İstanbul'a yeni yıkım tehdidi: INRAIL, Kuzey Ormanları'nı parçalayacak!
Kuzey Ormanları ve İstanbul’un su havzaları yeni bir yıkım dalgasıyla karşı karşıya. Dünya Bankası tarafından 2 milyar dolarlık finansmanı onaylanan 127 kilometrekarelik Kuzey Demiryolu Geçişi (INRAIL) projesine Sazlıdere’den uyarı geldi...
İstanbul'a yeni yıkım tehdidi:
INRAIL, Kuzey Ormanları'nı parçalayacak
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi öncülüğünde Sazlıdere Havzası’nda bir araya gelen çevre mühendisleri ve yaşam savunucuları, 12. Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası kapsamında İstanbul Çevre Durumu Raporu’nu paylaştı.
Gazete Pencere'den Melike Ceyhan'nın haberinde, İstanbul’un kuzeyindeki ekolojik tahribatın boyutlarını gözler önüne seren raporda, 16 milyona yaklaşan nüfusuyla kentin plansız kentleşme ve iklim krizi kıskacında olduğuna dikkat çekildi.
Rapora ilişkin bilgi veren TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, İstanbul'un plansız kentleşme, deprem tehlikesi ve iklim değişikliği karşısında son derece savunmasız bırakıldığına dikkat çekti. 1980’li yıllardan bu yana uygulanan piyasacı politikaların su havzalarını, kuzey ormanlarını ve kıyı alanlarını nasıl hızla yok ettiğini anlattı. Kentin kuzeyini hedef alan mega projelerin ekolojik bütünlüğü tamamen parçaladığını vurgulayan Yaşayan “İstanbul'un kuzeyini hedef alan 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu ve İstanbul Havalimanı gibi entegre mega projeler, kentin ekolojik bütünlüğünü tahrip etmiş; yalnızca Kuzey Marmara Otoyolu sebebiyle dahi bin 465 hektarlık (yaklaşık iki bin futbol sahası büyüklüğünde) orman alanı yok edilmiştir.” dedi.
SAZLIDERE VE ÖMERLİ HAVZALARI RANT KISKACINDA
Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı projesi nedeniyle su havzalarının geri dönüşsüz bir tahribata uğradığını belirten Yaşayan'a göre, Sazlıdere Barajı'nın içme suyu statüsünün bir gecede iptal edilmesi tamamen ranta dayalı bir hamle. Benzer bir tehlikenin Anadolu Yakası'nın can damarı olan Ömerli Havzası için de geçerli olduğunu aktaran Yaşayan, bölgeye kurulmak istenen organize sanayi projesine karşı verdikleri hukuki mücadeleyi anımsatarak, şunları söyledi:
Bir 'su yolu' projesinden ziyade bir 'gayrimenkul geliştirme' projesi olarak başlatılan Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı projesi kapsamında, su havzalarımız geri dönüşsüz bir tahribata uğramıştır. Rant uğruna, İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan, yıllık verimi 55 milyon m³ olan Sazlıdere Barajı'nın içme suyu maksatlı kullanımı cumhurbaşkanlığı kararı ile iptal edilmiş, bölgede TOKİ ve Emlak Konut eliyle toplu konut inşaatlarına başlanmıştır. Bu yapılaşma baskısının bir benzeri, İstanbul’a verilen suyun yaklaşık yarısını tek başına karşılayan Anadolu Yakası'ndaki Ömerli Havzası üzerinde de yaşanmaktadır."
YENİ TEHLİKE KUZEY DEMİRYOLU GEÇİŞİ
127 kilometrelik Kuzey Demiryolu Geçişi (INRAIL) projesinin "yeşil dönüşüm" adı altında pazarlanmasına rağmen aslında İstanbul'un son doğal varlıklarını lojistik koridoruna dönüştürme girişimi olduğunu belirten Yaşayan, Türkiye'nin kasım ayında ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi öncesindeki büyük çelişkiye dikkat çekti. Hükümetin çevre politikalarını eleştiren Yaşayan, şu soruyu yöneltti:
“Bir yanda iklim kriziyle mücadele, uyum politikaları, yeşil dönüşüm söylemleri dile getirilirken; diğer yanda ormanlar, su havzaları, tarım alanları ve ekosistemler madencilik, enerji ve mega proje yatırımları uğruna geri dönüşsüz biçimde tahrip edilmektedir. Termik santraller nedeniyle hava, su ve toprak kirliliği derinleşirken; acele kamulaştırma kararlarıyla köylüler yerlerinden edilmekte, bölgesel geçim kaynakları daralmaktadır. Soruyoruz: Ekolojik yıkımın derinleştiği bir tabloda Türkiye iklim liderliğine hangi bağlamda soyunacaktır?"
