5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde yayımlanan YENİ RAPOR!..
5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Türkiye’nin çevre karnesi yine kötü çıktı. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin 2026 İstanbul Çevre Durum Raporu, İstanbul’un su, atıksu, hava kirliliği, kentleşme ve denetim süreçlerinde ağır bir ekolojik baskı altında olduğunu gösterdi. Raporda en çarpıcı başlık ise Kanal İstanbul güzergâhındaki Sazlıdere Barajı oldu. İstanbul’un 15 günlük su ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahip barajın, toplu konut projeleriyle yapılaşmaya açılması “su hakkı” ve “yaşam hakkı” tartışmasını büyüttü...
Kuraklık kapıda, havzalar inşaatta:
İstanbul’un suyu da havası da şantiyede
İstanbul’un su geleceği açısından kritik önemdeki baraj, iktidarın “küresel vizyon” ve “lojistik hamle” olarak savunduğu projenin merkezinde yer alıyor. Barajın koruma alanları, toplu konut projeleriyle yapılaşmaya açıldı. Çevre örgütleri, meslek odaları ve muhalefet, projenin İstanbul’un su varlıkları, tarım alanları ve ekolojik bütünlüğü açısından geri dönüşü olmayan sonuçlar yaratacağı uyarısında bulunuyor.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin hazırladığı rapor da bu uyarıları somut verilerle destekledi. Sazlıdere Barajı’nın yaklaşık 56 milyon metreküp depolama kapasitesiyle Avrupa Yakası’nın su dengesinde önemli bir unsur olduğu hatırlatıldı. Buna rağmen baraj çevresinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle başlatılan Yenişehir Rezerv Yapı Alanı kapsamındaki toplu konut projelerinin, barajın mutlak ve kısa mesafeli koruma havzalarını doğrudan tehdit ettiği kaydedildi.
Raporda, “Sazlıdere Barajı’nın yok edilmesi telafi edilemez ve geri dönüşsüz bir kayıp anlamına gelecektir” değerlendirmesi yapıldı.
BARAJIN STATÜSÜ DEĞİŞTİRİLMİŞTİ
Kanal İstanbul güzergâhında yer alan Sazlıdere Barajı’nın kullanım amacı, 15 Eylül 2022 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla değiştirilerek içme suyu kaynağı olmaktan çıkarılmıştı. Sazlıdere/Sazlıbosna-Hacımaşlı mevkiinde planlanan TOKİ projesinin, Sazlıdere Barajı’nın mutlak, kısa, orta ve uzak mesafeli koruma alanlarına girdiği belirtildi.
İçme suyu havzalarının mutlak koruma alanlarında su arıtma tesisi dışında hiçbir yapıya izin verilmemesi gerekirken, barajın içme suyu statüsünün değiştirilmesiyle yapılaşmanın önü açıldı. Yıllık verimi yaklaşık 55 milyon metreküp olan Sazlıdere Barajı’nın İstanbul’un 15 günlük su ihtiyacını karşılama potansiyeli taşıdığı anımsatıldı. Barajdan çekilen suyun Terkos Barajı ile birlikte İkitelli İçme Suyu Arıtma Tesisi’nde arıtılarak şebekeye verildiği de belirtildi.
Bu tablo, İstanbul’un zaten kırılgan olan su güvenliği açısından ciddi bir risk anlamına geliyor. Barajın devreden çıkarılması, özellikle Başakşehir, Arnavutköy, Esenyurt ve Avcılar ilçelerinde su talebinin yüksek olduğu dönemlerde yeterli su verilememesi riskini doğurabilir.
KUZEYDE “MEGA PROJELER” ZİNCİRİ
Kanal İstanbul, yalnızca bir su yolu projesi değil; İstanbul’un kuzeyini dönüştüren “mega projeler” zincirinin son halkalarından biri. Kuzey Marmara Otoyolu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı, Kuzey Demiryolu Geçişi ve Sazlıdere çevresindeki yapılaşma, Kuzey Ormanları başta olmak üzere sulak alanlar, tarım ve mera arazileri üzerinde geri döndürülemez ekolojik kırılmalar yarattı.
Bugün Sazlıdere çevresinde yükselen şantiyeler, yıllara yayılan planlama kararlarının sonucu. 2012’de Avrupa Yakası’nın Karadeniz kıyılarında 42 bin 300 hektarlık alan üçüncü havalimanı, üçüncü köprü ve Kanal İstanbul projeleri kapsamında rezerv yapı alanı ilan edildi. Böylece İstanbul’un kuzeyi adım adım ulaşım, inşaat ve gayrimenkul projelerine açıldı.
Bu nedenle Sazlıdere çevresindeki yapılaşma, yalnızca bir baraj havzası tartışması değil. Kentin kuzeyinde su havzalarının, ormanların, tarım alanlarının ve yaşam alanlarının parça parça imara açılması anlamına geliyor.
İklim krizinin ve kuraklığın derinleştiği bir dönemde, hâlâ İstanbul’un su sisteminin parçası olan bir barajın gözden çıkarılması “su hakkı” ve “yaşam hakkı” tartışmasını büyütüyor.
MELEN’E BAĞIMLILIK ARTIYOR
İstanbul’un su kaynaklarına ilişkin veriler de tabloyu ağırlaştırıyor. 2025 yılında İstanbul’a sağlanan ham suyun yalnızca yüzde 38’i barajlardan, yüzde 62’si ise Melen, Yeşilçay regülatörleri ve kuyulardan temin edildi. Bu durum, kentin kendi havzalarını koruması gerekirken giderek dış kaynaklara ve enerji maliyeti yüksek sistemlere bağımlı hale geldiğini gösteriyor.
