Milli takım kılıfı geçirilmiş MİLYARLIK RANT KAPISI!..
Milli Takım’ın Dünya Kupası’ndan elenmesinin ardından TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “Söz verdiğim gibi futbolculara o villaları vereceğim” çıkışı, Milas’taki Bargilya Tuzla Sulak Alanı’nı yeniden gündeme taşıdı. Bu tartışma artık bir prim tartışması değil doğa, kamu yararı ve kişisel çıkar arasındaki çizginin nasıl silindiğini gösteren büyük bir rant dosyası...İbrahim Hacıosmanoğlu’nun villa ısrarı: Milli takım primi mi, milyarlık rant kapısı mı?
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, A Milli Takım’ın Dünya Kupası sürecinin ardından yaptığı açıklamada, futbolculara vaat ettiği villalardan geri adım atmayacağını söyledi.
Hacıosmanoğlu, “Orası SİT alanı falan değil. Bütün izinler alındı ve inşaat başlayacak. Kesinlikle söz verdiğim gibi futbolculara o villaları vereceğim” ifadelerini kullandı.
Aynı açıklamada FIFA’dan gelen 14 milyon dolarlık prime TFF’nin 2 milyon dolar daha eklediğini ve paranın futbolculara dağıtıldığını da anlattı.
Ancak mesele Hacıosmanoğlu’nun sunduğu gibi “söz verdim, sözümü tutarım” meselesi değil. Mesele, Türkiye’nin en hassas sulak alanlarından birinin çevresinde, yıllardır yargı kararlarına, bilimsel itirazlara, çevre örgütlerinin mücadelesine ve yerel halkın tepkisine rağmen sürdürülmek istenen dev bir inşaat projesi.
ALAN MUĞLA'NIN MİLAS İLÇESİNDE
Üstelik kamuoyuna “Bodrum villası” diye pazarlanan alan, Bodrum’da değil Muğla’nın Milas ilçesinde, Mandalya Körfezi çevresinde, Bargilya Tuzla Sulak Alanı’nın ekolojik etki alanında bulunuyor.
Hacıosmanoğlu’nun daha önce “Ağaoğlu’nun projesiydi, biz devraldık. 4 bin villa yapacağız” dediği proje de açık kaynaklarda Net Holding-Ağaoğlu hattıyla ve hasılat paylaşımı modeliyle anılıyor.
Net Holding ise 2024’te yaptığı açıklamada, Milas Projesi için Ağaoğlu Şirketler Grubu ile 2006’da imzalanan sözleşmede değişiklik olmadığını duyurdu.
BODRUM VİLLASI DEĞİL, YAPAY KENT
Bu yüzden ilk büyük yanılsama “villa” kelimesinde başlıyor. Kamuoyunun önüne birkaç futbolcuya verilecek lüks evler görüntüsü konuluyor.
Oysa proje dosyalarında tarif edilen şey, birkaç evden ibaret değil. Kaynaklarda yer alan bilgilere göre proje 3 bin 683 villa/konut, golf sahası, 230 odalı golf oteli, 505 odalı spa oteli, 255 odalı apart otel, günübirlik tesisler, ticaret merkezleri, yollar, eğitim ve sağlık tesisleriyle birlikte büyük bir turizm ve konut yerleşimi anlamına geliyor. Proje alanının yollar ve tesislerle birlikte 4 milyon 454 bin metrekareye ulaştığı, öngörülen inşaat alanının ise 743 bin metrekare olduğu belirtiliyor.
Başka bir ifadeyle, Hacıosmanoğlu’nun “futbolculara villa” diye anlattığı şey, sulak alanın yanı başında nüfusu on binleri bulabilecek yeni bir yapay kent kurma girişiminin vitrini.
Bu vitrinin en kullanışlı malzemesi de Milli Takım. “Başarı primi” söylemi, yıllardır toplumun ve yargının karşı çıktığı bir projeye milli duygu ambalajı giydirmenin aracına dönüşüyor.
BARGİLYA NEDEN BU KADAR KRİTİK?
Bargilya Tuzla Sulak Alanı, sıradan bir boş arazi değil. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar 4. Bölge Müdürlüğü, resmi sayfasında Metruk Tuzlası Sulak Alanı’nın 31 Temmuz 2019’da “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” olarak tescil edildiğini, 22 Eylül 2021’de yönetim planı ve koruma bölgelerinin onaylandığını belirtiyor.