DEPREM GÜVENLİĞİ VE ÇED YÖNETMELİĞİNDEKİ ZAAFİYETLER
İstanbul'u bekleyen olası deprem felaketinde İSKİ'nin attığı adımların olumlu olduğu kadar eksik de kaldığına işaret eden Yaşayan, Ömerli ve Kağıthane arıtma tesislerinde henüz güçlendirme çalışmalarına başlanmamasının ciddi bir zafiyet doğurduğunu ifade etti. Öte yandan ÇED yönetmeliğindeki son değişikliklerin denetimleri tamamen işlevsizleştirdiğini aktaran Yaşayan, Marmara Denizi’ndeki müsilaj krizine dair ise şu uyarılarda bulundu:
"Marmara Denizi’ne sadece İstanbul’dan değil, çevre illerden ve çeşitli sektörlerden de kirlilik geliyor. Örneğin Bursa, Kocaeli, Sakarya gibi illerdeki fabrikalar ve sanayi tesisleri atıklarını Marmara’ya dökülen nehirlere ve kanallara boşaltıyor. Ayrıca tarım arazilerinden gelen gübre ve kimyasal kalıntılar da suya karışıyor. Bu nedenle Marmara Denizi’nde havza bütünlüklü bir yönetim ile kirliliğin engellenmesi gerekmektedir. Bunların yanı sıra İstanbul’a düşen sorumluluk evsel nitelikli atık suların ileri biyolojik düzeyde arıtılmasıdır."
Yaşayan, kentin geleceğini kurtarmak amacıyla hazırladıkları acil çözüm maddelerini kamuoyuyla paylaşarak, konuşmasını şu net taleplerle sonlandırdı:
- Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı projesi derhal iptal edilmeli, Sazlıdere Barajı’nın içme suyu havzası niteliği yeniden tesis edilmelidir.
- Ömerli Baraj Havzasını tehdit eden Organize Sanayi Bölgesi projeleri durdurulmalı, Ömerli Barajı Taslak Havza Koruma Planı acilen onaylanarak yürürlüğe sokulmalıdır.
- Kuzey Ormanlarının tamamı 'Muhafaza Ormanı' ilan edilerek sıkı koruma altına alınmalı, İstanbul’u kuzeye doğru genişleten tüm projelerden vazgeçilmelidir.
- Kentimizin sağlıklı, dirençli ve ekolojik bütünlüğünü koruyan bir yaşam alanı haline gelmesi için mücadeleye devam edeceğiz."
'BETON ORMANINA ÇEVİRMEK İSTİYORLAR'
Kanal İstanbul ve mega projeleri eleştiren Kuzey Ormanları Savunucusu Rüya Kurtuluş ise söz konusu projeni yol açacağı tabloyu şöyle özetledi:
“İstanbul'un son kalan ormanlarını, tarım alanlarını, suyunu boğma, betona boğma projesidir. Bir yıl içinde binlerce TOKİ binaları oraya dikildi. Sadece burası değil Dursunköy'de Emlak Konut'un devasa bir inşaat alanı var. Bakkalıköy'ünde yine aynı TOKİ'nin beton ormanı var. İstanbul'u bir beton ormanına çevirmek istiyorlar. Üçüncü havalimanı denilen İstanbul Havalimanı binlerce hektar ormana mal oldu, suya mal oldu. Köylülerin yerinden edilmesine mal oldu. Burası bu kadar bakir alanda bu binlerce konut niye? Burası İstanbul'un son kalan tarım alanları, hayvancılık alanları, mandacılık var şu köylerden öteye gittiğimizde, hala direnmeye çalışan köylüler var. Ama çoğu satıp gitmek zorunda kaldı. Bütün bu projeler bir sürgün projesi aynı zamanda.”

