Savaş, Enflasyon Ve Kur Baskısı...

 TCMB’nin faizi yüzde 37’de tutması, yılın ikinci yarısında enflasyon, büyüme ve kur politikası için daha temkinli bir döneme işaret ediyor...

Türkiye ekonomisinde yılın kalanı: Faiz indirimi beklentisi savaş, enflasyon ve kur baskısıyla ertelendi

Türkiye ekonomisinde yılın ikinci yarısına girilirken ana gündem, savaş kaynaklı dış şokların enflasyon ve kur üzerindeki etkisi ile Merkez Bankası’nın faiz patikasında ne kadar alan bulabileceği oldu. Yılın başında 2026 boyunca faiz indirimlerinin kademeli şekilde başlaması beklenirken, küresel belirsizliklerin artması ve enerji fiyatlarındaki yükseliş bu beklentileri öteledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 23 Temmuz’daki Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit bıraktı.

Karar, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanmadan para politikasında gevşemeye gidilmesinin sınırlı bir seçenek olarak görüldüğünü ortaya koydu. Savaşın yeniden alevlenmesi, kur ve fiyatlama davranışları üzerindeki baskının devam ettiğine işaret ediyor.

Üst üste dizilmiş madeni paralar, TCMB amblemi ve arka planda piyasa grafikleri.
TCMB faiz kararı sonrası piyasalarda enflasyon, kur ve büyüme dengesi yeniden öne çıktı.

Yılın ilk yarısında yaşanan gelişmeler, küresel risk iştahındaki zayıflamanın Türkiye gibi dış finansmana duyarlı ekonomiler için borçlanma maliyetlerini artırabildiğini gösterdi.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan süreç, petrol fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinden enflasyonist baskıyı güçlendirdi. Bu tablo, özel sektörün yüksek faizlere ilişkin şikayetlerine rağmen TCMB’nin daha erken bir faiz indirimi yapmasını zorlaştırdı.

Merkez Bankası’nın karar metninde temmuz ayında enflasyonda “geçici” bir artış beklentisine işaret etmesi, savaş kaynaklı şokların zayıflaması halinde sonbaharda faiz indirimlerinin yeniden tartışılabileceği şeklinde değerlendiriliyor. Ancak bu ihtimal, petrol fiyatlarının seyri, döviz kurundaki hareketlilik ve enflasyon beklentilerinin bozulup bozulmayacağına bağlı.

KÜRESEL ŞOKLAR TAHMİNLERİ DEĞİŞTİRDİ

Yıl başında öne çıkan temel senaryolarda 2026 sonunda enflasyonun yüzde 23 civarında gerçekleşmesi, politika faizinin yüzde 28’e gerilemesi ve büyümenin yüzde 4 seviyesinde kalması bekleniyordu. Daha iyimser tabloda enflasyonun yüzde 18’e kadar inmesi, kötümser tabloda ise yüzde 29’a yaklaşması olası görülüyordu.

Ancak ilk altı ayın ardından görünüm, kötümser senaryoya daha yakın bir noktaya kaydı. Enerji fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, küresel büyüme tahminlerini aşağı çekerken küresel enflasyon beklentilerini yukarı taşıdı. Türkiye açısından etki daha belirgin; çünkü enerji ithalatına bağımlılık ve yüksek üretim maliyetleri, dış şokların iç fiyatlara daha hızlı yansımasına neden olabiliyor.

Bu nedenle yıl sonunda enflasyonun yüzde 29-30 bandına yakın seyretmesi ihtimali güçlenmiş durumda. Böyle bir tabloda TCMB’nin reel politika faizini enflasyonun birkaç puan üzerinde tutma eğilimini koruması beklenebilir. Büyüme tarafında ise yıl başındaki yüzde 4’e yakın beklentilerin yerini, yüzde 3’lü seviyelere inen daha zayıf bir görünüm alıyor.

Dış dengeler açısından bir diğer önemli başlık Euro/Dolar paritesi. Yılın başında daha şahin bir Avrupa Merkez Bankası ve faiz indirmesi beklenen ABD Merkez Bankası varsayımıyla paritenin 1,25 seviyesine çıkabileceği öngörülüyordu. Ancak savaşla güçlenen dolar, yıl sonu için 1,15 civarında daha olası bir tabloyu gündeme getirdi. İthalatının önemli kısmını dolar, ihracatının önemli bölümünü euro üzerinden yapan Türkiye için bu değişim cari denge üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

KUR POLİTİKASINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK SINAVI

Türk lirasındaki reel değerlenme politikası, enflasyonu düşürme hedefinin önemli araçlarından biri olarak kullanılıyor. Ancak üretimin ithal ara mala bağımlı olduğu ekonomilerde güçlü yerel para, bir yandan fiyat artışlarını sınırlarken diğer yandan cari açığı büyütebiliyor. Dezenflasyon süreci uzadıkça bu ikilem daha görünür hale geliyor.

2001 sonrası dönemde TL’deki değer kazancı büyük ölçüde sermaye girişleriyle desteklenmişti. Son yıllarda ise kurdaki görünüm daha çok kontrollü kur politikası ve rezerv yönetimiyle şekillendi. Bu farklılık, mevcut programın kırılgan noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Savaşla artan enerji faturası ve güçlü TL’nin dış ticaret dengesi üzerindeki etkisi birleştiğinde, kurdaki reel değerlenme politikasının daha hızlı gevşemesi gündeme gelebilir.

Nitekim son dönemde TL’nin aylık değer kaybının yaklaşık yüzde 1,8 seviyesine çıktığı görülüyor. Bu durum, finansal istikrar ile fiyat istikrarı arasındaki hassas dengenin yeniden ayarlandığını düşündürüyor. Kurda ani bir düzeltme enflasyon görünümünü bozabileceği için Merkez Bankası’nın adımlarını kontrollü ve kademeli atması bekleniyor.

Ekonominin yılın kalanında daha sağlıklı bir zemine oturması için yalnızca faiz ve kur politikasına yüklenmek yeterli görünmüyor. Kronik cari açık sorununu azaltacak üretim modeline geçiş, dezenflasyon sürecinin maliyetini de düşürebilir. Bu çerçevede geniş kapsamlı destekler yerine ihracata, verimliliğe ve yatırıma dönük daha hedefli teşvikler öne çıkıyor.

Maliye politikasının talebi artıran harcamalar yerine arz kapasitesini güçlendiren alanlara yönelmesi de kritik önem taşıyor. Enflasyon kalıcı biçimde gerilemeden faizlerde erken ve hızlı indirim ya da kurda sert değer kaybı, kısa vadeli rahatlama sağlasa bile orta vadede fiyat istikrarı ve finansal güven açısından daha yüksek maliyet yaratabilir.

12punto

➽ Paylaş:
“AKP karanlığının erişim yasağı ile engellediği SivriSinekCaz'a ücretsiz Opera VPN ile kolay ve sorunsuz erişebileceğinizi biliyormuydunuz?..”
Okurlara..