AKP, MHP, DEM ve İmralı ne derse o!..
'Her şey onların kapalı kapılar ardında sürdürdüğü pazarlıklarla ilerliyor. Bu pazarlığın bir yerinde 2028 seçimleri ve yeni anayasa var mı yok mu sorusunun da anlaşılan bu çerçeve dolayısıyla hiçbir önemi bulunmuyor...'
AKP, MHP, DEM ve İmralı ne derse o:
Halktan neyi kaçırıyorlar?..
Suriye’de Esad iktidarının düşmesinin hemen öncesinde Bahçeli tarafından startı verilen süreç ‘son İmralı ziyaretiyle birlikte yeni bir aşamaya taşındı’ deniliyor.
Ancak o aşama ne, hangi eksen üzerinden pazarlıklar sürüyor, İmralı’ya kim gitti, gidenler ne konuştu, konuşulanlar açıklanacak mı yoksa yine saklanacak mı, kim hangi pazarlığın sonucunda serbest kalacak ya da içerde kalmaya devam edecek, Komisyon yoğun programından fırsat bulup da ne zaman toplanacak, toplandığında bu kez halktan hangi bilgileri saklayacak hepsi ayrı bir soru işareti.
Peki, gerçekten neler oluyor?
Komisyon’a zahmet olmuyor mu?
Meclis’te “çözüm süreci” için kurulan bir komisyon var malum.
Kurulduktan sonra sadece iki başlıkta gündeme girebilen bu komisyon (gizli toplantı kararı ve İmralı’ya gidiş), bir türlü “vekillerin yoğun programı” dolayısıyla toplanamıyor.
İmralı ziyareti öncesi oylama yapılacak gün defalarca güncellendi, şimdi de “tarihi önemde”, “çok kritik” denilen İmralı ziyareti sonrası ne zaman toplanacaklar diye bekleniyor.
Belli ki Meclis’e uğrayamayacak kadar yoğun olan vekiler, Komisyon için de uygun zaman bulmakta zorlanıyor.
Bu yüzden de önce dün yapılacağını duyurdukları toplantıyı 1 Aralık’a ertelediler, sonra da 1 Aralık’ı 4 Aralık olarak güncellediler.
Tekrar ertelerler mi ayrı bir soru işareti ama toplanmaya pek niyetleri var gbi görünmüyor.
Ancak işin tuhafı toplanmalarının da bir hükmü bulunmuyor.
Komisyon İmralı’ya AKP, DEM, MHP, EMEP ve TİP’in “evet” oylarıyla gitmişti. Şimdi yeniden bir araya gelecekler ve İmralı’da kayıt altına alınan tutanağı konuşacaklar.
Bu tutanağın “halkla paylaşıp paylaşılmayacağı” ise bilinmiyor. Beklenti yine bir oylama yapıp bu oturumu da halktan kaçırmaları.
Daha önceki tüm kritik toplantılarda yaptıkları gibi.
Peki, neyi saklıyorlar gerçekten?
Ülkede barışı ve kardeşliği getirecek dedikleri süreç için madem çok kritik konular konuşuldu, kritik kararlar alındı, bunları ilan edecekleri toplantıları neden kamuoyundan, halktan kaçırıyorlar?
Belki de halktan kaçırmaları gereken bir yol haritaları olduğu içindir…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in açıkladığı AKP teklifi tam da bunun işareti değil mi:
Helikopterin kalktığı, indiği belli olmayacak. Gidildikten sonra bir gün sorulacak, ‘O iş yapıldı’ denecek. Hatta istiyorsanız kimin gittiği bile gizli kalabilir, ‘CHP’den biri gitti’ deriz. İlla gelin” dedi. Ben de “Gitmek mi bu o zaman?” dedim. O da “Bu iş böyle olacak” dedi. Bu ziyaretten bizi alıkoyan neyse, AKP de bunu görüyor. Bunun kendince bir maliyet yaratacağını düşünüyor.
Demirtaş parantezi: Pazarlık sürüyor
Öyle bir süreç ki, her şey pazarlık usulüyle ilerliyor.
Bir AİHM kararı sonrası Demirtaş serbest bırakılacak mı sorusu ortaya atılıyor.
Bu sorunun ardından Bahçeli “süreç için hayırlı olacaktır” diyor ve yeşil ışığı yakıyor. Sonra gözler Erdoğan’a dönüyor, itiraz etmemesi tahliye için yeterli görülüyor, Adalet BakanIı çıkıyor, “karar inceleniyor, söz mahkemenin” diyor.