Aynı kaynağa göre 3 bin 376 hektarlık tescil sınırının 283 hektarı hassas koruma bölgesi, 190 hektarı kontrollü kullanım bölgesi, 280 hektarı ise sürdürülebilir kullanım bölgesi olarak belirlenmiş durumda.
Tuzla Gölü ve çevresi, 26 Haziran 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4167 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak tescil ve ilan edildi.
Bu karar, Hacıosmanoğlu’nun “SİT alanı falan değil” sözünü en baştan tartışmalı hale getiriyor. Çünkü ortada yalnızca çevrecilerin iddiası değil, devletin kendi koruma kararı var.
Milas Kaymakamlığı’nın resmi tanıtımında da Tuzla Sulak Alanı’nın 2001’de IBA yani “Important Bird Area / Önemli Kuş Alanı” olarak belirlendiği, kış aylarında göçmen kuşlara ev sahipliği yaptığı, flamingo, pelikan, ördek, balıkçıl ve birçok su kuşu türünün burada görüldüğü aktarılıyor.
EKOSİSTEM OLARAK DÜŞÜNÜLMELİ
Aynı metinde, Metruk Tuzlası ve Güllük Dalyanı’nın yer altı sularıyla birbirini destekleyen bir çanak oluşturduğu ve bu nedenle sulak alanın tek bir ekosistem olarak düşünülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Bu cümle çok önemli: “Tek bir ekosistem.” Çünkü inşaat şirketlerinin ve projeyi savunanların sıkça başvurduğu yöntem, alanı parçalara bölmek.
“Villa şurada, sulak alan burada”, “inşaat çekirdeğe değmiyor”, “biz alanın dışındayız” gibi savunular, sulak alan gerçeğini saklıyor. Sulak alan yalnızca suyun göründüğü yer değil. Onu besleyen yer altı suları, yamaçlardan gelen yağmur akışları, sazlıklar, çamur düzlükleri, tuzcul çayırlar, kıyı ekosistemi, beslenme ve üreme alanları, kuşların konakladığı koridorlar bu sistemin tamamı.
SULAK ALAN BETONLA PAZARLIK KALDIRMAZ
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği de bu nedenle yalnızca su yüzeyini değil, havza ölçeğini dikkate alır.
Yönetmeliğe göre sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunlu, arazi ve su kullanım planlamalarında sulak alanların işlev ve değerlerinin korunması gözetilmeli. Yönetmelik ayrıca havzada yapılacak proje ve faaliyetlerin sulak alana etkisinin dikkate alınacağını açıkça söyler.
Aynı yönetmelik sulak alanların doldurulmasını ve kurutulmasını yasaklar sulak alanların ekolojik karakterini ve fonksiyonlarını olumsuz etkileyecek ölçüde yer üstü ve yer altı suyu alınamayacağını, sistemi besleyen suların yönünün izinsiz değiştirilemeyeceğini düzenler.
Bu hükümler, Bargilya’daki itirazın özünü anlatıyor. Proje “ben gölün içine girmiyorum” diyerek aklanamaz.
Çünkü dev bir konut ve turizm yerleşimi yolları, altyapısı, atık suyu, otelleri, golf sahası, peyzaj sulaması, hafriyatı, araç trafiği ve nüfus baskısıyla sulak alanın su rejimini, kuş habitatlarını ve ekolojik karakterini kaçınılmaz biçimde etkiler.
UNESCO'NUN SÖZLEŞMESİ NE DİYOR?
UNESCO’nun Ramsar Sözleşmesi’ne ilişkin özetinde de sulak alanların yalnızca kuşlar için değil, tatlı su temini, taşkın kontrolü, yer altı suyu beslenmesi, biyoçeşitlilik ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından vazgeçilmez ekosistemler olduğu belirtiliyor.
Bargilya gibi kıyı lagünleri, deniz suyu ile kara suyu arasındaki hassas dengeyi kurar. Bu denge bozulduğunda yalnızca kuşlar değil, bölgenin içme-kullanma suyu, balıkçılığı, yerel geçim kaynakları ve kıyı ekosistemi de zarar görür.
YARGI SÜREÇLERİ RASTLANTI DEĞİL
Bu proje yıllardır tesadüfen tartışılmıyor. Daha önce verilen ÇED kararları mahkemelere taşındı, iptal kararları verildi, yeni başvurular yapıldı, süreç yeniden başladı.