İktidar, Sazlıdere Barajı’nın devreden çıkmasının İstanbul’un su ihtiyacını tehlikeye atmayacağını, Melen Projesi ve diğer altyapı yatırımlarıyla bu kaybın yönetilebileceğini savunuyor. Ancak çevre mühendisleri ve muhalefet, Melen sistemindeki yapısal sorunlara ve gecikmelere dikkat çekerek, hâlihazırda işleyen bir su kaynağının gözden çıkarılmasının İstanbul’u daha büyük bir susuzluk riskiyle karşı karşıya bırakacağını belirtiyor.
Yaklaşık 170 kilometre uzaktan pompajla taşınan Melen suyu, yüksek altyapı yatırımı, yoğun enerji tüketimi ve artan işletme gideri anlamına geliyor. Tek bir havzaya aşırı bağımlılık ise kuraklık, altyapı arızası ya da havza kirliliği gibi krizlerde İstanbul’u su kesintisi riskiyle karşı karşıya bırakabilir.
KURAKLIK KAPIDA, HAVZALAR İNŞAATTA
İstanbul’un su güvenliği yalnızca Sazlıdere meselesiyle sınırlı değil. Barajlara yağışlardan gelen su miktarı 2021’de 812,5 milyon metreküpken 2025’te 552,6 milyon metreküpe geriledi. Beş yıldaki yaklaşık yüzde 32’lik düşüş, iklim krizinin İstanbul’un su kaynakları üzerindeki baskısını artırdığını gösteriyor.
1 Ocak 2026 itibarıyla İstanbul’daki su kaynaklarının doluluk oranı yüzde 18,71’e kadar düştü. Bu oran son beş yılın en düşük seviyesi olarak kayda geçti. Yani İstanbul, bir yandan kuraklık ve iklim krizinin baskısıyla karşı karşıya kalırken, diğer yandan içme suyu havzaları yapılaşma ve gayrimenkul projelerine açılıyor.
MARMARA’YA YENİ YÜK
Kanal İstanbul çevresinde planlanan yeni yerleşim alanları yalnızca Sazlıdere Barajı için değil, Marmara Denizi için de yeni bir baskı anlamına geliyor. İstanbul’da toplanan atıksuyun önemli bir bölümü hâlâ yalnızca fiziksel ön arıtmadan geçirilerek Marmara Denizi’ne deşarj ediliyor. Bu durum denizin taşıma kapasitesini zorlarken, müsilaj başta olmak üzere ekolojik krizleri derinleştiriyor.
Mevcut atıksu altyapısı tartışma konusuyken, Kanal İstanbul çevresinde oluşturulacak yeni nüfusun su tüketimini, kanalizasyon yükünü ve deniz deşarjı baskısını artıracağı belirtiliyor. Böylece proje, yalnızca bir kanal ya da konut meselesi olmaktan çıkıp Marmara Denizi’nin geleceğini de ilgilendiren bir ekolojik risk başlığına dönüşüyor.
İSTANBUL DEV ŞANTİYEYE ÇEVRİLDİ
Mega projelerle birlikte İstanbul’un kuzeyi yalnızca su havzaları açısından değil, hava kalitesi açısından da baskı altında. Trafik ve inşaat faaliyetleri, kentteki PM10 ve NO2 kirliliğinin başlıca kaynakları arasında gösteriliyor. Kentin dev bir şantiyeye çevrildiği koşullarda hava kalitesinde iyileşme beklenemeyeceği vurgulanıyor.
Kanal İstanbul ve çevresindeki konut projeleri de bu nedenle yalnızca su kaynakları açısından değil, hava kirliliği ve halk sağlığı açısından da riskli görülüyor. Çevre mühendisleri, mega projelerden vazgeçilmesi, inşaat ve yapılaşma faaliyetlerinin kontrol altına alınması ve trafik kaynaklı emisyonların azaltılması gerektiğini belirtiyor.
DENETİM MEKANİZMASI ZAYIFLIYOR
ÇED raporuna göre yalnızca Kuzey Marmara Otoyolu’ndan 1.465,1 hektarlık, yani yaklaşık 2 bin 52 futbol sahası büyüklüğünde orman alanı etkilendi. İstanbul’un kuzeyindeki yapılaşma baskısını büyüten bir diğer sorun da çevresel denetim süreçlerindeki zayıflama. ÇED süreçlerinin çevreyi koruyan bir denetim aracı olmaktan giderek uzaklaştığı belirtilirken, yönetmelik değişiklikleriyle özellikle maden ve inşaat sektörlerinde ÇED’e tabi olma eşiklerinin yükseltildiği, bazı kapasite artışlarının ise ÇED kapsamı dışına çıkarıldığı ifade ediliyor.
Bu tablo, Kanal İstanbul ve çevresindeki yapılaşma kararlarına yönelik denetim tartışmasını da büyütüyor. Çevre mevzuatındaki güvencelerin zayıflatılması, doğal alanları madencilik, enerji, ulaşım ve inşaat projelerine karşı daha savunmasız hale getiriyor. Meslek odaları ve çevre örgütleri ise bu süreci, İstanbul’un su havzalarının ve kuzey ekosisteminin sermaye projelerine açılması olarak değerlendiriyor.
Meral Danyıldız / Birgün

