Hukukun Üstünlüğü Yerine, Haksızlığın Üstünlüğü!

ÜSTÜNLERİN HUKUKU






Suay KARAMAN -

Tüm Öğretim Elemanları Derneği
(TÜMÖD) Genel Sekreteri -


SivriSinekCaz12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması öncesinde siyasi iktidar, propaganda amacıyla gerçek olmayan birçok söylemde bulunmuştu. “Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü…” söylemi, siyasi iktidarın en çok kullandıklarından biriydi. Yapılan yeni anayasa değişiklikleriyle, üstünlerin hukukuna son verip, hukukun üstünlüğünü egemen kılacaklarını bildirmişlerdi.

Bu amaçla Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapıları siyasi iktidarın isteği doğrultusunda yeniden şekillendirildi. Yapılan değişikliklerin yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracağı bildirilmesine ve bilinmesine karşın, siyasi iktidar inatla ve hırsla kendine bağımlı yargı oluşmasına yol açmıştır. Halk oylamasının kabulünden sonra HSYK’nın kuruluşu, teşkilatı, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarının düzenlenmesi amacıyla TBMM’de 11 Aralık 2010 tarihinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası kabul edilmiştir. Yapılan bu yasanın ardından HSYK tarafından Ocak ayı başında yayınlanan adli ve idari yargı kararnameleri ile ilke kararlarına ve objektifliğe aykırı atamalar yapılmıştır.

Balyoz davasında verdiği tahliye kararları nedeniyle eleştirilen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi, Eskişehir’e düz hakim olarak atanmıştır. Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın tutukluluğunun devamına karar verdiği için Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından tazminat ödemeye mahkum edilen hakimler arasında yer alan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi ise, terfi ettirilerek Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na atanmıştır. Adalet Bakanlığı listesinden HSYK yedek üyeliğine seçilen kişi, Ankara İdare Mahkemesi Başkanlığı’na atanmıştır. İlhan Cihaner’in idari yargıdaki davasında Adalet Bakanlığı’nın ‘hakimin reddi’ istemini kabul eden kıdemsiz üye ise 1. İdare Mahkemesi Başkanı olarak atanmıştır. Bu ve benzeri diğer atamalarla, HSYK’nın objektiflikten ne kadar uzak olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

11 Ocak 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa Tasarısı, Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ye gönderilmiştir. Son yapılan anayasa değişikliği ile, Anayasa Mahkemesi 17 üyeden oluşmaktadır ve bu üyelerden en az 8 tanesinin mutlaka hukukçu olması planlanmıştır. Ancak bu sekiz üyeden kaçının ceza hukukçusu olabileceği belli değildir. Yüce Divan yargılamasını ve bireysel başvuru hakkını, hukukçuların azınlıkta olduğu bir kurulun yapması çok düşündürücüdür.

Anayasa Mahkemesi ile ilgili tasarıda, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geniş yetkiler tanınmakta ve üyelerin hangi bölümlerde çalışacağını başkan tek başına belirlemektedir. Anayasa Mahkemesi Başkanına, gereksinim duyduğu alanlarda hizmet alımı yoluyla yerli ve yabancı uzman çalıştırma yetkisi verilmektedir. Anayasa Mahkemesi heyetinin görüşmelerdeki oylamanın gizliliğini korumaları yükümlülük altına alınarak, mahkeme üyelerine sıkı denetim getirilmektedir. Bunun sonucunda görüşmelerde üyeler, oylarının olumlu ya da olumsuz olduğunu açıklayamayacaklardır. Başkan ve üyeler hakkında hâkimlik mesleğinin onuru ile bağdaşmayan hal ve hareketleri nedeniyle disiplin soruşturması yapılabilecektir. Yapılacak bu soruşturmada üyeler hakkında telefon dinleme kararı bile çıkartılabilecektir.

Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerini yasaya uygunluk açısından denetimini yapıyordu. Tasarıyla hesap denetiminde Sayıştay’ın, Anayasa Mahkemesi’ne yardımcı olması öngörülmüştür. Sayıştay’ın gerektiğinde hesap denetlemesini partilerde de yapabilmesi planlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin yürüttüğü soruşturmalarda, tüm kamu kurumları, kamu görevlileri, gerçek ve tüzel kişiler soruşturma kuruluna bilgi verebilecektir.

