‘Ölüleri suçlayarak kendilerini aklamaya çalışmışlardır’
Kocaeli Dilovası’nda 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik patlaması davasında konuşan işçi ailelerinin avukatı Esma Varış, tahliye kararlarına ve yargılama sürecine sert tepki gösterdi. Varış, “Bu bir kaza değil açık bir iş cinayetidir” derken, kamu görevlilerinin korunmaya çalışıldığını ve dosyanın hızla kapatılmak istendiğini savundu...
Dilovası ertelendi: ‘Ölüleri suçlayarak
kendilerini aklamaya çalışmışlardır’
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 3’ü çocuk olmak üzere 7 işçinin patronların kârı uğruna hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik yangınına dair davanın ikinci duruşması geçtiğimiz günlerde yapılmıştı. İşçi ailelerinin avukatlığını üstlenen Av. Esma Varış, yaşananlar hakkında 12punto’ya konuştu.
Mahkeme 3 sanığın tahliyesine, 5 sanığın tutukluluk halinin devamına karar verirken üçüncü duruşma 21 Temmuz 2026 tarihinde Kocaeli Ceza ve İnfaz Kurumu (Kandıra)’nda görülecek.
‘FİİLEN SINIRLANDIRMAKTADIR’
Davanın görüldüğü yer ile ilgili açıklamalarda bulunan Av. Esma Varış, “Yargılamaların ‘yer problemi’ gerekçesi ileri sürülerek hala Kandıra Kapalı Cezaevi Kampüsü’nde yapılması, mağdur ailelerin, avukatların ve basının yargılamaya erişim hakkını fiilen sınırlandırmaktadır. Ailelerin ve avukatların tüm itirazlarına rağmen Mahkeme bu kararından dönmemekte, yalnızca ‘itiraz yolunun açık olduğunu’ belirtmektedir. Oysa bu karara yapılacak itirazların reddedileceği baştan bellidir. Buna rağmen bizler yine de hukuki mücadelemizi sürdürecek bu karara karşı itiraz yoluna başvuracağız. Çünkü annelerini, çocuklarını ve yakınlarını kaybeden insanlara reva görülen bu uygulama mağdur aileleri ikinci kez cezalandırmaktır” dedi.
‘OLAY YERİNİ DAHİ İNCELEMEMİŞTİR’
Av. Varış, duruşmada İletişim Fakültesi mezunu bir itfaiye amirinin “uzman görüşü” sıfatıyla dinlenmesini değerlendirirken, “Hazırladığı raporda yangının iş yerindeki eksikliklerden değil, maktul Tuncay Yıldız’ın olası kastından kaynaklandığını ileri sürmüştür. İnsanların patlamadan sonra kaçabilecek yeterli süreleri olduğunu, hatta neredeyse yangın merdiveninin bulunmamasının olumlu bir durum sayılabileceğini iddia etmiştir. Dosyadaki mevcut bilgilerden bu sonuca vardığını söyleyen kişi olay yerini dahi incelememiştir. Çünkü olay yeri, patlamanın hemen ardından belediye tarafından apar topar yıkılmıştır. Yıkımın durdurulmasına ilişkin taleplerimizin de savcılık tarafından yanıtsız bırakıldığını bir kez daha hatırlatmak gerekir” ifadelerini kullandı.
Olaya ilişkin Av. Varış, “Gebze Cumhuriyet Savcılığı tarafından görevlendirilen bilirkişi heyetinin raporunu esas aldığını söyleyen bu ‘uzman’, önceki raporla taban tabana zıt sonuçlara ulaşmış adeta sanıklar İsmail Oransal ve Altay Ali Oransal’ı kurtarmaya yönelik bir metin hazırlamıştır. Meslek etiğini hiçe sayarak sanık vekillerinin diliyle rapor düzenleyen bu kişi hakkında dosya avukatları tarafından bilirkişilik kuruluna şikayette bulunulacaktır” sözlerini ekledi.