Muğla 1. İdare Mahkemesi, Ali Ağaoğlu’nun şirketi Akdeniz İnşaat Eğitim Hizmetleri A.Ş.’nin Turizm Kenti Projesi için verilen ikinci “ÇED olumlu” kararını iptal etti.
Mahkeme, telafisi güç zararlar doğuracağı açık olan proje için çevresel etkilerin ciddi tehdit oluşturduğunu vurguladı.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Ortada “birkaç çevreci itiraz ediyor” diye geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir dosya var. Bilirkişi raporları, mahkeme kararları, meslek odaları, yerel yönetimler, çevre örgütleri ve bölge halkı yıllardır aynı noktaya işaret ediyor: Bargilya çevresi yapılaşmaya açılırsa, bu yalnızca bir parselin kullanımı değil, bütün bir ekosistemin kaderi olur.
RANT HESABI: “HEDİYE” DENİLEN ŞEYİN ARKASINDAKİ SERVET
Hacıosmanoğlu’nun projeden kişisel olarak ne kadar kazanacağına dair kesin bir rakam söylemek için ortaklık yapısının, sözleşmelerin, hasılat paylaşımı oranlarının, parsel bazlı mülkiyetin ve Hacıosmanoğlu ya da şirketlerinin projedeki hukuki konumunun açıklanması gerekir.
Açık kaynaklarda bu tablo şeffaf değil. Zaten sorunlardan biri de bu: TFF Başkanı, kamuoyuna “4 bin villa yapacağız” diyebiliyor ama hangi sözleşmeyle, hangi payla, hangi ruhsatla, hangi finansmanla bu işin içinde olduğunu aynı açıklıkla ortaya koymuyor.
Yine de projenin yaratacağı rantın büyüklüğü kabaca hesaplanabilir. Emlakjet’in 5 Temmuz 2026 tarihli Güllük villa verilerinde ortalama fiyat 13 milyon 403 bin 754 TL, en pahalı ilan 30 milyon TL olarak görünüyor; Hepsiemlak’ta ise Güllük’te sıfır ya da yeni villa ilanları 19,9 milyon TL, 23,4 milyon TL, 32,7 milyon TL ve 35 milyon TL gibi fiyatlarla listeleniyor.
2,3 MİLYAR DOLARLIK RANT
Projede dosyalara yansıyan 3 bin 683 villa/konut sayısı baz alınırsa, yalnızca konut tarafında ortalama 13,4 milyon TL’lik muhafazakâr fiyatla yaklaşık 49,4 milyar TL’lik bir ciro ortaya çıkıyor.
Villa başına 20 milyon TL hesabıyla bu rakam 73,7 milyar TL’ye, 25 milyon TL hesabıyla 92,1 milyar TL’ye, 30 milyon TL hesabıyla 110,5 milyar TL’ye çıkıyor. 5 Temmuz 2026’da dolar/TL kurunun yaklaşık 46,8 olduğu dikkate alındığında bu, yalnızca konut tarafında yaklaşık 1,05 milyar dolar ile 2,36 milyar dolar arasında bir büyüklük demek.
Hacıosmanoğlu’nun kendi ifadesindeki “4 bin villa” sayısı esas alınırsa tablo daha da büyüyor: 20 milyon TL’lik satış fiyatıyla 80 milyar TL, 30 milyon TL’lik satış fiyatıyla 120 milyar TL’lik bir hacimden söz ediyoruz.
Burada futbolculara verilecek villalar, bu devasa hacim içinde pazarlama maliyeti gibi kalıyor. 26 futbolcuya 20-30 milyon TL bandından villa verildiği varsayılsa toplam değer 520 ila 780 milyon TL arasında olur.
30 villa hesabında bile 600 ila 900 milyon TL’lik bir büyüklükten söz edilir. Buna karşılık projenin yalnızca konut ciro potansiyeli onlarca milyar TL’dir.
MEŞRUİYET KAZANMA ARACI
Bu nedenle “kendi cebimden vereceğim” sözü, ilk bakışta fedakârlık gibi dursa da esas tabloyu ters yüz ediyor. Eğer bir proje, kamuoyu baskısı ve yargı süreçleri nedeniyle yıllardır ilerleyemiyorsa; Milli Takım üzerinden ona meşruiyet kazandırmak, birkaç villayı “hediye” diye sunarken geride çok daha büyük bir gayrimenkul rantının kapısını aralamak anlamına gelir. Hediye edilen şey birkaç ev değil; esas istenen, doğanın imara açılmasıyla oluşacak devasa değer artışıdır.