Bu tasarıyla, Anayasa Mahkemesi’nin görüştüğü iptal davalarında, mahkemece esasın incelenmesine karar verilmesi halinde dava dilekçesi ile ekleri TBMM Başkanlığı ile Başbakanlık’a gönderilebilecek ve görüş istenecektir. Getirilen bu düzenleme, anayasanın 138. maddesinde “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi”nin tavsiye ve telkinde bulunamayacağı hükmüne açıkça karşıdır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay da dahil olmak üzere mahkeme kararlarını kaldırabilecektir.

Tasarıyla Anayasa Mahkemesi üye ve raportörlerine bazı mali avantajlar sağlanmıştır. Bu mali avantajlar yargı organları arasında bir dengesizliğin ortaya çıkmasını doğuracaktır. Anayasa Mahkemesi üyelerine bireysel başvuru hakkıyla birlikte ek maddi olanaklar verilmiştir. Halbuki bireysel başvuru hakkı, bir asli görevdir. Asli görevini yapanlara ek ödenek verilmesi, eşitlik ilkesine aykırıdır.

Danıştay Başkanı Mustafa Birden Anayasa Mahkemesi tasarısıyla ilgili yaptığı açıklamada şu görüşleri bildirmiştir: “Temel görevi adalet dağıtmak olan ve on binlerce insanın adaleti için çalışan Yargıtay ve Danıştay’ı yok saymak, bu kurumlara büyük haksızlıktır. Yargıtay ve Danıştay’ı hiçe sayarak, küçümseyecek şekilde hazırlanan bu tasarı bizi üzüyor. Tasarı yasalaşırsa yargı sistemi her yönüyle sakatlanır. Tasarı sorun çözmez, aksine çok daha büyük sorunlar yaratır.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker de Anayasa Mahkemesi tasarısıyla ilgili yaptığı açıklamada şu görüşleri bildirmiştir: “Böyle bir uygulama hayata geçerse, bunu söylediğimiz zaman yanlış anlıyorlar ama söylemek zorundayız; yargıda tamamen bir kaos ortamı oluşacaktır. Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay ve Danıştay’ın verdiği kararı iptal yetkisi yoktur. Bu yetki Anayasa’nın 148. maddesine yüzde yüz aykırı olan bir yetkidir. Danıştay ve Yargıtay yüksek mahkemeler olarak, idari ve adli yargıda son noktayı koyan merciler, bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne böyle bir yetki verilmesi bir süper temyiz yetkisi oluyor. Hiçbir zaman bir mahkemenin, bir yüksek mahkemenin verdiği kararı iptal etme yetkisi yoktur. Bu durum, Anayasa Mahkemesi’ne verilen yetki, aynı zamanda kesin hüküm ilkesine de aykırıdır. Bu durum yargıda korkunç bir kaos yaratır, yargıya olan güveni ortadan kaldırır, bundan vazgeçilmesi gerekir.”

Hukukun üstünlüğü yerine, üstünlerin hukukunu getirmekte kararlı olan siyasi iktidar, yüksek yargıdan gelen seslere de kulaklarını tıkamıştır. TBMM’de görüşülecek bu tasarı için başta muhalefet partileri olmak üzere tüm milletvekillerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Aynı zamanda bu sorumluluk, tüm demokratik kitle örgütlerine ve vatandaşlarımıza da görev olmalıdır. Yargıyı siyasi iktidara bağımlı hale getirirsek, demokrasiyi de bitirdiğimiz çok iyi bilinmelidir..



İlk Kurşun


*

➽ Paylaş:

➽ Gözden Kaçırmayın... ➽ Bunları Okudunuz mu?..

“AKP karanlığının erişim yasağı ile engellediği SivriSinekCaz'a ücretsiz Opera VPN ile kolay ve sorunsuz erişebileceğinizi biliyormuydunuz?..”
Okurlara..
.com/img/a/