‘SUNDUĞUMUZ TALEPLERİN BÜYÜK BÖLÜMÜ REDDEDİLMİŞTİR’
Tahliyeler hakkında Av. Varış, “Duruşma sürecinde mahkeme başkanı her ne kadar salondaki tansiyonu düşürmeye çalışan ılımlı bir tutum sergilese de dosyanın aydınlatılması için sunduğumuz taleplerin büyük bölümü reddedilmiştir. Binayı usule aykırı şekilde inşa eden, komşuların şikayetlerine rağmen müdahale etmeyen malik ile daha fazla kazanç uğruna sözleşmeyi feshetmeyen ve görevlerini yerine getirmeyen iş sağlığı ve güvenliği uzmanı sanıklar tahliye edilmiştir. Bu iki sanık bakımından dosyadaki mevcut deliller değerlendirildiğinde tahliyelerini gerektirecek bir gelişme olmamıştır. Bu tahliyeler, dosya bütünüyle değerlendirildiğinde diğer sanıkların da ilerleyen duruşmalarda serbest bırakılmasının önünü açmaktadır” dedi.
‘PATRON OLMADIKLARI İÇİN Mİ TAHLİYE EDİLMEDİLER?’
Öte yandan bilinçli taksirle öldürme suçundan yargılanan Aleyna Oransal’ın “riskli hamilelik” gerekçesiyle ev hapsiyle tahliye edilmesini “ülkedeki sınıfsal adaletsizliğin başka bir örneği” olarak tanımlayan Av. Varış, “Çünkü bu ülkede cezaevinde doğum yapan, hamileliğini parmaklıklar ardında geçirmek zorunda bırakılan pek çok kadın bulunmaktadır. Onların da hamilelikleri riskliydi, onların da çocukları vardı. Ancak patron olmadıkları için mi tahliye edilmediler? Maktul Şengül Yılmaz’ın kızı Nur da bu yargılamaların yarattığı ağır stres nedeniyle erken doğum yapmak zorunda kalmıştır. Onun hamileliği de riskliydi fakat patron olmadığı için kimsenin gündeminde yer almadı. Diğer yandan Vedat Taşdemir ise kanser hastası olmasına rağmen kızının katillerinin yargılandığı davayı takip edebilmek için her gün saatlerce yol gitmek zorunda kalmaktadır. Buna rağmen sanıklar ne ilk ne de ikinci duruşmada en ufak bir pişmanlık emaresi göstermiştir” ifadelerinde bulundu.
‘ÖLÜLERİ SUÇLAYARAK KENDİLERİNİ AKLAMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR’
Mahkeme heyetine ve genel duruma dair açıklamalarda bulunan Av. Varış, “Sanık Ali Osman Akat savunmasında; şirketlerinin konkordato ilan etmesinden dolayı üzgün olduğunu, tüm mal varlığını şirketlerine yatırdığı için maddi kayıp yaşadığını ve çocuğunun doğum gününü göremediğini söyleyerek tahliyesini talep etmiştir. Oysa 11 Mayıs, Esma Gikan’ın oğlunun doğum günüydü. Annesiz geçireceği doğum günleri için ise kimse üzgün değildi.
Sanıklar savunmalarında, maktullerin ‘yaşamayı bilmediklerini’, isteselerdi çıkabileceklerini, adeta kendi iradeleriyle içeride kalıp yanmayı tercih ettiklerini ima eden ifadeler kullanmaya devam etmiştir. Ancak hiçbir sanık, binada tek bir çıkış bulunduğundan, yangın merdiveni olmadığından ve patlamanın tam çıkış kapısının yanında gerçekleştiğinden söz etmemiştir. Aksine, ölüleri suçlayarak kendilerini aklamaya çalışmışlardır.
Mahkeme heyetinin genel tutumu ise bir yandan salonda tartışma çıkmasını engellemeye çalışan ‘ılımlı’ bir görüntü vermek, diğer yandan yargılamayı mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırmak yönündedir. Ara kararlar, önceki ara kararların tekrarından öteye geçmemektedir. Oysa dosyada; ticari kayıtlar, muhasebeci ve avukat ortaklıkları gibi Akatlar ile Oransallar arasındaki organik bağa işaret eden pek çok emare bulunmaktadır. Buna rağmen mahkemenin, tevsi tahkikat taleplerini reddederek iddianame sınırlarının dışına çıkmamaya ve dosyayı hızla kapatmaya çalıştığını düşünüyoruz” dedi.
