Kendi Tarihinden Habersiz Başbakan
Milliyetçilik ve Erdoğan!
Orhan BİRGİT

Zira kendisine, altından kalkamayacağı şekilde yanlış metinler hazırlıyorlar.
O da önündeki prompterlere bakıp, yazılmış olanları seslendiriyor.
Salı günkü Grup konuşmasında da öyle yaptı. O yalan yanlış metni deneyimli
bir hafızdan dinlemek için bindirilmiş kıtalarla parlamentoya taşınmış olan
yandaşlarının koro halinde söyledikleri “Beraber Yürüdük biz bu yollarda.”
şarkısından duygulanarak “Milliyetçilik ve Ulusalcılık” kavramları üstünden
Atatürk ve İsmet İnönü’ye yüklendi.
“Irkçılık genlerinde” diye başladığı suçlamalarına kanıt olarak “1940 Türk
Antropoloji Enstitüsü Tarihçesi kitabında incelenmiş, ya da incelenmeyi
bekleyen kafatası resimleri var. Gerek Reisicumhur olarak o zaman Gazi Mustafa Kemal
ve aynı şekilde İsmet Paşa’nın da Başkomutan olarak imzası var. Bu insani mi?”
sorusunu yöneltti.
Konuşma metnini okursanız, sözü edilen kitabın Dr. Nurettin Ali adında
dönemin bilim adamlarından birisi tarafından yazılmış olduğunu da öğrenmiş
olursunuz.
Erdoğan’ın konuşma konularını seçen ve metin yazarlığını da yapan kadronun
rahmetli Ord. Prof. Dr. Nurettin Berköz’ün, İstanbul Tıp Fakültesi’nde Anatomi
Kürsüsü Başkanlığı yaptığını ve uzmanlık dalı gereği hazırladığı kitaplarda da
yine o dönemin güncel tartışmaları arasında yer alan “insanların kökenleri”
üstünde bilimsel çalışmalar yaptıklarını bilmediklerini görürsünüz.
Bir bilim adamının, yazmış olduğu kitabı öven dönemin Cumhurbaşkanı ile
Başbakanı’nın beğenmelerinden ötürü , aradan onca yıl geçtikten sonra yine bir
Türk Başbakanı’nın yalan yanlış bilgilerle yapmış olduğu konuşma ile
suçlanmaları, çoktandır ele almayı düşündüğüm “Milliyetçilik” tartışmalarına bir
ucundan karışmamı gerektirdi.
Kendi Tarihinden Habersiz Bir Başbakan.
Erdoğan ,ısrarla sadece Gazi Mustafa Kemal olarak sözünü ettiği, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün 1938 tarihinde aramızdan ayrıldığını bile
bilmediği için cahil cühelaların önüne koyduğu metindeki sözlerin 1940’da
söylenmiş olduğunu dile getirebiliyor!
Ve daha kötüsü, bu yalan yanlış bilgilerle Çankaya’ya çıkarak Atatürk’ün
koltuğuna oturmak için Kürt kökenli yurttaşların oylarını alabilmek için
Milliyetçilik kavramını gerekirse ayaklar altına almaktan söz edebiliyor!
Çünkü onun bir toplumun birleştirici çimentosu olan değerlere sosyolojik
bakışı, “millet”den daha önce geldiğine inanmış olduğu “ümmet” kavramını birinci
sıraya oturtur. Oysa, Musevilikten başka öteki dinler, o arada İslamiyet birden
çok ülkenin yurttaşlarının inançlarına kaynak olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahın “kul” olarak isimlendirdiği çeşitli etnik
kökenden gelmiş olanlar, ümmet şemsiyesi ya da çadırı diyebileceğimiz bir çatı
altında toplanmışlardı.
Ama mesela Araplar, daha Birinci Dünya Savaşı başlamadan, Batı’da esen
milliyetçilik rüzgarlarının etkisi ile Halife’ye baş kaldırdılar.
