Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesi aynı kararlılıkla sürüyor..
107 yıl önce bugün Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı bağımsızlık mücadelesi, emperyalizme, saltanata ve Saray’a karşı yürütüldü. Geçen 107 yılda değişen bir şey yok, emperyalist kuşatma ve buna karşı özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesi de aynı kararlılıkla sürüyor...
19 Mayıs'tan bugüne hâlâ sürüyor o kavga
Bir ulusun kaderini değiştiren 19 Mayıs 1919 çıkarmasının bugün 107’nci yıldönümü. Mustafa Kemal Atatürk’ün Bandırma vapuruyla ayak bastığı Samsun’da yaktığı bağımsızlık meşalesi Türkiye Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki en önemli kırılma ve dönüm noktalarından biri tanesidir. 19 Mayıs sadece bir takvim günü değil, küllerinden doğan bir milletin bağımsızlık iradesinin sembolüdür.
Emperyalizme, saltanata ve Saray’a karşı verilen mücadele güncelliğinin ilk günkü gibi koruyor. Aradan geçen 107 yılda değişen bir şey yok aslında. Ülkenin dört bir tarafı bugün emperyalist kuşatma altında. Emperyalizmin dümen suyundaki siyasal İslamcı tek adam rejimi ülkeyi zifiri bir karanlığın içine sürüklemeye kararlı.
Siyasal İslamcı rejimden destek alan emperyalistler, yüz yıl önce olduğu gibi bir kez daha ülkenin başına üşüşmüş durumdalar. Ülkeyi kuşatma altına alan emperyalistler bin bir emek ve bedelle kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni modeller biçmekte, yeni siyasal sistemler dayatmakta. Bu heves ve niyet bizzat Amerikan emperyalizminin Ortadoğu Elçisi Tom Barrack’ın ağzından “Hayırsever monarşiler” olarak dışa vurmaktadır. Emperyalizmle kol kola yol alan, savaş örgütü NATO’ya bekçilik yapan iktidarın bağımlılık ilişkileri ülkeyi yeni felaketlere sürüklüyor. Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Ortadoğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir. Ülkenin dört bir tarafı emperyalist kuşatma altında. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdite dönüşmüş durumda. Bu gerici sarmaldan çıkarmak ülkenin önündeki en güncel ödevlerden bir tanesi. 1919’da işgale karşı 1968’de bağımsızlık için mücadele veren gençler, kitleler, yurt severler bugün bir kez daha ülkelerine sahip çıkıyor.
YENİ BİR KURTULUŞ YOLUNU AÇACAĞIZ
Önder İşleyen - SOL Parti Sözcüsü
19 Mayıs emperyalist işgale karşı bir kurtuluş arayışının ifadesiydi. 19 Mayıs’la başlayan yürüyüş saltanat-hilafet makamlarında oturan iktidar sahiplerinin teslimiyetlerine karşın Anadolu halkının direnişleri ile adım adım birleşti. Anadolu coğrafyasına yayılmış direnişler “Kongrelerle” bir araya gelerek, bağımsızlık yollarını açtı.
Emperyalist merkezlerin yönelimleri Türkiye’nin teslim olmuş saltanat-hilafet idaresi altında kalması yönündeydi. Bu kuşatmayı kırarak kazanılan bağımsızlık, saltanat-hilafet gericiliğini de geride bırakarak yeni bir Cumhuriyet’i yarattı. Bu bağımsızlıkçı ve ilerici yönelimleriyle kurulan Cumhuriyet kapitalizmle bütünleşme eğilimleri ile birlikte ve asıl olarak da ABD ile soğuk savaş ekseninde girilen ilişkilerle yeniden sömürgeleştirme yoluna sokuldu. NATO’ya katılımla başlayarak, ikili anlaşmalar ve askeri yapı başta tüm devlet yapısı bu doğrultuda yeniden yapılandırılmaya başlandı. Deniz’lerin Mahir’lerin DEV-GENÇ’in önderlik ettiği 1960’ların ikinci yarısındaki devrimci mücadele bu yeniden sömürgeleştirmeye karşı yeni bir toplumsal isyan olarak gelişti. 12 Mart’larda 12 Eylül’lerde ABD-NATO kontrolündeki darbelerle bu toplumsal uyanış dalgası bastırılarak Türkiye bugünkü karanlığa varacak bir yöne savruldu.
