ABD'nin AKP'ye verdiği Halkbank hediyesinin karşılığı ne olacak?
AKP'ye verilen Halkbank hediyesinin karşılığı ne olacak? Asıl soru bu. Ülkemiz uzun süredir ABD’nin çıkarı neyse o çıkarın peşinden sürükleniyor. Masadaki seçeneklerden birinin, halkımızın hayatını riske atacak İran operasyonu dosyası olup olmadığı da yakında görülecek...
Hesap halkımıza kesilecek:
ABD'nin AKP'ye verdiği Halkbank
hediyesinin karşılığı ne olacak?
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milyarlarca dolarlık satın alım anlaşmaları yapıp Amerikancılığın gazına bastığı son Beyaz Saray ziyaretinin ardından gündeme gelen en ilginç haberlerden biriydi Halkbank.
Milyarlarca dolarlık Boeing alımı, F-16 anlaşması, Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementlerine erişim, ABD menşeli bazı ürünlere uygulanan ek mali yükümlülüklerin kaldırılması, büyük ölçekli LNG alımı görünen ve bildiğimiz ilk faturalardı ama Halkbank parantezi neydi?
Ekim 2025’te, yabancı haber ajansları tarafından gündeme getirilen iddiaya göre, Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile görüşmesinde Halkbank davasının kapatılması için 100 milyon dolar ceza ödeme teklifi yaptı.
İddia buydu.
Washington merkezli “düşünce kuruluşu” olan Ortadoğu Enstitüsü’nün Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol, “Erdoğan-Trump görüşmesinin detaylarını Trump yönetimi içindeki güvendiğim kaynaklarıma sordum. Görüşmeden çıkan en somut sonuç Halkbank meselesi. Türkiye 100 milyon dolara yakın ceza ödeyecek ama kendisine isnat edilen suçları kabul etmeyecek" diyordu.
En iyi ihtimalle Halkbank’ın ABD’ye 2 milyar dolarlık bir ceza ödemesinin beklendiği dava nasıl olmuştu da 100 milyon dolara kapatılacaktı?
Tüm bu iddiaların ardından Erdoğan cephesinden gelen tek açıklama, anlaşma iddialarını doğrulayan şekilde “Sayın Trump gerek Amerika'daki temaslarımızda gerek son telefon görüşmemizde 'Halk Bankası'nın problemi bizim için bitmiştir' dedi. Tabii bu önemli bir siyasi irade beyanıdır, bizim için de kıymetlidir. Diğer yandan, tamamlanması gereken bazı süreçlerin olduğunu da biliyoruz. Temennimiz, bu süreçlerin bir an önce olumlu şekilde neticelenmesidir" olmuştu.
Peki, neydi bu Halkbank davası?
Hep birlikte hatırlayalım…
Rıza Sarraf, çikolata ve ayakkabı kutuları ve İran
Rıza Sarraf ismini Türkiye’de bilmeyen yok.

Birçok bakanı, AKP’deki birçok üst düzey ismi ve bürokrasiyi rüşvete boğan bu Tebrizli “genç” isim, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını Türkiye üzerinden delmekle suçlanıyordu.
Cemaat’in AKP’ye yönelik ABD menşeli 17-25 Aralık operasyonunun da merkezinde hatırlanacağı üzere bu konu vardı.
Bakanların, bakan çocuklarının ve Halkbank yöneticilerinin evlerinden çıkan deste destek paralar, çikolata ve ayakkabı kutusundaki rüşvetler, para sayma makineleri ve dahası… AKP’de birçok bakanın kellesini alan bu hamlenin ardından yaşananlar ayrı bir haberin konusu, biz ise bu haberin merkezine aldığı gündemle devam edelim.
Rıza Sarraf, 17 Aralık 2013’te üç bakan oğluyla birlikte rüşvet ve kaçakçılık iddiasıyla gözaltına alınmış, 21 Aralık'ta Muammer Güler'in oğlu Barış Güler ve Zafer Çağlayan'ın oğlu Kaan Çağlayan ile birlikte tutuklanmıştı.
AKP, eski ortağı Cemaat’i alt edince de 28 Şubat 2014'te alınan bir kararla Sarraf ve aynı operasyonda tutuklanan bakan çocukları tahliye edildi.
Her şey çözülmüş gibiydi.
Ancak bu tahliyeden iki yıl sonra çok ilginç bir gelişme yaşandı.
Sarraf adeta bile bile lades deyip gittiği ABD’de, Miami’de gözaltına alındı.
Sonra da 75 yıl hapis cezası talebiyle tutuklanarak yargılanmaya başlandı.
Sarraf’ın ABD ile anlaşarak Türkiye’den gittiği iddia ediliyordu.