‘SORUMLULAR ADETA ÖDÜLLENDİRİLMİŞ OLUYOR’
Emek tarihi açısından davanın yerine değinen Av. Varış, “Türkiye işçi sınıfı açısından Soma Maden Faciası, Ermenek Maden Faciası ve Gayrettepe’de yaşanan iş cinayetleri ne anlam ifade ediyorsa Dilovası Parfüm Fabrikası patlaması da aynı anlamı taşımaktadır. Aradan geçen onca yıla rağmen işçi sınıfının hakları bakımından gerçek bir ilerleme sağlanamamıştır. On yıl önce işçiler patronların ihmalleri ve para hırsı nedeniyle ölüyordu; bugün de aynı sebeplerle ölüyor. Ancak ne kamu görevlileri ne de patronlar bu ölümler karşısında gerçek anlamda hesap veriyor. En fazla, kamuoyunun öfkesini yatıştırmaya yönelik göstermelik cezalar veriliyor, böylece sorumlular adeta ödüllendirilmiş oluyor” açıklamalarında bulundu.
Öte yandan Av. Varış, yargılamaların bu şekilde devam etmesi durumunda bunun hukuk tarihine kara bir leke olarak geçeceğini ifade ederken “Soruşturmanın ilk günlerinde görevden alınan İŞKUR ve SGK müdürleri kısa süre sonra görevlerine iade edilmiştir. İmara aykırı yapıyı yıkmayan eski belediye başkanının yeniden adaylığı konuşulurken iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatını veren, tüm şikayetlere rağmen işletmeyi kapatmayan belediye başkanı görevine devam etmektedir. Belediyenin, ‘yıkım için bütçemiz yok’ diyerek imara aykırı yapıyı yıllarca yıkmaması ancak patlamanın hemen ardından binayı apar topar yıkıp enkazı kaldırması kamu vicdanında ciddi sorular doğurmaktadır. O halde sorulmalıdır: Bu yıkım hangi bütçeyle gerçekleştirilmiştir? İş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı hangi koşullara dayanılarak verilmiştir? Mahalle halkının şikayetlerine rağmen iş yeri neden kapatılmamıştır? Geçici elektrik aboneliği bulunan Ravive Kozmetik’nin elektriği neden kesilmemiştir? İşletmenin kapısına mühür vurmak için ne beklenmiştir? Zira belediye bu iş yerinin faaliyetini binayı yıkmadan da durdurabilirdi ama bunu yapmadı” dedi.
‘AÇIK BİR İŞ CİNAYETİDİR’
“Bu patlama yalnızca patronların ihmaliyle gerçekleşmemiştir. Patronların ihmali ile devletin göz yummasının birleşmesi sonucu meydana gelmiştir” ifadelerinde bulunan Av. Varış, “Bu nedenle yaşanan bir ‘kaza’ değil, açık bir iş cinayetidir. Denetime gelen zabıtaların fabrikadan koli koli parfüm şişeleriyle çıkıp gitmesi, İŞKUR’un hemen yanındaki binada sigortasız ve çocuk işçi çalıştırılan fabrikanın ‘fark edilmemesi’, tehlikeli sınıfta yer alan bu işletmeye, tüm CİMER şikayetlerine rağmen bakanlık tarafından etkili bir denetim yapılmaması bu cinayetin adım adım örülmesine neden olmuştur” biçiminde konuştu.
