“FAİZİN YÜKSEKLİĞİNİN ANA SORUNU EKONOMİK DEĞİL SİYASİ”!
İbrahim Kahveci, 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonun ardından tahvil ve kredi faizlerinde yaşanan yükselişi inceledi. Enflasyondaki yaklaşık 7 puanlık düşüşün piyasa faizlerine yansımadığını belirten Kahveci, siyasi risk kaynaklı ek faiz yükünün kamu ve özel sektör toplamında 2 trilyon lirayı geçtiğini hesapladı...
Kahveci'den 19 Mart hesabı: Muhalefete
operasyonların faiz maliyeti 2 trilyonu aştı
KARAR yazarı ekonomist İbrahim Kahveci, bugünkü köşe yazısında muhalefete yönelik operasyonların Türkiye ekonomisine getirdiğini savunduğu ek faiz maliyetini mercek altına aldı. 19 Mart 2025 öncesi ve sonrasındaki tahvil, ticari kredi ve politika faizi verilerini karşılaştıran Kahveci, enflasyon gerilemesine rağmen finansman maliyetlerinin aynı oranda düşmediğine dikkat çekti.
Kahveci’ye göre piyasa faizleri, ekonomik göstergelerin işaret ettiği seviyelerin üzerinde seyrediyor. Aradaki farkın temel nedeni ise ekonomiden çok siyasi risklerin yükselmesi.

TAHVİL FAİZİ ÜÇ GÜNDE 13,5 PUAN ARTTI
Kahveci’nin aktardığı verilere göre 18 Mart 2025’te yüzde 38 seviyesinde bulunan kısa vadeli tahvil faizi, 21 Mart’ta yüzde 51,5’e yükseldi. Böylece tahvil faizinde yalnızca üç günde 13,5 puanlık artış yaşandı.
Aynı dönemde yüzde 39,05 olan yıllık enflasyonun bugün yüzde 32,11’e gerilediğine işaret eden Kahveci, enflasyondaki düşüşün yaklaşık 7 puan olduğunu belirtti.
Buna rağmen tahvil faizlerinin yüzde 41-42 bandında bulunduğunu kaydeden Kahveci, ekonomik göstergelere göre söz konusu oranın yüzde 32-34 aralığında olması gerektiğini savundu.
“TİCARİ KREDİ FAİZİ YÜZDE 45-47 OLMALIYDI”
Yazıda, Şubat-Mart 2025 döneminde yüzde 55-56 bandında seyreden ticari kredi faizlerinin operasyonların ardından yüzde 59-60 seviyesine yükseldiği ifade edildi.
Son ticari kredi faizinin yüzde 54,57 olduğunu aktaran Kahveci, enflasyondaki düşüş de hesaba katıldığında kredi faizlerinin bugün yüzde 45-47 aralığında bulunması gerektiğini ileri sürdü.
Kahveci şu değerlendirmeyi yaptı:
“Kısaca olması gerekenden 7-8 puan daha yüksek. Bugün tahvil faizleri de yüzde 32-34 aralığında olması gerekirken yüzde 41-42 seviyelerinde geziniyor.”
KAMU İÇİN 600 MİLYAR LİRALIK EK MALİYET HESABI
Kahveci, faizlerdeki yüksek seyrin kamu borçlanma maliyetini olması gereken seviyenin en az yüzde 20 üzerine çıkardığını hesapladı.
Mart 2025’ten bu yana kamunun yaklaşık 3 trilyon lira faiz ödemesi yaptığını belirten Kahveci, bunun üzerinden siyasi operasyonların kamuya getirdiği ek faiz maliyetinin en az 600 milyar lira olduğunu savundu.
Haziran 2026 itibarıyla kamunun toplam borç stokunun 14 trilyon 993 milyar lira olduğunu aktaran Kahveci, bunun 7 trilyon 729 milyar liralık bölümünün döviz, 7 trilyon 264 milyar liralık bölümünün ise TL cinsinden borçlardan oluştuğunu belirtti.
Kahveci’nin hesaplamasına göre kamu, TL cinsinden borçlanmada yıllık yaklaşık 595-600 milyar liralık ek maliyetle karşı karşıya.
ÖZEL SEKTÖRE YÜKÜ 1,5 TRİLYON LİRA
Kahveci, siyasi risk nedeniyle özel sektörün de normal koşullara göre yaklaşık yüzde 15 daha yüksek faiz ödediğini ileri sürdü.
Yazıda, özel kesimin bu yılın ilk beş ayında bankalara yaklaşık 4 trilyon lira, geçen yılın mart-aralık döneminde ise 6,5 trilyon lira faiz ödediği belirtildi.
Yaklaşık 10 trilyon liralık toplam faiz ödemesinin yüzde 15’ini ek maliyet olarak değerlendiren Kahveci, özel sektörün üstlendiği yükü en az 1,5 trilyon lira olarak hesapladı.
Kahveci, kamu ve özel sektör birlikte değerlendirildiğinde toplam maliyetin ulaştığı seviyeyi şöyle açıkladı:
“Muhaliflere operasyonların ülkeye yüklediği ek faiz maliyetinin yaklaşık 2 trilyon liraya vardığını söyleyebiliriz.”
YILLIK ÖZEL SEKTÖR FAİZ YÜKÜ 8,7 TRİLYON LİRAYA ULAŞABİLİR
Yazıda, şirketler ile bireylerin kredi kartları dahil toplam kredi borcunun 23,1 trilyon lira olduğu, bunun 16 trilyon 587 milyar liralık bölümünün TL cinsinden kredilerden oluştuğu aktarıldı.
Bu yılın ilk beş ayında TL krediler için ödenen faizin 3 trilyon 627 milyar liraya ulaştığını belirten Kahveci, mevcut eğilimin sürmesi halinde yıllık faiz ödemesinin 8,7 trilyon liraya çıkabileceğini ifade etti.
Kahveci, özel sektörün siyasi risk nedeniyle üstlendiğini düşündüğü yıllık ek faiz maliyetinin 1,3 trilyon lirayı aşacağını öne sürdü.
“FAİZİN YÜKSEKLİĞİNİN ANA SORUNU EKONOMİK DEĞİL SİYASİ”
Sanayi odaları ve iş dünyası kuruluşlarının faiz indirimi çağrılarına değinen Kahveci, enflasyondaki düşüşün piyasa faizlerine yansımamasının nedeninin siyasi gelişmeler olduğunu savundu.
“Faizin yüksekliğinin ana sorunu ekonomik değil siyasidir. Enflasyondaki düşüş bir türlü piyasalara yansımıyor. Bunun da nedeni muhalefete yönelik operasyonların ta kendisidir.”
Yüksek faizlerin yalnızca borçlanma maliyetlerini değil, yatırımları ve istihdamı da etkilediğini belirten Kahveci, finansman yükü nedeniyle faaliyetleri bozulan şirketlere ve işini kaybeden çalışanlara dikkat çekti.
Kahveci yazısını şu ifadelerle tamamladı:
“Faiz düşsün istiyorsanız muhalefete bakışınızı değiştireceksiniz. Bu ülkeye yüklenen muhalefete operasyon maliyeti sadece faiz üzerinden 2 trilyon lirayı çoktan buldu.”
Kahveci’nin ortaya koyduğu 2 trilyon liralık tutar, resmî olarak açıklanmış bir maliyet hesabı değil; faizlerin siyasi gelişmeler yaşanmasaydı ulaşabileceği seviyelere ilişkin varsayımlara dayanan bir ekonomik analiz niteliği taşıyor.