ABD’deki duruşmalarda AKP’li birçok isme rüşvet verdiğini anlatan Sarraf, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'a Halkbank ile bağlantının kurulması için 45-50 milyon avro, 7 milyon dolar ve yaklaşık 2,5 milyon Türk Lirası rüşvet verdiğini söylüyordu:
Zafer Çağlayan şirketimin hesaplarını arada bizzat kontrol ederdi. Ondan habersiz hiçbir şey yapmazdım. Nihayetinde Zafer Çağlayan'dan hiçbir şey saklamadık, onun bilgisi olmadan hiçbir şey yapmayız. Çağlayan, Aslan ile yapılan işlemleri görmezden geleceğini söyledi.
Sarraf, Ziraat Bankası ve Vakıfbank'ın da ambargoyu delmek için İran'la çalışmasına dönemin Başbakanı Erdoğan'ın onay verdiğini iddia ediyor, Erdoğan'ın onayını Çağlayan'dan öğrendiğini belirtiyordu.
Halkbank'ın en büyük hissedarı, yüzde 91,5'lik pay ile Türkiye Varlık Fonu. Kamu sermayeli bir mevduat bankası olan Halkbank'ın geri kalan yüzde 8,51'lik kısmı ise halka açık olarak borsada işlem görüyor.Şimdi burada daha önce de soL'da altını çizdiğimiz bir parantez açalım.
Dönemin Hürriyet gazetesi Washington temsilcisi Cansu Çamlıbel’in apar topar yayından kaldırılan Rahip Brunson krizi yazısına dönelim:
Amerikan tarafının talebi son derece netti; ‘siyasi bir rehine’ olarak gördükleri Pastör Brunson aleyhindeki ‘uydurma’ iddialar düşürülerek 18 Temmuz’daki duruşmanın ardından ülkesine gönderilmeliydi. Türk tarafının ABD’den genel beklentiler listesi aslında çok uzun olsa da bu tür bir pazarlıkta somut bir karşı talebin masaya konulması gerekiyordu. Ankara tercihini – yine kimseye sürpriz olmayan bir hamleyle – kısa vadede Türkiye’ye ekonomik anlamda büyük zarar verme potansiyeli taşıyan Halkbank dosyasından yana kullandı. Halkbank dosyasını bu tür bir pazarlığa elverişli hale getiren en önemli unsur kuşkusuz eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın aylarca bir Amerikan mahkemesinde yargılanarak hüküm giymiş olmasıydı. Ankara kendisinden yargıya müdahale bekleyen ABD yönetimine ‘benden talep ettiğini sen de yap’ diyordu. Hakan Atilla’nın kalan cezasını çekmek için Türkiye’ye gönderilmesi paketin Ankara’yı kamuoyundaki görüntü açısından kurtaracak bir unsuru olacaktı.
Brunson gündeminin AKP iktidarına darbesi büyük olmuştu hatırlanacağı üzere.
Bu darbenin ağırlığı ve pazarlığın şekli, ister istemez Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırıları sonrası yaptığı açıklamaları ve AKP’nin pazarlık şeklini akıllara getiriyor.
Biz devam edelim…
Önce Brunson tahliye edildi, sonra tıpkı Sarraf gibi ABD’de tutuklanan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla.
Türkiye’ye döndüğünde rüşvet ve kara para aklama iddialarının merkezindeki bu isim kahraman gibi, bizzat Berat Albayrak tarafından karşılandı.

Döndüğünde bir kitap yazdı Atilla, “Amerika Atilla’ya karşı” adıyla.
Bir gazeteciyle söyleşisinde ise asıl hedefteki ismin Erdoğan olduğunu, savcılığın Erdoğan’ı hedef aldığını iddia edecekti.
Neden önemli?
Doğrudan Erdoğan’ın ve birçok kritik AKP kadrosunun hedefte olduğu bir süreçten söz ediliyor, haliyle oldukça önemli bir dosya Halkbank dosyası.
Ötesinde, Halkbank’a çok ağır bir mali yaptırım ve ceza gelmesi bekleniyordu. Belli ki bu ceza da ödenmeden, sadece 100 milyon dolarla kapatılıp geçilecek.
Tam da bu tabloda asıl soru, ABD’nin bu adımdan çıkarı ne?
Türkiye’ye verilen Halkbank hediyesinin karşılığı ne olacak?
AKP iktidarının uzun süredir tam boy Amerikancılığı sonuçlardan biri olmalı. Hemen her gündemde ABD çıkarı neyse, ülkemiz de o çıkarın peşinden sürükleniyor.
Masada duran seçeneklerden birinin halkımızın hayatını büyük riske atacak şekilde İran operasyonu dosyası olup olmadığı da kısa süre içinde görülecek.


