Ustalardan mesaj var: “Umudunuzu yitirmeyin”
Ustalardan ortak mesaj: “Umudunuzu yitirmeyin”
Sanat ve edebiyat dünyasının sevilen isimleri, yaşadığımız zor günlere dair görüş ve önerilerini Sözcü’ye anlattı. Ustalar, toplumsal huzur için bilime, sanata, kardeşliğe, hoşgörüye, edebiyata yönelmenin şart olduğunu vurguladı
Ustalardan ortak mesaj: “Umudunuzu yitirmeyin”
Toplumun, içinde bulunduğu travma psikolojisine umut olacak sözler, sanat ve edebiyat camiasından geldi. Usta kalemlerden oyunculara, Alternatif Rock Müziği’nden Türk Halk Müziği’nin ustalaşan isimlerine yazarlardan akademisyenlere görüşlerini Sözcü ile paylaşan birçok isim içimizi bir nebze de olsa rahatlatacak önerileri dile getirdi.

12 Ocak’ta Sultanahmet ile başlayan saldırılar, yüreklerimizden ve hafızalarımızdan silinmeyecek izler bıraktı. Yüzlerce kayıp verdiğimiz 2015 ve 2016 yıllarında yaşadığımız olaylar, toplumu içinden çıkılmaz bir korku psikolojisiyle karşı karşıya getirdi. Asker, polis ve sivil ölümlerinin korkunç bilançosu, milyonlarca insanı acıya boğdu.
Sokakta, toplu taşımalarda yaşadığımız kaygı, tedirginlik hali, tahammülsüzlük ise yaşadığımız travmanın en belirgin sonuçlarından biri… Toplum psikolojisine dokunan sanatçılarımız, yaşadığımız zor günleri sanata sığınarak atlatabileceğimizi söylüyor…
AHMET ÜMİT

MÜJDAT GEZEN

Bu umuda, en hızlı sanatla koşabiliriz. Böyle süreçlerde etkinlikleri iptal etmek teröre hizmet olur.
İnsanları sanattan koparmak yerine sanatla bütünleştirmeleri gerekir. Sanat, ilerlemenin en kesin çözümüdür.
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ

Aksi taktirde içinde bulunduğumuz süreç bizi iç savaşa götürecektir. Bu ülkenin en büyük kazanımı olan ‘laiklik’ ilkesinin varlığı unutulmamalıdır. Topluma gelince, özellikle kadınların asla susmaması gerekiyor. Sanata aykırı bir devlet politikası ile yüz yüzeyiz. Devleti idare edenler, gelişimin önünü kapatmak için her yolu deniyorlar. Toplum buna izin vermemeli ve umudunu asla yitirmemelidir.
ORHAN AYDIN
Zor zamanlar… Ülke için, dünya için, insanlık için zor zamanlar… Ölüyoruz, her yerde ölüyoruz. Sanat, ölümü besleyen nefreti, öfkeyi ve düşmanlığı yenebilecek en güçlü silahtır. Bu silahı kuşanarak, yaşamımızı sevince dönüştürebiliriz. Avrupa toplumlarında, Latin Amerika’da sokaklardan ve hayatın içinden fışkıran şarkılar, danslar, oyunlar filmler tüm acılara ve kahıra rağmen insanın hayata tutunmasını sağlıyorlar. Bizim, Türkiye olarak en temel eksikliğimizin bu olduğunu düşünüyorum. birlikte izleme birlikte dinleme ve seyretme ve birlikte mutlu olma kültürümüzü yok ettik. Barış istiyorsak bu geleceğimiz açısından kaçınılmazdır, hüznümüzü paylaştığımız kadar sevgiyi ve aşkı da paylaşmamız gerekir. Yeniden düşünmeliyiz nereye savrulduğumuzu. Kana, kine, öfkeye mi? Sevgiye, aşka, barışa ve kardeşliğe mi? Bizim için gerekli olan kuşkusuz ikinci seçenektir. Yapılması gereken, umuda sımsıkı sarılmak ve hayatı barışla değiştirmemek için emek vermektir. Aksi halde öleceğiz. Birer birer ve hep beraber…
METİN UCA

