Yandaş Gukuk!
HUKUK, GUGUK OLDU…
Ali ERALP
Özdemir Asaf bir şiirinde şöyle der:
“İnsansız adalet olmaz. / Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu? /Ama, olmaz olsun!”
Peki, “Adaletsiz devlet olur mu?”
“Olur, olmaz olur mu? Ama olmaz olsun…”
Günümüzde, şu yaşadığımız ortamda, adının içerisinde “Adalet” sözcüğü bulunan bir siyasal parti, Cumhuriyet döneminin en büyük adaletsizliğini yapıyor.
Batı’nın en büyük mağazalarından giyinen, en lüks konaklama yerlerinde saltanat süren, dilediği gibi yaşayan bir mutlu azınlığın adaleti uygulanmaktadır bugün Türkiye’de.
12 Mart, 12 Eylül faşist dönemlerini yaşayan Türkiye, şimdiye dek böyle bir baskı, şiddet görmedi.
Böyle zulüm görmedi.
AKP iktidarı bir öç alma, bir intikam makinesi gibi çalışmaktadır.
O, bir Öç alma iktidarıdır.
Nefret iktidarıdır.
Atatürk’ten, Kubilay’dan, Cumhuriyetten, devrimcilerden, devrimlerden nefret etmekte, öç almaktadır. İhanet erbabı, işbirlikçi, dinci atalarının öcünü almaktadır.
Ulusalcılardan, tam bağımsızlıktan yana olanlardan, vatanseverlerden nefret etmekte, öç almaktadır.
Gençlerden nefret etmekte, öç almaktadır… Tutuklama, işkence sırası şimdi gençlere gelmiştir.
Sabahın köründe evlere baskınlar düzenlenmekte, 17 – 18 yaşında gençler alınıp götürülmekte, sorguya çekilmektedir.
Suç aleti çantadan çıkan yumurtadır.
Limondur.
Evdeki çekiçtir. Gaz maskesidir. Kasktır.
Türk bayrağıdır…
PKK paçavrası, bebek katili posteri taşımak, PKK mezarlığı açılışı yapmak serbesttir.
AKP iktidarında pala, sopa, meşe odunu ile adam yaralamak, adam öldürmek suç sayılmamaktadır. Halkın ve tüm dünyanın gözü önünde, tabancasını çekip, taammüden (bile bile) adam öldüren polis bile serbest bırakılmakta, yargılanması durdurulmaktadır.
Sivil giyimli, eli odunlu, eli palalı yaratıklar köşe başlarını tutmuş, polis gazından, suyundan, copundan kaçan gençlerin yolunu çevirerek, öldüresiye dövmekte, katil, “35 kişiyi saf dışı bıraktığını” ballandıra ballandıra anlatmaktadır.
Yargıçlar, savcılar bu cani ruhlu yandaşları tutuksuz yargılarken, 6 yıldan bu yana haksız yere zindanlarda çile çeken yurtseverler, Avrupa İnsan Hakları ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen içeride tutulmakta, cezaya dönüşen tutukluluk hallerine son verilmemektedir.
Günümüz Türkiye’sinde hukuk, yandaş hukuk anlayışına göre yürütülmekte, yönlendirilmektedir. İktidarın uygulamalarına sözle, yazıyla, çeşitli demokratik direnişlerle karşı çıkanlar, muhalefet edenler, en ağır cezalara, sövmelere, saymalara, işkencelere maruz kalırken; iktidarın gönüllü eşkıyaları, yandaşlar, cinayet işlese bile korunmakta, saklanmakta, gizlenmekte, yargıya teslim edilmemektedir.
Günümüz Türkiye’sinde hukuk, guguk olmuştur.
OLMAZ OLSUN BÖYLE HUKUK…
“Adalet mülkün temeli” olmaktan çıkmış, siyasallaşmış, iktidarın emrine girmiştir…
Oysa tüm mahkeme duvarlarında “Adalet mülkün temelidir” diye yazar.
“Adalet mülkün temelidir” özdeyişini ilk kez Hz. Ömer’in kullandığı söylenir. Atatürk’ün sözüdür diyenler de var.
Burada “mülk” devlet anlamına gelmektedir. Mülk sözcüğünü “yönetim” olarak da alabiliriz. Yani “Adalet, devletin temelidir ya da “Adalet, yönetimin temelidir” diyebiliriz. Ama bu sözde “mülk” kesinlikle mal, zenginlik anlamını taşımamaktadır.
Nasıl çevrilirse çevrilsin, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, bu özdeyişte asıl vurgulanmak istenilen gerçek, devletin ve yargının vatandaşlarına adaletli davranması; hak hukuk sınırları içerisinde kalarak ona destek vermesi, arka çıkmasıdır.
Devletin ve iktidarların kalıcılığı, yüceliği buna bağlıdır.
Kimsesizlerin kimsesi olmak aynı zamanda onun anayasal bir görevidir de.
Peki, Türkiye’nin bugünkü ortamında adalet mülkün temeli olabilir mi?
Bu mümkün müdür?
Ya da şöyle soralım:
Günümüzde adalet mi mülkün temeli, mülk mü, yani iktidar mı adaletin temelidir?
Bu soruları sormak en doğal hakkımızdır bizim.
ÇÜNKÜ NEREYE BAKSAK, HANGİ YANA DÖNSEK “ADALET”İ DEĞİL, “ADALE”Yİ (KAS) GÖRÜYORUZ. Sevgili yurdumuzda orman kanunları yürürlüktedir, hem de cangıl ormanı…
Bileği güçlü olan, varlıklı olan, suyun başını tutanlar hakkını fazlasıyla alıyor. Kendi hukukunu işleterek canını, malını, mülkünü koruyor. Korumak bir yana, durmadan artırıyor, çoğaltıyor…
Altta kalanın ise canı çıkıyor… Ailesinin geçimini sağlamak için bayrak satanlar bile gözaltına alınıyor.
Ama bu böyle devam etmez.
Çünkü Atatürk gençliği nöbeti devralmıştır. Atatürk gençliği görev başındadır. Ayaktadır…
1 Mayıs Marşında söylendiği gibi:
Ancak bu böyle gitmez.
“Yepyeni bir güneş doğar / dağların doruklarından / Mutlu bir hayat filizlenir / Kavganın ufuklarından/ Yurdumun mutlu günleri / Mutlak gelen gündedir…”
Gün gelir, gün gelir / zorbalar kalmaz gider / Devrimin şanlı yolunda / Bir kâğıt gibi erir gider…”
İlk Kurşun