Tüm bu sürecin ardından Demirtaş’ın ailesi ve yakınları Diyarbakır’dan Edirne’ye tahliye haberi için yola düşüyor ve bu adımın üzerinden yaklaşık üç hafta geçmesine rağmen en ufak bir adım atılmıyor.
Belli ki bu başlıkta da pazarlıklar sürüyor.
Hemen her konunun bir “alma”, “verme” taktiği üzerinden ilerlediği süreçte Demirtaş’ın kimin talebiyle içerde tutulduğu dahi bilinmiyor. Bilinen tek şey, mahkeme kararlarıyla tutulmadığı.
Arınç üzerinden gelen son Erdoğan açıklaması, Kandil’den yapılan açıklamalar, İmralı’nın itirazları iddiası orta yerde dururken, kimse bu konuda net bir açıklama yapmıyor.
Her şeyin gizli kapaklı yürütüldüğü bir ortamda hukuksuz ve sonuna kadar siyasi bir mahkeme kararının da gizli kapaklı bir pazarlığın sonucunda kaldırılıp kaldırılmayacağı tartışılıyor. Üstelik benzer kapsamda birçok isim olmasına rağmen sadece tek bir kişi için... Tam da bu düzene yakışan şekilde.
İki taraf da kararlı ama hangi konuda?
“‘Süreç madem ilerliyor neden hala adım atılmıyor?' yönünde eleştiriler olduğunu biliyoruz. Her şeyin zamanı var. Halkımızın kafasında binlerce soru işareti var. Hem devletle hem Sayın Öcalan'la görüşen biri olarak söylüyorum; her iki taraf da sorunun çözümü için büyük bir irade ortaya koymuştur."
Bu sözlerin sahibi DEM İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan.
Yani Buldan’a göre ortada hiçbir sorun yok, her şey yolunda. Hem devlet hem Öcalan kısmında işler gayet iyi gidiyor deniliyor.
Peki, hangi yönde?
“Her şeyin zamanı var” diye yanıtlıyor Buldan.
AKP ve MHP ile yürütülen sürecin doğrultusu konusunda bir türlü halka bilgi verilmiyor, tıpkı yukarıda aktardığımız çözüm ve pazarlık sürecinde olduğu gibi.
Birileri kapalı kapılar ardından konuşuyor, pazarlıklar yürütüyor.
Birbirleriyle samimi pozlar veriyor, her şey yolunda diyorlar ama sonuç olarak neyi konuştuklarını bir türlü öğrenemiyoruz.
Neden böyle?
Sürecin başından bu yana bu sürecin zemini ne diyen soran herkes “barış karşıtı”, “savaş düşkünü” ilan edildi. Neyin pazarlığı yürüyor diye soranlara “Kürt düşmanı” etiketi yapıştırıldı.
Kimse “Demirtaş’ın serbest bırakılması için yürütülen pazarlığın hangi noktasındasınız?”, “Bu kadar kritik denilen bir İmralı ziyaretinden sonra Komisyon’u günlerce toplamaya bile ihtiyaç duymamanızın nedeni ne?”, “Komisyon ile birlikte İmralı’ya giden AKP’li vekil neden yalan söyleyip hastanedeyim dedi?”, “İmralı-DEM-AKP ekseninde süren pazarlık konuları ne, hangi başlıklarda anlaştığınızı neden halka açıklamıyorsunuz?”, “Bu sürecin doğrultusu ne, hangi zeminde hareket ediyorsunuz, nelerde ortaklaştınız?” sorularını sorsun istenmiyor.
Bu soruları soranların hepsi büyük bir AKP-MHP-DEM lincine maruz kalıyor.
Peki, gerçekten hangi eksende ilerliyorsunuz?
Onlar yanıt vermemekte kararlı, biz özetin özetini aktaralım:
1923’e karşı Yeni Osmanlıcık, sermaye sınıfının bölgede yayılma ve yeni hamilik noktaları elde etme planı doğrultusunda hamle, emperyalizmin yeni bölge tasarımıyla mutlak uyum ve tabii ki “İslam kardeşliği” temelli gerici bir zemin…
Tam da bu yüzden her şey onların kapalı kapılar ardında sürdürdüğü pazarlıklarla ilerliyor. Bu pazarlığın bir yerinde 2028 seçimleri ve yeni anayasa var mı yok mu sorusunun da anlaşılan bu çerçeve dolayısıyla hiçbir önemi bulunmuyor.