Topraklarındaki Osmanlı askerlerini işgalci düşmanlar olarak gördü ve suikastlar
düzenlediler. Müslümanlık bu suikastları engelledi mi?
Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katılanların Halife’ye baş kaldırdıkları gerekçesi
ile katlinin vacip olduğunu söyleyen Şeyhülislam, adı üstünde o dönemin en
yetkili din adamıydı!
Atatürk , daha Osmanlı Paşası olduğu zamanlarda Fransız İhtilali’nin,
Avrupa’da estirdiği milliyetçilik rüzgarlarının etkisi ile başta Ernest Renan
olmak üzere yabancı düşünürlerin eserleri ile tanışmıştır. Dahası, Bingazi’de
subay olarak görev yaptığı 1913’lerde İtalyanların kışkırtmasıyla da olsa Arap milliyetçilerini
görmüştür.
Bir Balkanlı olduğu içindir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atarken
doğduğu topraklarda İmparatorluğa baş kaldıran etkenlerin başında Bulgar, Sırp
ve Yunan milliyetçilerinin verdikleri mücadeleleri tanımaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nı başlatan ilk örgütlenmelerin yapıldığı Erzurum ve Sıvas
Kongrelerine katılan delegeler, kendilerini Kürt, Laz, Çerkez ve Türk , Arap ve
Gürcü olarak tanımlayanlardan oluşur. Ve Birinci Millet Meclisi’nde de Mustafa
Kemal’i yalnız bırakmazlar.
1923’te kurulan Cumhuriyetle birlikte vatandaşlık ya da yurttaşlık kavramını
tanımaya başlayan halkın ufkunu açmak amacıyla okullarda Yurttaşlık Bilgisi adı
altında verilen dersin kitabını manevi kızı olan Prof. Afet İnan’a
yazdırtır.
Bu yazıyı hazırlarken danıştığım kaynaklardan birisi olan Sayın Ayşe Hür,
O’nun 1923 te “Üç buçuk yıl önce dini bir cemaat olarak yaşıyorduk. O zamandan
beri Türk milleti olarak yaşıyoruz” dediği bir konuşmasından söz etti.
Cemaatten millete geçiş gerçekten kolay olmadı. Sayın Erdoğan’ın da günümüzde
ülkenin Başbakanı olarak, hâlâ millet kavramının ne anlama geldiğini bilmediği
anlaşılıyor.
Milliyetçiliği, etnik kökene dayandıranlar ve bu nedenle ırkçılığı savunanlar
olmadı mı? Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın etkisi ile mesela Nihal Atsız gibi
düşünürler Alpaslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Prof. Zeki Velidi Togan, Nurullah
Barıman , ırkçılığa dayanan ve Turancılık adını verdikleri görüşleri nedeni ile
7 Eylül 1944’te İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandılar.29 Mart 1945’te
sona eren yargılamalar sonunda çeşitli cezalara çarptırıldılar.
Başbakan bu argüman için ne düşünür bilmem. Ama dönemin Cumhurbaşkanı
İnönü’nün ırkçı Turancılar aleyhine yaptığı konuşmayı da arşivlerden çıkartarak
okursa hayli yararlanacağını sanırım.
Atatürk Milliyetçiliği
Başından bu yana yazmaya çalıştıklarım Başbakanımıza , yakın tarihimizin
gerçeklerini anlatmaktır.
Balkan kökenli olan Atatürk niçin “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye
Halkına Türk ulusu denir” demiştir. Ve güney doğu kökenli olan babasının
“Kürtzade”ler diye tanımlandığını söyleyen Bülent Ecevit, annesi Nazlı Hanımın
da Boşnak kökenli olduğunun altını çizerek Demokratik Sol Parti’yi kurarken
neden ulusalcı sol diye bir kavram ortaya atmıştır?
Kendi tarihlerini bilmeyen kuşaklar, onları kültür hegemonyalarının altına
almak için fırsat kollayan emperyalist güçlerin saldırıları altında ezilmeye
mahkûmdurlar.
Bu nedenle bu konuya salı günü de değinmekte yarar var.