Bugün altı çizilmesi gereken en önemli noktalardan birisi artık Cumhuriyet’in laik, demokratik ve bağımsızlık kazanımlarının büyük oranda tasfiye edilerek bir İslamcı faşizme dönüştürülmüş olması gerçeğidir. Böyle bir gerici rejimin kurulması da ABD’nin doğrudan müdahaleleri ile onun tarafından kurdurulan AKP’nin iktidara getirilmesiyle başlayan sürecin içinde, bir dizi büyük operasyonlardan 2010 gibi referandumlardan geçilerek, türlü hile, baskı ve zorbalıkla kuruldu.
Bugün de Türkiye tarihi bir eşiğe gelmiş durumda. 19 Mayıs’lardan geçilerek kurulmuş bir Cumhuriyet, ABD güdümlü bir monarşik-gerici düzen olarak kalıcılaştırılmaya çalışılıyor. AKP ve MHP kendi çürümüş iktidarlarını kurtarmak için ABD’nin bu dayatmasının gönüllü kulluğuna soyunuyor; NATO’nun yeni hareket üstlerinin kurulması planları ile ülkemiz bu haydut emperyalist merkezlerin bir üssü olarak kullanılıyor.
NATO Zirvesi de Barrack’ın hayırlı monarşiler sözleri de, Trump’ın bugünkü iktidar sahiplerinden harika çocuklar diye söz etmesi de hepsi bu iktidar altında Türkiye’nin nasıl bir felaket içine sürüklendiğinin bir göstergesi. Buna karşı Türkiye emekçi halkları bugün de bir kurtuluş arayışı içerisinde topraklarımızı savunmak için, özgürlüklerini savunmak için bulunduğu her yerde direnmeye çalışıyor. Bugün de her yerdeki direnişlerimizi, karşı çıkışlarımızı, savunmalarımızı ortaklaştırmak ve halkın dayanışmasını çoğaltarak yeni bir kurtuluş yolunu açmak bizim sorumluluğumuz. Bunu bugün de bir kez daha halkın kendi kararlılığı, halkın kendi birleşik örgütlü gücü başaracak. Bu yolda Anadolu halkının işgale karşı direnişinden, Deniz’lerden Mahir’lerden bugünlere uzanan anti-emperyalist mücadele birikimlerimiz en büyük güvencemiz ve kurtuluş için çağrımız olacak.

BİR 19 MAYIS ÖYKÜSÜ... “YA HEP BERABER, YA HİÇ BİRİMİZ!” HEDEFİ TÜM ÖGELERİYLE GERÇEKLEŞİR!
Prof. Dr. Taner Timur
Öykü aslında 16 Mayıs 1919’da başladı. O gün akşamüzeri Mustafa Kemal Paşa, Boğaz’da, Sarayburnu açıklarında demirli bulunan Bandırma vapurunda çok düşünceli, bir o kadar da kaygılıydı. Bir gün önce Yunan ordusu İzmir’e çıkmış, daha sonra da Anadolu’nun içlerine doğru yayılacak işgali başlatmıştı. Durum zordu; arkasına Üçlü İtilaf’ı, özellikle de İngiltere’yi almış olan Yunanlılar nasıl durdurulacaktı?
Gerçekten de yedi yıldır o cepheden bu cepheye koşuşmuş halk çocukları yorgun ve perişandı. Ayrıca Samsun’a yola çıkanlar işbirlikçi mütareke basınında kuşku ve endişe kaynağı olmaktan kurtulamıyordu. Yoksa Bandırma vapuruna binmeye hazırlanan ekip, İttihatçı çılgınlıkları bu kez de Anadolu’ya yaymak isteyen Fırka’nın yedek takımı mıydı? O günlerde -içerde ve dışarda- İttihatçı nefreti o kadar yaygındı ki Bandırma vapurunun yolda batırılacağı söylentileri bile çıkmıştı. Üstelik bu husumet, farklı nedenlerle de olsa, halk tarafından da paylaşılıyordu ve direnişte “düzenli ordu”nun kurulmasını geciktiren başlıca neden oldu. Öyle ki iki yıl sonra, savaş sırasında İnönü, Bursa’dan dönen bir askeri kafileyi durdurarak, subaylara, “İçinde bulunduğumuz vaziyeti bilesiniz; Padişah düşmanınızdır, yedi düvel düşmanınızdır; bana bakın, kimse işitmesin, millet düşmanınızdır!” demek zorunda bile kalacaktı. (İnönü, Hatıralar).
