değil öz evlat gibi gözünün içine bakılan, okumasından, büyümesinden, başarmasından en çok ümit edilen evlatlardan biri olarak muamele görmeye ihtiyacı var.”

“CHP’DE BİR TANE DIŞ MİHRAK VARSA O DA SENSİN”

“Değerli başkanlarım, yöneticilerim, dostlarım, kardeşlerim biz bir yandan bunları yapmak için uğraşırken, bir yandan bizimle uğraşan Erdoğan bugün de döndü ve Cumhuriyet Halk Partisi için diyor ki ‘Efendim içlerinde bir şey var, biz hiçbir yerinde yokuz.’ Yemin ederim neresinde biliyor musunuz? Senin işin ne? Biz burada yapmışız partimizde kurultayımızda. Ardından ihtiyaç duyulmuş olağanüstü kurultayda geçerli oyların tamamını almışız. Sürekli bizimle uğraşan, davalar açtıran, davaları o adalet celladına yakından takip ettiren ve en sonunda da daha karar açıklanmadan hemen önce ‘İnşallah memleketimiz çok yakında hak ettiği gibi bir muhalefete kavuşacak’ deyip Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayını iptal ettiren, diyor ki ‘Hiçbir yerinde yokum.’ Bugün de çıkmış ‘İnşallah’ diyor ‘CHP dış mihraklar tarafından içine sokulanlardan kurtulacak’ diyor. Vallahi CHP’de bir tane dış mihrak varsa o da sensin. Senin parti üstünde yaptığın hesaplar. ‘Dış mihrakların tercih ettiği yönetici’ dediği memlekete Amerika’nın büyükelçisi geliyor, diyor ki ‘Vallahi’ diyor ‘Trump, çok akıllı adam’ diyor. ‘Erdoğan’la anlaşacak’ diyor. ‘Onda olmayanı verecek, onda olanların hepsini alacak’ diyor. ‘Onda olanların hepsi’ dediği nadir toprak elementlerini diyor. Bizim buradaki işte Ordu’nun, Giresun’un yüzde 80’i madenlere açılmış, madenleri maden ruhsatlarını. Altınları diyor, Kaz Dağı’nın altındaki altınları diyor. Diyor ki ‘Erdoğan’dan her şeyi alacak.’ ‘Uçak siparişini’ diyor, 250 tane. Ucuzu varken Amerika’dan pahalıya doğalgaz almayı söylüyor. Her şeyi alacak diyor ‘Ona olmayanı verecek’ diyor. Ne olmayan? Olmayan meşruiyet. Buradan, ‘Dış mihrakların tercih ettiği CHP’deki kişiler’ diyene diyorum ki dış mihrakların tercih ettiği birisi varsa o da memleketin başında tutmak için bin türlü plan yapıp bunu da açıktan söyleyen Amerika’dır, Trump’tır, sen Trump’ın hesabısın. Biz milletin hesabıyız. Biz binadan çıktık, millete sığındık. Bugün geldik Gaziantep’in vicdanına sığındık. Milletle birlikte yürümeye devam edeceğiz.”

“MİLLETİMİZLE BİRLİKTE BU OYUNU BOZACAĞIZ”

“Hem partililerimizi hem vatandaşlarımızı bir konuda bir kez daha uyarmak, hatırlatmak isterim. Bugün CHP’de bir iç çekişme, bir iç tartışma yoktur. Bugün AK Parti’nin yargı kolları eliyle Cumhuriyet Halk Partisi’nde hukuksuz bir işgali vardır. Bizimle yarışmaktan korkanlar partimize butlan atayarak, kayyım atayarak partimizi adaysızlaştırmanın, kurumsuzlaştırmanın, lidersizleştirmenin hesabı içindedirler. Bu yüzden biz bundan sonra meseleyi bir kez daha ifade ederim ki Erdoğan’la milletin iktidarı değiştirme umudu arasında görüp partimizde tüm hukuki süreçleri sonuna kadar işletip Gazi’nin kurduğu, emanet ettiği partiye sonuna kadar sahip çıkıp ama Erdoğan’ın hesabı, birilerinin hesabıyla uyuşacaksa ve bu parti baş aşağı çakılmak üzere bir kötü planın parçası yapılmaya çalışılacaksa hele hele bu partinin önümüzdeki dönem Erdoğan’ın iktidarının bir dönem daha sürmesi planının parçası halinde bu parti üzerinde bir takım oyunlar oynanacaksa aha da söylüyorum, ‘Biz bu oyunu bozacağız.’ Biz bu oyunu bozacağız. And olsun ki biz bu oyunu bozacağız. Bu oyunu Gazi’nin adını taşıyan Gaziantep’ten ilan ediyorum, bu milletle birlikte bu oyunu bozacağız. Ya bir yol bulacağız ya yeni bir yol açacağız ama eninde sonunda bu iktidarı değiştirip Gazi’nin partisini tekrar iktidar yapacağız. Söz veriyorum. Omuz verenlere, katkı sağlayanlara, yolumuzda yoldaş olanlara, yanımızda olanlara selam olsun. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Sağ olun, var olun.”

➽ Paylaş:
“AKP karanlığının erişim yasağı ile engellediği SivriSinekCaz'a ücretsiz Opera VPN ile kolay ve sorunsuz erişebileceğinizi biliyormuydunuz?..”
Okurlara..