Çok kirli çamaşırlar ve...
İLLEGAL PARALEL YAPI
Güner YİĞİTBAŞI
17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile köşeye sıkışan AKP lideri Tayyip Bey, siyasal kavramlarımız arasına, paralel yapı kavramını yerleştirmiş bulunmaktadır.Tayyip Bey’e göre, paralel yapı nedir?
Tayyip Bey‘e göre paralel yapı; AKP iktidarı tarafından, Türkiye Cumhuriyetinin, emniyet ve yargı başta olmak üzere tüm devlet kadrolarının, adına Gülen Cemaati denilen dini bir cemaat ile paylaşılarak güle oynaya oluşturulan illegal koalisyonun, çıkar ve iktidar çatışmasından dolayı bozulması sonucu, Gülen Cemaatince AKP iktidarına karşı açılan savaş ve bunun sonucunda AKP iktidarının yolsuzluk ve kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesinden sonra, Gülen Cemaatinin devlet içindeki yapılanmasına, Tayyip Bey tarafından takılan isimdir.
Tayyip Bey, aslında Gülen Cemaatine karşı haksızlık yapmaktadır.
Bize göre, AKP iktidarının Gülen Cemaati ile oluşturmuş olduğu, 17 Aralık operasyonundan sonra dağılan bu koalisyon; başından beri, Tayyip Bey ile Gülen Cemaatinin dostça, güle oynaya ülkeyi idare ettikleri cicim ayı ve yıllarında da, devlet içinde Anayasaya ve yasalara aykırı olarak oluşturulmuş, illegal paralel bir yapı olup, AKP iktidarı, bu illegal paralel yapının, Gülen Cemaatine yardım ve yataklık yapan, ona paravan olan diğer ortağıdır. Tayyip Bey, 17 Aralık’tan sonra, aldanmışız diyerek, bu illegal ve gayrımeşru paralel yapının ortaklığından kendisini asla soyutlayamaz.
Tayyip Bey ve yandaşları artık bilmelidirler ki; seçim ve sandık, demokrasinin gerekli, ancak yeterli olmayan bir unsurudur.
Doğrudur, demokrasilerde, iş başına gelecek olan siyasal iktidarlar, ancak ve ancak seçim sandıklarında millet tarafından belirlenirler, iktidarlar, meşruiyetlerini seçim sandığında seçilerek kazanırlar, ancak, bu da yeterli değildir. Siyasal iktidarlar, dört yılda bir yapılan seçimlerle, göreve getirilirlerken kazandıkları bu meşruiyetlerini, dört yıl sonra yapılacak olan yeni seçimlere kadar ülkeyi yönetirlerken, Anayasanın koyduğu ilkelere ve Anayasaya uygun olarak çıkarılan diğer yasalara uygun davranarak, sürdürebilirler.
Seçimle elde edilen meşruiyet, siyasal iktidarlara sadece ülkeyi sonraki seçimlere kadar Anayasal düzen içinde, Anayasa ve Anayasaya uygun olarak çıkarılacak olan diğer yasalara göre yönetme görev ve yetkisini verir, millet, siyasal iktidarlara, ülkeyi bildiği, kafasına estiği gibi, keyfi bir şekilde yönetme yetkisi veremez, milletin verdiği yetkiler ve bu yetkilerin sınırları, Anayasada ve yasalarda açıkça belirlenmiştir. Siyasal iktidarların seçimle kazandığı meşruiyetin son geçerlilik tarihi, bir sonraki seçim tarihi değildir, bir sonraki seçimlere kadar ülkeyi Anayasal düzen içinde Anayasaya ve Anayasaya uygun olarak çıkarılan yasalara sadık kalarak yönetmeyen siyasal iktidarların meşruiyetleri, Anayasal düzen dışına çıkıldığı anda sona erer. Meşruiyeti sona eren siyasal iktidarlar, muhalefetin ve milletin tüm demokratik çabalarına rağmen istifa edip görev ve yetkilerini millete iade etmezlerse, bunun hukuki ve siyasal sonuçlarına katlanmak koşuluyla, bir sonraki seçimlere kadar, ülkeyi meşruiyetlerini kaybetmiş bir iktidar olarak yönetmeye devam ederler.
Meşruiyetini kaybeden bir siyasal iktidar, bir sonraki demokratik seçimler sonunda, şu veya bu nedenle yeniden iktidara gelirse; bize göre, kaybetmiş olduğu meşruiyetini kazanamaz ve aklanamaz, sadece, meşruiyetini kaybeden iktidarı yeniden iş başına getiren çoğunluk, meşruiyetini kaybeden siyasal iktidarın sorumluluğunu paylaşmış olur.
Seçilerek, meşru bir şekilde iş başına gelen AKP iktidarının, Gülen Cemaati ile yaptığı ve 17 Aralıkta dağılan illegal koalisyonunu bir yana bırakalım, Tayyip Bey’in liderliğindeki, cemaatten soyutlanmış olan AKP iktidarının, Gülen Cemaatinden soyutlanan bugüne kadar ki Anayasaya aykırı yönetim tarzıyla, kendi içinde de illegal bir paralel yapıya dönüştüğünü görmekteyiz.