Oysa 19 Mayıs 1919’da Samsun yolcularının bu tehlikelere karşı alabileceği ciddi bir önlem yoktu. Sadece Kemal Paşa, Bandırma vapuru kaptanına “Düşman devletlerinin herhangi bir vasıtasının gadrine uğramamak için sahile yakın bir rota tutunuz!” emrini vermişti. Öyle de yapıldı ve vapur şiddetli fırtınalar arasında, 19 Mayıs sabahı erken saatlerde Samsun limanına ulaşmayı başardı. Askeri bando eşliğindeki karşılama törenine halk da sevgi gösterileriyle katıldı. Osmanlı-Türk tarihinde bir dönem kapanıyor, ıstırap ve engellerle dolu yeni bir dönem başlıyoru. Samsun’da başlayan uzun ve çileli yürüyüş, dört yıl sonra da Lozan’da barış ve yeniden yapılanma coşkusubile noktalanacaktı. Tarihimizde Ümmetçiliğe karşı Laik Cumhuriyet yolunda umutla dolu yeni bir sayfa açılıyordu! Aradan inişli çıkışlı yıllar geçti. Varılan noktada ise dileriz özgürlük üzerindeki tüm kara bulutlar dağılır ve “Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın! (M. Akif)” bir zamanda “Ya hep beraber, ya hiç birimiz!” hedefimiz tüm ögeleriyle gerçekleşir! 19 Mayıs Gençlik Bayramı tüm devrimci demokrat yurtseverlere kutlu olsun!
∗∗∗
19 MAYIS’IN IŞIĞINDA MÜCADELE ZAMANI
Hakan Okçal - Emekli Büyükelçi
19 Mayıs, bir avuç insanın cesaretle her türlü zorluğa, işgale ve içten gelen ihanete karşı kararlılıkla başlattığı başkaldırıdır. O günün Türkiye’sine baktığımızda, bugünkü şartlarla kıyaslanamayacak kadar kötü ve umut kırıcı bir tabloyla karşılaşırız. Ancak İstiklal Savaşı’nın önderleri, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, hem kendi inançları hem de halka duydukları sonsuz güvenle bir an bile tereddüt etmediler.
Amasya Tamimi’nde yer alan "Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır" ilkesi, o karanlık dönemde güvenilecek yegâne gücün halk olduğunu ilan etti. Nitekim kasaba kasaba örgütlenen yerel direnişler, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile birleşerek Ankara’da sarsılmaz bir iradeye dönüştü. Toplum içinde zaman zaman karamsarlığa kapılanlar olsa da halkın azmi; işçi sınıfının hak arayışında, köylülerin doğayı koruma çabasında, gençlerin, emekçilerin ve emeklilerin sesinde çok net bir şekilde hissediliyor. İşin umut verici tarafı, bu gidişattan memnun olmayan tüm siyasi ve toplumsal çevrelerde somut bir iş birliği ve dayanışma havasının oluşmuş olması. Bu topraklarda fedakârlıklar hiçbir zaman boşuna yapılmadı. Geçmişte 68 kuşağının Deniz Gezmiş ve arkadaşları öncülüğünde Samsun’dan Ankara’ya başlattığı "Mustafa Kemal Yürüyüşü"ndeki ruh, bugün de aynı canlılıkla yaşıyor. Dolayısıyla hiç kimsenin karamsarlığa kapılmasına gerek yok. Umut, sadece iç siyaset ve toplumsal dinamikler için değil, dış dünyadaki kuşatılmışlığa karşı da en büyük kalkanımız. Bugün Türkiye’nin etrafında savaşlar, krizler ve kötü yönetimden kaynaklanan dış politika hataları bulunabilir. Ancak bu diplomatik ve stratejik yanlışların tamamı düzeltilebilir. Ülkenin hak ettiği özgür, müreffeh ve aydınlık günlere kavuşması için karamsarlığı bir kenara bırakmalı; ortak mücadeleye fedakarca katkı sunmaya devam etmeliyiz.