SUNAY AKIN

Efendim, birisi “Ülke kan gölüne dönmüş, şehitler, patlayan bombalar… Can güvenliğimiz yok, her gün daha da kötüleşen ekonomi… Sen tutmuş müzelerden söz ediyorsun” mu dedi? Öyleyse bunu, ülke işgal altındayken, henüz kazanılmış bir zafer yokken, Ankara’da Etnografya Müzesi kurmayı düşünen Mustafa Kemal Paşa’ya da söylesinler. Bilgi toplumu olunmadan bu tramvayı atlatamayız.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, yüz yıl önce yazdığı Gulyabani romanında, insanları cinler ve hurafelerle korkutan bir çetenin ele geçirmeye çalıştığı bir çiftlikte geçen olayları anlatır. Yazar, inanç sömürüsü üzerine oluşturulan korku sistemine karşı olarak bilimsel gerçekliğin önemini vurgular kitabında… Ama toplum, ‘Gulyabani’yi ‘Süt Kardeşler’ filminden anımsar! Gürpınar’ın romanından haberdar olan bir toplum ne 15 Temmuz ne de öteki terör saldırılarına maruz kalırdı. Sanatın ışığı terörün beslendiği karanlığı ortadan kaldırır. Çünkü sanat eserlerinde insanın insan olma tarihi boyunca, karanlığa ışık taşımak amacıyla attığı adımların izi vardır. Yeter ki, o ışığın topluma yayılacağı müzelerin bir arada yaşama kültürüne, aydınlanma ve demokrasiye kattığı değer anlaşılsın. Guernica’yı Madrid’de sergilendiği müzeden kaldırın, görün o zaman İspanya’nın halini!
Düşünmemek demokrasiye, “Hakimiyet Milletindir” sözüne aykırıdır. İnsanlar her konuda düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir. Buna karşı çıkmak Anayasa’yı ihlal etmektir. Önemli olan can güvenliğidir ki, bundan da devlet sorumludur. Sokağa çıkmak, hukuk dışına çıkmak olarak algılanmamalı, bunu fırsat bilen provokasyonlara da asla izin verilmemelidir. Yaşadığımız şu terör ortamı ve güven sorunu göz önüne alınırsa, sokağa çıkma konusunda gösterilmesi gereken hassasiyetin önemi daha da anlaşılacaktır. Devletin yetkilileri, şiddet, nefret ve cepheleştirme söylemlerinden vazgeçmeliler. Kendi gibi düşünmeyen, ayrı düşüncede olan insanları ötekileştirmeden, samimi ve içten olarak dinlemelidirler. Çünkü demokrasi, farklı enstrümanlardan bir araya gelen bir orkestradır… Ve bu orkestradaki enstrümanların farklılığı müziğin zenginliğini oluşturur… Yeter ki, bu orkestraya seçilenler nota bilsinler. Düğünlerde çalınan üç, beş ezbere şarkıyla bu iş olmuyor.
BULUTSUZLUK ÖZLEMİ / NEJAT YAVAŞOĞULLARI

Şimdilerde insanlar öyle bir kutuplaşmanın içinde ki, kendinden olmayana tahammül dahi edemiyorlar. Müzik tarzımıza rağmen, beni de dönem dönem karamsarlığa iten bir ayrıştırmacı anlayış bu.
Kucaklayıcı bir anayasaya ihtiyacımız var. Sanat aktivitelerini kesintiye uğratmak topluma zarar verir. İnsanlar, içinde bulunduğumuz zorlu dönemde ancak sanat ile nefes alabilir. Özellikle kadınlar, sokağa çıkmaktan korkmamalıdır. Toplum olarak, geri adım atmadan ilerlemekten başka çaremiz yok.
İSMAİL HAKKI DEMİRCİOĞLU

Daha sonra gelen yönetimler ise, sanattan insanı uzaklaştırarak ilerlemenin önünü kapattı. Neredeyse dibe vurduğumuzu söyleyebilirim. Bize ait olmayan bir anlayışa doğru ilerliyoruz. Heykeller yıkılıyor, sanat eserleri basitleştiriliyor…
Özellikle böyle dönemlerde etkinliklerin iptal edilmesi, insanlara kötülük etmek demektir. Tiyatroda, konserde kahkahalar atmıyoruz. Halk ezgilerimizi halkla buluşturuyoruz. Birbirimizin acısına dokunuyoruz.
BEHZAT UYGUR

En büyük dayanışma ise, çevremizdekileri de teşvik etmekle gerçekleşir. Ustamız Nejat Uygur, savaş ortamında dahi açık hava oyunlarını iptal etmemiştir. Her daim, “Tiyatro asıl şimdi lazım” demiştir.
Elbette en büyük acı insan kaybıdır. Yasımızı unutmadan sanata sığınmak bizi ayakta tutacaktır. Yetkililere düşen görev ise; özellikle bu tarz sancılı süreçlerde sanat etkinliklerini iptal etmemektir.
ALİ İHSAN VAROL

“en şarkı söyleyerek tahliye ediyorum gemideki suyu ve içimdeki her şeyi. Hoca dua ederek, aşık sevdiğinin adını diyerek. Herkes bir türlü kime ne…”
Ağzı bal yesin. Sevdiğiniz şeyleri yapın.