Zira;
Anayasamıza göre, ülkeyi yöneten, Başbakan dahil, hiç kimse, ezici çoğunlukla seçim kazanmış olsa da, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanamaz.
Anayasamız, kişilere devredilemez ve özüne dokunulamaz kişi hak ve özgürlükleri tanımıştır. Ülkenin Başbakanı da, kişilere tanınan bu hak ve özgürlüklere uygun davranmak ve saygı göstermek zorundadır.
Anayasamıza göre, demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak kabul edilen basın, hür ve özgürdür, Anayasamıza göre, fikir, düşünce ve haberleşme özgür olup, fikir ve düşüncenin açıklanması da özgürdür. Düşünce ve düşüncenin açıklanması özgürlüğünün hayata geçirilmesinin en etkin vasıtası olan basın özgürlüğünün yanı sıra, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüğü de, demokrasilerin olmazsa olmazıdır.
Anayasamıza göre kuvvetler ayrılığı ilkesi geçerli olup,yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsızdır. Seçimler, demokrasi için ne kadar zorunlu ise, yargı bağımsızlığı da demokrasinin zorunlu ve vaz geçilemez bir unsurudur.
Laiklik ilkesi ve ülkenin laiklik ilkesinin gereklerine göre yönetilmesi de, demokrasinin vaz geçilemezlerindendir. Tayyip Bey de, çok eskiden yaptığı bir konuşmasında, hem dindar, hem de demokrat olunamaz demek suretiyle, bizat kendisi bu gerçeği ifade etmiştir.
Tayyip Bey‘in bu güne kadar ki yönetim tarzına ve 17 Aralık operasyonundan sonra ortalığa saçılan ve bir kısmı açıkça Tayyip Bey tarafından da kabul edilen ses kayıtlarına baktığımızda, Tayyip Bey‘in; millet tarafından kendisine verilen ve Anayasamızda açıkça belirtilen görev ve yetkilerinin hudutlarını aştığını, görevi ve yetkisi olmadığı halde;
Gezi Parkı eylemlerinde, kişilerin ağaç ve yeşil sevgisiyle başlattıkları barışçıl protesto, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını kullanmalarına, üzerlerine saldığı orantısız güç kullanan polis gücüyle engel olmaya çalıştığını,
Görsel ve yazılı basını baskı altına almak amacıyla, beğenmediği haberleri veren ve yazan görsel ve yazılı basın patron ve yöneticilerini bizzat arayarak, neyi yazıp yazmayacakları ve/veya gösterip göstermeyecekleri konusunda kendilerine talimatlar verdiğini, hoşuna gitmeyen bazı gazetecilerin işlerine son verilmesini sağladığını,
Bazı iş adamlarına talimatlar vererek, devletten aldıkları ihale bedellerinin belirli oranlarındaki paralarla havuz oluşturmalarını ve oluşturulan bu havuz paraları ile yandaş bir gazete ve televizyon kanalına destek olunmasını sağlayarak, besleme basın yarattığını,
Bazı iş adamlarının katılıp kazandıkları ihalelere, ihaleye katılmamış olan iş adamlarına yapay itirazlar yaptırarak müdahale ettiğini, ihaleye fesat karıştırarak kazanılan ihaleleri fesettirdiğini,
Düşünce ve düşünceyi açıklama, bilgi edinme, haber alma ve haberleşme özgürlüklerinin hayata geçirilmesini sağlayan İnternet kullanımına sınır getiren Anayasaya aykırı antidemokratik yasanın çıkarılmasını sağladığını, bununla da yetinmeyerek, facebook ve benzeri sosyal paylaşım sitelerinin tamamen kapatılmasını düşündüklerini, hiç çekinmeden kamuoyu ile paylaştığını,
Yargıya müdahale ederek, beraatle sonuçlanan bir gazete patronunun davasının Yargıtay aşamasında aleyhe sonuçlanmasını temin amacıyla, Adalet Bakanı ile telefonla görüşerek kendisine bu konuda talimat verdiğini,
Yargıda görev yapan hakimlerin, alevi olanlar ve olmayanlar şeklinde, mezheplerine göre fişlendiklerini, Adalet Bakanı ile Tayyip Bey arasında yapılan gazetede patronunun davasına müdahale amaçlı telefon görüşmesinde, bu fişlemenin açığa çıktığını,
Adli Kolluk Yönetmeliği ve HSYK yasası gibi yasalarda değişiklikler yapılarak, yargının tamamen, Adalet Bakanı üzerinden, yürütmeye bağlandığını, zaten çok sınırlı olan yargı bağımsızlığının, tamamen ortadan kaldırıldığını ve demokrasinin, kişi hak ve özgürlüklerinin teminatsız bırakıldığını,
Açıkça görmekteyiz.
AKP iktidarının ve onun başındaki Tayyip Bey‘in; daha bir çoğunu sayabileceğimiz, yukarıda belirttiğimiz Anayasal özgürlüklere fiili müdahale oluşturan, kaynağını Anayasadan almayan ve kendisine tanınmış olmayan yetkileri kullanması nedeniyle; devlet içinde kendi illegal paralel yapısını oluşturduğunu ve seçimle kazandığı Anayasal meşruiyetini yitirdiğini, acı da olsa söylemek zorundayız.
İlk Kurşun