Bahçeli’nin “Darağacı” sözleri ve Öcalan’ın asılması için ip atması olayı!..
Darağacı edebiyatı ve
terör gölgesinde yeni yargı paketi
“Bakınız, şu yaşımda mertçe ve dürüstçe haykırıyorum, yeter ki Türkiye ve Türk milleti barış, huzur ve sükûnet bulsun, yeter ki terör hayatımızdan kalıcı olarak sökülüp atılsın; bizim sonumuz da varsın darağacı olsun.”
Siyasal rakibi olan ve mevcut yasalara ve uygulamalara göre “Süreç” konusundaki çelişkilere işaret eden, üstelik de MHP’nin tabanını eriten İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun sözlerine, çok da nezih olmayan ifadelerle verdiği yanıtta, sanki “İktidar bir şey yapıyormuş da kendisi muhalefette, buna karşı çıkıyormuş ve bu bir kahramanlıkmış gibi” konuşmuş.
Oysa kendisi iktidarda.
Üstelik bugünkü İktidar-Yargı ilişkilerinde, yargı üzerinde sahip olduğu güç bağlamında herkesi hapse yollamak ya da tahliye etmek gücü de bizzat kendi ellerinde.
***
Bahçeli’nin “Darağacı”nı gündeme getiren bu sözleri herkese, Erdoğan’a, PKK elebaşısı Öcalan’ın asılması için ip atması olayını getirdi.
7 Temmuz 2007 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’nde Hamdi Ateş imzalı haberde olay anlatılmış: (Haber çok ayrıntılı, ben sadece olayın özetini aldım)
“İp Bahçeli’nin fikriymiş.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Yozgat ve Çorum mitinglerinde MHP’ye yüklenmiş ve ‘Şimdi el altından terörist başı hakkında idam kararı varmış da biz idam etmemişiz gibi takdim ediyorlar. Bölücü başını kendilerine teslim ettiklerinde İmralı’da odasını hazırladılar’ demişti.
Bahçeli, ‘O dönem 129 milletvekili olan MHP’yi, ‘Neden asmadın?’ diye suçluyorsun. Tek başına iktidar olan sensin. Neden asmadın? Oğluna gemi alacak kadar paran var da onu asacak kadar ip mi alamıyorsun?’ dedi.
Ardından korumasına dönen Bahçeli, ‘Ver şu ipi’ dedikten sonra, ‘Al da as’ diyerek ipi kalabalığın üzerine fırlattı.”
***
“Terörsüz Türkiye” ve “Barış Süreci” sloganlarıyla:
Bazıları ağır hastalıklarla boğuşan CHP’li belediye başkanlarının ve saygın belediye çalışanlarının hapse atıldığı...
DEM Parti mensuplarının da bunlara eklendiği...
Son Fatih Altaylı olayında da görüldüğü gibi, bazı gazetecilere haksız ve hukuksuz mahkûmiyetler verildiği...
Ekrem İmamoğlu ve Merdan Yanardağ’a, akıl almaz “Casusluk” suçlamasının yapıldığı...
Televizyonlara el konulduğu...
HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala ve Tayfun Kahraman gibi GEZİ Direnişi Davası mağdurlarının hâlâ hapiste olduğu...
Bazı mahpusların, hakları için, ölüm orucu tuttuğu...
TBMM mensuplarının, mahkûm olan Terör Örgütü elebaşısını muhatap alarak ayağına gittikleri...
Bir ortamda, On Birinci Yargı Paketi gündeme getirildi.
Buna, İktidarın Ceza Hukuku düzenlemelerinde başrolü oynayanlardan Prof. Adem Sözüer, X ortamındaki @AdemSozuer adlı hesabından şöyle isyan etti:
“Yargı Paketlerini tartışmak anlamlı mı?
Yargı bağımsızlığı devre dışı.
TBMM çoğunluğu AYM’nin iptal kararlarını tanımıyor.
Bir mahkeme hem Anayasa Mahkemesi kararını uygulamıyor hem de AYM ‘yetki gaspı’ yaptı diyebiliyor.
Ve yer yerinden oynamıyor.
Nitekim HSK bu tür hukuka aykırılıklara ses çıkarmıyor.
Ama kimi ‘kritik’ davalara bakan hâkimlerin görev yeri değiştiriliyor.
YouTube kanalında eleştirel bir söze, bu fiili saldırıdır denip 4 yıl 2 ay ceza verilebiliyor.
Kayıt dışı hukukun keyfiliğinin hüküm sürdüğü bir yerde, bir kanun değişikliğinin (malum paketlerin) gereklilik, doğruluk veya faydasını tartışmak anlamlı olabilir mi?
Eşitlik ilkesine aykırı ve amacı adalet olmayan değişikliklerin sadece yeni sorun ve haksızlık ürettiği konusunda yeterli tecrübe edinmedik mi?
Öncelikle AYM/AİHM kararlarını uygulayıp hukuka dönüş için adım atmalı ve yargı bağımsızlığı sağlanmalı.”
***
“Bu satırları ‘içeride’ okuyanlar neler düşünüyorlardır acaba” sorusu aklıma geldiğinde, zaten hasta olan kalbim sıkışıyor, çok ama çok üzülüyorum!


