Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği bu günler...
“MENEMEN’ İ YAKINIZ!”
Atatürk’ün değişmeyen İç işleri Bakanı Şükrü Kaya’ dan naklen (*):“Yıl 1930 günlerden 23 Aralık. Atatürk İstanbul’da. Menemen olayı vuku buluyor. İstanbul’da bulunan Şükrü Kaya, Atatürk’ü haberdar ediyor...
Aldığı emir şudur:
-Sen ve Ordu Müfettişi Fahrettin Paşa (Altay) derhal buradan Menemen’e gidiniz. Kolordu kumandanı Muğlalı Mustafa Paşa’ya da derhal olay yerine gitmesini bildiriniz. Ben de şimdi Ankara’ya hareket ediyorum.
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Fahrettin Altay Paşa Menemen’e gittikleri zaman, Kolordu Kumandanının duruma el koyduğunu, suçluları yakalattığını ve bir Divan-ı Harp kurduğunu görüyor.
Yapılan soruşturma neticesinde de, olayda birkaç meczubun rol oynadığı, halkın karışmadığı, fakat olaya seyirci kalarak tepki de göstermediği anlaşılıyor. Muğlalı Mustafa Paşa Divan-ı Harbi, bu olayda 37 kişinin idamına karar vererek hükümler infaz ediliyor.
İçişleri Bakanı olayı bütün ayrıntıları ile gece Çankaya’da Atatürk’e telefonla arz ediyor. Verdiği izahatta, olayın mevzii ve birkaç sapığın eseri olduğunu bilhassa tasrih ediyor (Açıkça belirtir).
Atatürk’ün buna karşılık verdiği cevap şudur:
-Menemen’i yakınız!
Şükrü Kaya, tekrar olayın basit ve mevzii olduğunda ısrar ederse de Atatürk cevabında kesin ve kararlıdır. Yine irticanın baş gösterdiği yer olan ‘Menemen’i yakınız’ emrini tekrarlıyor.
Şükrü Kaya bu cevap karşısında da:
-Paşam bana itimat buyuruyorsanız olayı en ince ayrıntılarına kadar incelemiş sorumlu Bakan sıfatı ile böyle bir hareketin lüzumuna kail (İnanmış, aklı yatmış) değilim…diyerek Atatürk’ü iknaya çalışıyor. Buna karşı da Atatürk, kendisine itimadının tam olduğunu söyleyerek hareketinde serbest bıraktığını belirtmek büyüklüğünü gösteriyor.
Görevini bitiren İçişleri Bakanı Ankara’ya döner dönmez doğruca Çankaya’ya giderek Atatürk’e neticeyi şifahen de arz ediyor. İzahatının sonunda da:
-İşte Paşam, olay bundan ibarettir. Siz neden Menemen’i yakma fikrinde oldunuz, anlayamadım.
Atatürk kendisine şöyle bir cevap veriyor:
-Ben seni çok bilgili ve akıllı bir İçişleri Bakanı olarak tanıyorum. Menemen kasabasının ne berbat bir yerde olduğunu tabi gördün. Böyle bir vesile ile oradaki yurttaşlarımızı daha iyi bir yere nakleder ve burasını yakmakla da, orada taştan bir anıt yükseltir, üzerine de; ‘Cumhuriyetin ilanından yedi yıl sonra bu yerde bir irtica hareketi baş göstermiş ve burası yakılarak irtica ezilmiştir’ yazısını yazardınız. Bunu da gelecek kuşaklar ibretle görür ve okurlardı. Ne yapayım ki, istediğimi sen de anlamadın!
İşte Atatürk’ün, Cumhuriyet Türkiye’sinde irtica olayı karşısında açık görüş ve tutumu budur.
Daha evvel 1925 yılında patlak veren Şeyh Sait isyanı sırasında da Atatürk’ün tutumu ve tepkisi çok sert olmuş, bu sayede Doğu illerimizdeki vatandaşlarımızda rahata kavuşarak, yıllarca süren asayiş ve güven içinde işleri, güçleri ile meşgul olmak fırsatını elde etmişlerdir.”
Atatürk’ün değişmeyen iki Bakanından biri olan Şükrü Kaya’nın, bakanlığı sona erene kadar özel kalem müdürlüğünü yapmış olan Nejat Saner tarafından nakledilen bu anısı, Atatürk’ümüzün irtica ve bölücülük karşısındaki kesin tutumunu anlatması bakımından çok önemli ve ibretlerle doludur. Allah’ın bize büyük bir lütfu olan bu Deha’nın, ileri görüşlülüğünü, teşhis ve kararlarındaki isabeti kavrayamayanlar yüzünden Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği durum ortadadır.
Derviş Mehmet ve Şeyh Sait artıklarının günümüzde geldiği makamlara bakıldığında;
laiklik ilkesinin, ulusal bütünlüğün önemi, Anayasal düzenin ve Cumhuriyet’in temel ilkelerinin tartışılmazlığı konularında taviz vermemenin ve devlet hakimiyetinin gerekliliği acı bir gerçek ve zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bunun için de, dost postuna bürünüp bize nasihat vermeye kalkan Emperyalist şeytanlar kadar devlet olmamız yeterlidir.
Atatürk’ümüzü ve Şehit Kubilay’ımızı rahmet ve minnetle anıyorum.
Reşit Çağın 23 Aralık 2015
(*) Atatürk Dönemi-Nejat Saner
(E.Dz.Bnb.-M.S.B. Emir Sb.-Şükrü Kaya’nın Özel Kalem Md.)