‘ÖRGÜTLÜ BİR MÜCADELEYLE MÜMKÜNDÜR’
“Yalnızca patronlar değil, görevini yerine getirmeyen tüm kamu görevlileri de yargılanıp cezalandırılmadıkça işçi sınıfının yaşadığı acılar, ölümler değişmeyecektir” demecinde bulunan Av. Varış, “İşçi sınıfının haklarını koruyabilmesi ise ancak örgütlü bir mücadeleyle mümkündür. Çünkü karşılarında yalnızca bireysel ihmaller değil, sermayeyi, siyasi gücü ve denetimsizliği arkasına alan organize bir düzen bulunmaktadır. Vatandaşların, yaşanan her haksızlığı başkasının sorunu gibi görüp ‘sıra bana en son gelir’ düşüncesiyle sessiz kalma alışkanlığından kurtulması gerekmektedir. Hak gasplarına, iş cinayetlerine ve cezasızlık düzenine karşı birlikte hareket edilmediği sürece bu düzen değişmeyecektir. Bugün bir maden işçisinin, fabrika işçisinin ya da çocuk işçinin yaşadığı adaletsizlik; yarın toplumun başka bir kesiminin kapısını çalacaktır. Bu nedenle mesele yalnızca bir fabrikanın, bir davanın ya da birkaç patronun meselesi değildir. Mesele yaşam hakkının, emekçinin ve insan onurunun korunup korunmayacağı meselesidir. İşçi sınıfının kaderi ancak dayanışmanın büyümesi ve hak arama mücadelesinin ortaklaşmasıyla değişebilir” ifadelerini kullandı.
‘YERLEŞİK BİR YARGI PRATİĞİ HÂLİNE GELMİŞTİR’
Dosyanın geleceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Av. Varış, “Bu tahliyeler ve Mahkeme heyetinin genel tutumu birlikte değerlendirildiğinde, bu yargılamanın da Soma Maden Faciası davasında olduğu gibi sonuçlanmaması için çok güçlü bir mücadele yürütmemiz gerektiği açıktır. Çünkü bugün Soma davasına baktığımızda tutuklu olanların, işçilerin avukatları Can Atalay ile Selçuk Kozağaçlı olduğunu görüyoruz. Soma faciasında bugün tutuklu tek bir sanık bulunmamaktadır. Kamu görevlilerine ilişkin yargılama ise geçtiğimiz aylarda zaman aşımı gerekçesiyle düşürülmüştür. Öte yandan Dilovası dosyasında malik ve iş güvenliği uzmanının tahliye edilmesi, önümüzdeki duruşmalarda diğer sanıkların da serbest bırakılabileceğini ve dosyada tutuklu hiçbir sanığın kalmayabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle yaşananlar yalnızca bir ara karar değil, davanın geleceğine dair ciddi bir işaret niteliğindedir. Dilovası dosyasında kamu görevlilerine ilişkin soruşturma ise ‘usul ekonomisi’ gerekçesiyle ana dosyadan tefrik edilerek ayrı bir soruşturma konusu yapılmıştır. Oysa usul ekonomisinin amacı, soruşturmaların daha hızlı ve etkili yürütülmesidir. Buna rağmen aradan altı ay geçmiş olmasına karşın, kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin dosyada kamu görevliler hakkında soruşturma izni verilmsine ilişkin bilirkişi raporu dışında kayda değer hiçbir gelişme yaşanmamıştır. Sonuç olarak, patlamadan bu yana geçen süreye rağmen hala kamu görevlileri hakkında etkin bir soruşturma yürütülmemesi, cezasızlık pratiğinin bu dosyada da işletilmek istendiğine dair ciddi kaygılar yaratmaktadır. Çünkü bu ülkede iş cinayetlerinde yalnızca patronların değil, görevini yapmayan kamu görevlilerinin de korunması artık istisna değil, neredeyse yerleşik bir yargı pratiği haline gelmiştir” dedi.
‘BU DAVANIN TARAFI OLARAK’
Dilovası İşçi Katliamı’na ilişkin 12punto’ya demeçlerde bulunan Av. Esma Varış, Dilovası yargılamasının üçüncü duruşmasının Kandıra Kapalı Cezaevi’nde görülmek üzere 21 Temmuz tarihine bırakıldığını hatırlatarak halkı bu davanın tarafı olarak takipçisi olmaya davet etti.
Cenk Başboğaoğlu / 12Punto