Hacıosmanoğlu bugün yalnızca bir iş insanı değil, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı. Bu sıfatla yaptığı her açıklama, yalnızca kendi ticari girişimini değil, kamuoyunun futbola, milli takıma ve federasyon yönetimine bakışını da etkiliyor.
TFF Başkanı’nın kendi ticari projesini Milli Takım başarısıyla ilişkilendirmesi başlı başına sorunlu. Çünkü Milli Takım, bir inşaat projesine rıza üretme aracı değil,
HACIOSMANOĞLU'NA SORULAR
Burada sorulması gereken sorular çok açık: Hacıosmanoğlu bu projede hangi sıfatla yer alıyor? Kendisinin veya şirketlerinin payı nedir? Net Holding’in “sözleşmede değişiklik yok” açıklamasına rağmen “biz devraldık” sözü hangi hukuki belgeye dayanıyor?
Futbolculara verilecek villalar hangi parsellerden, hangi ruhsatlardan, hangi mülkiyet üzerinden sağlanacak? Projenin ÇED ve yargı süreçleri tamamlanmadan “inşaat başlayacak” denilmesi hangi kamu güvencesine yaslanıyor?
Bu sorular yanıtlanmadan Hacıosmanoğlu’nun sözleri, kamu yararı adına değil kişisel ticari çıkar adına kurulmuş bir siyasi-ekonomik basınç gibi görünüyor.
Çünkü burada doğayı korumakla yükümlü kurumlara, yargıya, yerel halka ve kamuoyuna verilen mesaj şudur: “Ben söz verdim, bu proje yapılacak.” Oysa hukuk devletinde bir iş insanının sözü, sulak alanın koruma statüsünden, mahkeme kararlarından, bilimsel raporlardan ve kamu yararından üstün olamaz.
Bargilya Tuzlası Sulak Alanı
BARGİLYA’YA VİLLA DEĞİL KORUMA GEREK
Bargilya Tuzla Sulak Alanı’na inşaat yapılmamalı; çünkü burası kuşların göç yolu, lagün ekosistemi, yer altı sularının parçası, kıyı ekolojisinin dengesi, balıkçılığın ve yerel yaşamın dayanağı. Burası yalnızca flamingoların fotoğraf verdiği güzel bir manzara değil, Milas ve Bodrum’un doğayla kurduğu kırılgan ilişkinin en kritik noktalarından biridir.
Bu alana yapılacak büyük ölçekli turizm ve konut projesi, kaçınılmaz olarak su tüketimini artıracak, atık su ve altyapı baskısı yaratacak, habitatları bölecek, kuşların beslenme ve konaklama alanlarını daraltacak, kıyı ekosistemini parçalayacak ve bölgenin zaten kırılgan olan su rejimini daha da zorlayacak.
Bir kez beton döküldükten sonra geri dönüş neredeyse imkânsız. Sulak alanlar “sonra rehabilite ederiz” denilerek korunamaz korunmaları gereken anda korunmadıklarında kaybedilirler.
Hacıosmanoğlu’nun bugün yapması gereken futbolculara villa dağıtmak değil kamuoyuna belge dağıtmak. Projenin sözleşmelerini, pay oranlarını, ruhsatlarını, ÇED süreçlerini, parsel bilgilerini ve kendisinin bu işteki maddi pozisyonunu açıklamalı.
Çünkü mesele artık “başkan sözünü tutacak mı?” sorusu değil. Asıl soru şu: Bir TFF Başkanı, Milli Takım’ı kullanarak Türkiye’nin en değerli sulak alanlarından birinin imara açılmasına toplumsal rıza üretmeye mi çalışıyor?
Bargilya’nın ihtiyacı yeni bir kasaba, golf sahası, lüks villa ve pazarlama sloganı değil. Bargilya’nın ihtiyacı, devletin kendi verdiği koruma kararlarına uyması yargı süreçlerinin ve bilimsel raporların dikkate alınması kamu yararının birkaç milyar dolarlık gayrimenkul hesabına feda edilmemesi.
Milli Takım elendi. Ama Bargilya hâlâ direniyor. Bu ülkenin doğası, bir futbol başarısının primi, bir inşaat projesinin vitrini ya da bir başkanın “söz verdim” cümlesinin teminatı yapılamaz.
Eren Tutel / Birgün

