ÜLKEMİZ TOZ DUMAN
TÜRKİYEDE DURUM
Suay Karaman
Tüm Öğretim Elemanları Derneği
(TÜMÖD) Genel Sekreteri
Aylar sonra açıklanan Ergenekon adı verilen soruşturmanın iddianamesi, herkesin çok şaşırmasına, acı acı düşünmesine ve gülmesine neden oldu. Binlerce sayfadan oluşan iddianame ve ekleri okundukça, magazini andıran gülünç konular gündeme geliyor, inanılması çok güç olaylarla karşılaşılıyor. Üstelik acele olarak yazılan iddianamenin yazım dilini anlamak, olaylar arasındaki kopuklukları algılayıp, ilişki kurmak gerçekten çok zor. Ancak en azından on üç aydır iddianame olmadan tutuklananları düşününce, iddianamenin bu şekline de razı olmak gerekiyor.
Atatürk'ü eleştirmenin serbest olduğunu övünerek söyleyen Sabancı Üniversitesi rektörü, acaba kendi patronunu ya da kapitalizmin temsilcisi Sakıp Sabancı'yı eleştirebilir mi? Sabancı'ya yapılacak eleştiri rektörü kapı dışarı eder, ama Atatürk'e atış serbest…
Fransız Le Figaro gazetesinde Erdoğan - Sarkozy görüşmesiyle ilgili bir haber şöyleydi: "T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu pazar Nicolas Sarkozy ile yaptığı görüşmede, AB adaylığı çerçevesinde öngörülen başlıkların açılmasını ve AB'nin 27 ülkesinin AKP kapatıldığı takdirde Ankara ile koordineli şekilde tepki göstermelerini istedi." Başbakan, Fransa ve AB'yi kendi ülkesinin yargı kararına tepki göstermeye çağırmış. Zaten bunu hep yapıyorlar, sıkışınca kendi ülkelerini şikayet ediyorlar...
AKP ile ilgili kapatma davasından üç gün önce, devleti yönetenlerin gizli buluşması enteresan bir gelişme oldu. Türkiye'de ilk kez yaşanan bu olay, devletin ciddiyetinin sona erdirilmesi anlamına gelmektedir, açıklıktan, karanlığa geçişi simgelemektedir.
İstanbul'daki patlamada ölen 15 kişi ayrı bir insanlık dramıdır. İnsanın aklına ister istemez, Ergenekon soruşturmasına harcanan emeği, gece yarısı rektörleri, siyasetçileri, gazetecileri, bilim insanlarını toplamak için harcadıkları enerjiyi neden Güngören katilleri için harcamadıkları geliyor? Bu olayla ilgili olarak "teröristler utanıyor" diyen bir yöneticiye sahip olmak için, ülke olarak çok mu büyük suçumuz vardı?
Anayasa Mahkemesi'nin AKP hakkında verdiği karar da ilginç bir şekilde sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını haklı buldu ve AKP'nin laiklik karşıtı söylem ve eylemlerin odağı olduğunu, on üyenin oyu ile karara bağladı. Ancak yaptırım konusunda partinin kapatılmasını değil, devletten alacağı yardımın yarısının kesilmesini yeğledi. Fakat şu kesindir ki, Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre, açık kalması uygun görülen iktidar partisi AKP, laiklik karşıtı eylemlerin odağıdır. Evini gizli buluşmaya açan AKP milletvekili; "Türkiye konjonktürü Anayasa Mahkemesi'ni bu kararı almaya zorladı. Bu konjonktürün oluşmasında partimizin önemli katkıları vardır." demiştir. Bu sözlerle sanki yargıya darbe yaptık demek istemektedirler. Türkiye'de durum gerçekten çok karışık…
Ülkemiz son yıllarda tam anlamıyla toz duman olmuştur.
İnsan kaçakçılığı sonucunda ölenler, hastanelerinde bebeklerin ölmesi, tersanelerinde çalışanların ölmesi, kaçak kuran kursunda ölenlerin acıları toplumda derin yaralar açmaktadır. Toplumumuz her gün şehit haberleriyle derinden sarsılmaktadır. PKK terör örgütünün hala ABD ve AB'den destek aldığını göremeyen, ufku dar siyasetçilerle ülkenin yönetilemeyeceğini çok açıktır.
Son Yüksek Askeri Şüra (YAŞ) toplantısı da, bazı bilinmeyenlerin oluşmasına neden olmuştur. Yıllardan sonra ilk kez bu toplantıda laiklik karşıtı eylemler yüzünden hiç ihraç kararı çıkmaması herkesi şaşırtmıştır. Türkiye'nin her kurumunda, her yerinde irticai faaliyetler artarken, nasılsa askeriyede irticai faaliyetler yok oluvermiş. Yaş mı, kuru mu olduğu belli olmayan bu yılki YAŞ kararları, kafalarda soru işaretleri bırakmıştır.
Bu sene emekliye ayrılan Genel Kurmay Başkanı'na da bir trilyon liraya zırhlı, lüks ithal otomobil alınması ise korkunçtur. Önceki komutanlara neden böyle bir ayrıcalık yapılmadı, anlamak zor. Bu işi sorgulayanları ise, yalancılıkla itham edip, azarlıyorlar. Daima biz yaptık oldu mantığı ile hareket edenler, bir gün sert kayaya çarpıp duracaklarını düşünmelidirler.
Rektör atamalarında yapılan ayrımcılık ve partizanlık, hem üniversiteleri karışıklığa sokacak, hem de bilimi bitirme noktasına getirecek duruma gelmiştir. Rektörler üniversitelerde aldıkları oylara ve bilimsel ölçütlere göre değil, türbana bakış açılarına göre atanmışlardır.
İran cumhurbaşkanının Anıtkabir'e gitmemek için, ziyaretini İstanbul'a yapması, Dışişleri bakanı tarafından "ufak tefek detay" olarak yorumlandı. Bu zihniyet, zamanı gelince cumhuriyetin detay, demokrasinin ayrıntı olacağını söyleyeceğinden kuşku yoktur.
AKP genel başkan yardımcısı olan bir bayan, "gençleri korumak" için hazırladığı yasa tasarısı ile okullara ibadethane açılması, porno dergilerini alanların fişlenmesini önerdi. Üstelik bu uygulama Almanya'da da var diyerek yalan söylemekten çekinmedi. Gelen tepkiler üzerine, şimdilik yasa önerisini geri çekti.
Hemen yanı başımızda Gürcistan'da bir savaş yaşanmaktadır. Ülkemiz toz duman içinde ve devleti yönetenler bu kargaşa ortamında bir işadamının olanaklarıyla denizde ve karada tatil yapmaktadırlar. Siyasi iktidarın başı deliğe süpürülmemek için ABD'nin Ortadoğu'daki projesinde eş başkanlık görevini yürütmektedir. Başı, başka bir devletin projesinde görev alan bir hükümetten zaten ülkemizin sorunlarının çözümlenmesini bekleyemeyiz.
Hayat pahalılığı, yoksulluk ve enflasyonu artan, ormanları alev alev yanan ülkemizin, bu toz duman içinde geleceği de yakılmakta ve karartılmaktadır. Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu saptanan bir siyasi iktidar ile aydınlığa doğru yol almak zaten olanaksızdır. Bunu bilerek ve bilinçli hareket ederek, laik ve demokratik cumhuriyetimize sahip çıkanların bir araya gelerek, örgütlenmesi gerekmektedir. Örgüt bilinciyle hareket eden güçler, Kemalizm'in aydınlık yolunda başarıya ulaşacaklardır.
